Hiçbir zaman kendimizi üç boyutlu algılayamıyoruz

Hiçbir zaman kendimizi üç boyutlu algılayamıyoruz
Hiçbir zaman kendimizi üç boyutlu algılayamıyoruz
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

“Beden ve çıplaklık deyince insanın aklına hemen sansasyon geliyor. Ama sergiye gelenler daha iyi görecektir. Bu işler onunla değil, gerçekten görmekle alakalı.” Meltem Işık, ‘Aynı Nehirde Bir Daha’ sergisinde, herkes gibi çıplak gözle vücutlarının ancak boyunlarının aşağısını görebilen modellerinin eline büyük bez parçaları tutuşturuyor. İşin çarpıcılığı, bu bez parçalarının üzerindeki vücut detayı baskıları... Galeri Nev’in yıllar sonra ilk kez açtığı ‘ilk serginin’ yaratıcısı Meltem Işık’la ‘Aynı Nehirde Bir Daha’yı konuştuk. 

İnsanların kendi bedeniyle ilişkisi hangi noktada ilginizi çekmeye başladı?
Aslında tam olarak kendimizi başkalarının gördüğü gibi görememek fikrinden yola çıktı. Hiçbir zaman kendimizi, vücudumuzu, kafamızı üç boyutlu olarak algılayamıyoruz. Bu her daim hayatımızın parçası olan önemli bir şey. Hep boyundan aşağısıyla sınırlı kendi bedenimize bakışımız. 

Modeller yakın çevrenizden insanlar, bazıları akrabalarınız. Nasıl bir çalışma süreciydi?
Hepsi çok yakınım olan insanlar, hepsi akrabam değilse de yakınlarım. Böyle bir proje üzerinde çalışacağımı söylediğimde iki kesin cevap vardı: ‘Hayır olmaz’ ve ‘evet’ olur... Dolayısıyla kimseyle öyle bir ısrar ilişkisi üzerinden gitmedik. Kabul edenlerle de işin, projenin yönünü birlikte belirlediğimiz güzel bir müzakere süreciyle gelişti. Onların katılımları çok değişik pencereler açtı bana. Hakikaten daha çok görmek üzerine bu işler. Ben de ilk stüdyoya girdiğimde onlara baktığım zaman düşündüğümden daha farklı şeyler görmeye başladım, o bez parçasını tutuşlarının kattıkları hoşlukları fark ettim. Hem bakmakla hem de onların istekleri doğrultusunda gelişti her şey. Özellikle detaylar konusunda, kimisi belli yerleri çekelim, belli yerleri çekmeyelim dedim. Ben de kimseyi rahat ettiği noktanın ötesine itelemedim. 

Bu sadece bir fotoğraf sergisi mi?
Öyle demek istemiyorum. Çünkü şu konuda rahat hissetmiyorum; fotoğraf konusunda bir eğitimim veya bilgim yok. Ama rahat ettiğim bir araç da aynı zamanda. Bu projede buna gerek olduğu için yaptım, fotoğrafçı olduğum için değil. 

Daha önceki işlerinizde de beden meselesi mi ağırlıktaydı?
Zannediyorum evet bunun üzerine uğraşıyorum. Bu kadar literal ve direkt değildi. Fotoğraf ve insan bedeni olunca ister istemez kesinlikle bunlar bedenle ilgili işler diyebiliyoruz. Ama daha önce Sabancı’da yüksek lisans sırasında heykel yaparken de kafamı kurcalayan ana şey insanın etrafındaki kişisel alandı. Daha önce Amerika ’da yaşamıştım sekiz sene. Buraya gelip uçaktan indiğimde o alanın daraldığını hissetmiştim. Tabii bu tamamen benim algım da olabilir, gerçeklikle alakası olmayabilir ama benim gerçekliğimi o oluşturdu. O kişisel alanın bulunduğunuz alana göre ya da insandan insana değişebilmesi ilgimi çekti. İlk heykellerimde de bunu işledim. Daha esnek malzemeler üzerine deneyler yapıyordum. Esnek kumaşlar üzerine sıvı malzeme uygulayarak, onları iterek çekerek bu esnekliği araştırdım. Hep sorguladığım bir şeydi; sınır, derimiz ve onun dışarıyla, diğer bedenlerle olan ilişkisi… 

İnsanın bedeniyle ilişkisi kültürel ortamdan bağımsız da değil. Ama bu sergide sadece beyaz bir fon önünde çıplak bedenleri görüyoruz, bu kişilerin kültürel arkaplanlarına dair hiçbir veri yok gibi...
Kültürel olanla ilişkisi değil de, insanın yalnızken yaptığı bir şey başka insanların ortasına getirildiğinde ne hissedildiğine, o değişikliğe odaklı bir sergi. Bir özel alan var ve o özel alanı sergi alanında birebir boyutlarda gören izleyici ne hissediyor? Öyle bir gerilim ilgimi çekti. Ve bu hepimizin yaşadığı bir şey. Kendimizle ilişkimiz anafikir olduğu için kültürden o anlamda bence bağımsızız. Beyaz bir fonun önünde olması da o yalnızlığa dair bir şey diyebiliyoruz.
31 Mart’a kadar Galeri Nev’de.