Hissettirilmeden müthiş bir baskı oluşturuldu

Hissettirilmeden müthiş bir baskı oluşturuldu
Hissettirilmeden müthiş bir baskı oluşturuldu

Tülay Günal ve Genco Erkal, 15 yıllık bir aranın ardından Dostlar Tiyatrosu nun müzikli kabaresi Ben Bertolt Brecth te buluştu. Fotoğraf: MUHSİN AKGÜN

Genco Erkal ve Tülay Günal'ı bir araya getiren 'Ben Bertolt Brecht', izleyicinin düzeni sorgulamasını istiyor. Brecht'in şiir, şarkı ve öykülerinden uyarlanan müzikli kabareyi Erkal ve Günal'a sorduk
Haber: İPEK İZCİ - ipek.izci@radikal.com.tr / Arşivi

Birçok kez Brecht oynamıştınız.
Genco Erkal: Evet, ilk Brecht oyunum 1965’te Ankara Sanat Tiyatrosu’nda ‘Arturo Ui’nin Yükselişi’ydi. Sonra başka oyunlar da geldi. Brecht ile çok iç içe yaşıyorum ben. Üç yazarım var. Onlar benim peşimi bırakmaz, ben de onlarınkini bırakmam. 

Biri Nâzım Hikmet...
Genco Erkal: Diğerleri Aziz Nesin ve Bertolt Brecht. Onların dünyaya bakışı, yazdıklarının içeriği beni çok yakından ilgilendiriyor. Hayatımı biçimlendiren yazarlar bunlar. Özellikle Brecht’in tiyatro anlayışı politik tiyatro yapmayı tercih ettiğimden bana çok yol gösterdi. 

‘Ben Bertolt Brecht’, sizin için ne ifade ediyor?
Tülay Günal: Genco Erkal’ın Brecht’in şarkılarından, şiirlerinden, oyunlarından oluşturduğu kolaj, bugünün düzenini eleştirdiği için çok değerli. Brecht barıştan, demokrasiden, haktan yana bir yazardır. Savaşa, faşizme karşıdır. Bu yüzden bu oyun benim için önemli bir noktada duruyor. 

Brecht, geçen yüzyıldan bugünü yazmış.
Tülay Günal: Evet, Genco Erkal’ın “Peşimi bırakmıyorlar” dediği Nâzım Hikmet, Brecht, Aziz Nesin gibi yazarların düzenle sorunu oldu hep. Kapitalist düzen dünyaya hükmettiği sürece de ‘Ben Bertolt Brecth’ gibi oyunlar geçerliliğini koruyacak. 

Politik tiyatro yapmanın sizin için bir farklılığı var mıdır?
Tülay Günal: Olmaz mı? ‘Sözü olan tiyatro’ önemlidir çünkü ben tiyatronun toplumları değiştirebileceğini düşünüyorum. Bernard Shaw’un bir lafı vardır “Şapkanızı vestiyere astığınızda, beyninizi de şapkayla birlikte asmayın” diye. Brecht de sorgulayan, seyircisine sorgulatan, düşündüren bir yazar, bu yüzden bu oyun benim ruhumla çok örtüşüyor. Bu kadar apolitik olma yolunda giderken, politik tiyatro daha da önem kazanacak ve kazanmalıdır da. 

İzleyici oyunun ardından kendine hangi soruyu sorsun istersiniz?
Tülay Günal: Oyunda diyoruz ki, “İyi bir insan olacağınıza, dünyayı öyle bir yere götürün ki iyilik beklenmesin. Ve bu dünyadan bir gün çekip gittiğinizde, ‘İyi bir insandı’ diyeceklerine ‘Arkasında iyi bir dünya bıraktı’ diyebilsinler.” Yani ‘Arkamda nasıl iyi bir dünya bırakırım?’ diye düşünmesini isterim seyircinin.
Genco Erkal: “Ben kimim, ne yapıyorum?”, “Bu oyunu izledikten sonra ne yapmalıyım? Hayatımda nasıl bir değişiklik yapmam gerekir?” diye düşünse fena olmaz... 

Oyunda diyorsunuz ki “Nasıl bir çağ bu çağ?” Ben de size sorayım, nasıl bir çağ bu çağ?
Genco Erkal: Brecht’in söylediği gibi karanlık bir çağ bence. Özellikle içinden geçtiğimiz dönemin çok karanlık olduğunu düşünüyorum. Birtakım insanların eline inanılmaz bir güç geçti ve onlar bizim hayatımızı karartmaya devam edecekler gibi geliyor. Onlarla mücadele etmek kolay değil ama hayat hiçbir zaman kolay olmadı. Nâzım, “Ben yanmazsam, sen yanmazsan, biz yanmazsak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?” diyor ya, aynen bunun gibi… İnsanların uğraşması gerek. 

Politik oyun üzerinden yorumlarsak tiyatro yapmak zorlaştı mı?
Tülay Günal: Tabii ki. Her şey giderek zorlaşıyor çünkü korkunç bir cendere altına alındı insanlar, sıkıştırıldılar. Hissettirilmeden müthiş bir baskı oluşturuldu. Oyunda da ‘Gün Gelir’ şarkısını bağıra bağıra söylemiyoruz. O baskıyı oyuncu olarak hissederek ve seyirciye hissettirerek söylüyoruz. Ki gördük, salon o şarkıyı resmen sessizce söyledi ve bence çok büyüleyici bir andı. Her alanda bunu hissediyoruz maalesef.
Genco Erkal: Baskılar oldu, oyunlarımız yasaklandı. ‘Alpagut Olayı’ adlı oyunu 1975’te Erzurum’da oynarken linç ediliyordum. Fethiye’de molotofkokteyli attılar sahnenin önüne geldi, önümüzde patladı. Davalar, yasaklamalar, eve gelip kitapları alıp götürmeler, tiyatroyu kapatmalar gibi bir sürü şey oldu. Bunları düşünüp de “Ay aman ben bunları yapmayayım” olmaz ki. Neye inanıyorsanız onu yaparsınız. 

Hiç bitmeyen tartışmalardan biri şu: Devletin tiyatrosu olur mu?
Tülay Günal: Kesinlikle olur. Hele ki bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde daha da önemlidir. Devlet Tiyatrosu’nun varlığı. Çünkü özel tiyatronun işleviyle devlet tiyatrosunun işlevi çok farklıdır. Devlet Tiyatrosu Shakespeare’i, Antik Yunan’ı, klasikleri oynayabiliyor. Ama bir özel tiyatro bunları oynayamıyor. Çünkü bunların hepsi çok para demek. Devlet Tiyatrosu her türlü turnelere çıkabiliyor, bu tür oyunları götürebiliyor. Bu yüzden o tartışma bana saçma gelmişti.
Genco Erkal: Bizim gibi ülkelerde devlet tiyatroları çok önemli. Sanatı piyasanın koşullarına, isteklerine bırakamazsın. Bıraktığınız anda seyirci en ucuz ve kolay algılanabilir şeyleri seçiyor. Diziler üzerinden seyircinin reyting olarak ne türde şeyler istediğini görebiliyorsun. Tiyatroyu da o kurallara bırakırsanız hiçbir şekilde hiçbir klasik oyun oynanamaz. 

Devlet Tiyatroları’nda yıllarca hiçbir temsilde yer almayan biri maaşını düzenli olarak alıyor ama.
Tülay Günal: Ama bütün bunlar “Devlet Tiyatrosu olmalı mı olmamalı mı?” noktasına gelmemeli. Bunlar oturulup tartışılınca iyileştirilebilecek şeyler. Diyarbakır Devlet Tiyatroları’nda mecburi hizmetimi yapmıştım ben. Bizden önceki arkadaşlarımızın Malazgirt’te Yüksekova’ya gidip sahne yokken bütün o masaları birleştirip oradaki insanlara tiyatro yaptıklarını biliyorum. Kim yapacak bunları?