Hoffmann'ın rüyalar âlemi

Hoffmann'ın rüyalar âlemi
Hoffmann'ın rüyalar âlemi

İstanbul Devlet Operası?nda Recep Ayyılmaz rejisiyle sahnelenen ?Hoffmann?ın Masalları?, sezonun en iyi yapımlarından.

Recep Ayyılmaz, 'Hoffmann'ın Masalları'nı günümüzde bir gece kulübüne taşımış. Offenbach'ın hüzünlü bir mizah barındıran bu ünlü operası, İstanbul'da eşsiz bir düşgücüyle zenginleşip, kaçırılmaması gereken bir temsile dönüşüyor
Haber: UFUK ÇAKMAK / Arşivi

İstanbul Devlet Opera ve Balesi Jacques Offenbach’ın ‘Hoffmann’ın Masalları’ adlı fantastik operasını Recep Ayyılmaz’ın muhteşem rejisiyle sahneye koydu. Eserde meşhur Alman şair ve yazar E. T. A. Hoffmann kendisini çevreleyen kalabalığa üç masalının kahramanlarına duyduğu aşkı anlatıyor. Her biri hayatın bir evresine tekabül etttiği düşünülebilecek üç ilişki de hüsranla biter. Fiziksel güzelliğiyle baş döndüren Olympia, ilk gençlik dönemine hitap eden tensel çekiciliğe sahiptir ama sonunda kukla olduğu ortaya çıkar. Acımasız kurtezan Giulietta para ve maddiyatın gücüne bel bağlayarak tükenişin hikayesidir. Olgun ve yumuşak karakterli şarkıcı Antonia ise ikinci baharın beklenen kurtarıcısı gibi görünür ama o da veremlidir. Her perdede şairi sağduyuya davet eden ve bir iç ses gibi işlev gören Nicklausse ve şairin yoluna taş koyan şeytani karakterler vardır. Böylelikle tutku ve ihtiyaçlarıyla savrulan, sıkışmış insanoğlunun varlığına hüzünlü bir bakış fırlatır bu opera. Eserin sonunda hikayelerini bitiren Hoffmann’ı sarhoşlukla sızmış ve bitkin hâlde görürüz; onu dinleyen kalabalık ise eğlencesine geri döner. Hayallere kavuşamama ve çökmüşlüğün en hüzünlü mizahını yapar böylelikle Offenbach.
Recep Ayyılmaz operayı eşsiz bir düşgücüyle yoğurmuş. Şairin hikayelerini anlattığı yeri günümüzün bir gece kulübü yapmış. Birinci hikâye yerin altını andırır bir atmosferde bir matruşka imgesi ile açılıyor. Sahnede kukla yapımcısı Splanzani’nin elinden çıkan Marilyn Monroe, Hitler, Che Guavera, Mozart gibi kuklalara tarih öncesi dinozorların da katılması, bir evren tarihi imgesi ortaya koyuyor. Ayyılmaz, Splanzani’yi adeta insanlığın oynayacağı kuklaları, ya da şöyle diyelim, bel bağlayıp anlam yükleyeceği ikonları üreten bir bilim adamına dönüştürmüş. Hoffmann’ın güzel fizikli Olympia’dan medet umması ile insanlık tarihinde bir tür kurtuluş ümidi ile yarattığımız ve sarıldığımız bütün figür ve izm’ler arasında çok başarılı bir parallelik kuruyor yönetmen. İçinden kendisinden başka bir şey çıkmayan matruşka bir başka başarılı mizansen. Özü boş tensel çekim aşkının sonuçsuzluğunu anlatıyor adeta. Diğer yandan matruşkanın içinden Olympia’nın çıkması Sovyet sosyalizminin gide gide pembe vaatli Amerikan kapitalizmini doğurması olarak da okunabilir. Politik ve bireysel düzeydeki anlamlandırmayı çok başarılı bir şekilde çakıştırıyor böylelikle yönetmen. Ayyılmaz’ın duygusal açıdan renklendirdiği Olympia rolünde Nazlı Deniz Boran bu çok zor koloratur aryası ile seyircide en çok iz bırakan şarkıcılardan biri.
Ayyılmaz’ın kulüp sahnesinde asansör kullanımı bir yer altı hissi veriyor. Ayrıca Süreyya’nın minicik sahnesinin daha geniş görünmesini sağlamış. 1. perdede delikten ulaşılan yer altı fikriyle de bütünleniyor. 2. perdede dekor olarak Venedik’in nehir kenarı merdivenlerini kullanması zekice. Daracık Süreyya sahnesinde karakterlerin hepsini açıklıkla sergiliyor böylelikle. 2. perdede Burçin Savigne, yumuşak bir lirizmle partisini başarıyla seslendiriyor. Orkestra, müzik tarihinin ünlü ve harika melodisi ‘Barkarol’ü çalarken bir an seyircilerin de mırıldanarak eşlik etmek isteyebilecekleri hissine kapılıyorsunuz. Ayyılmaz 3. hikâyeyi ise gelecek zamana taşıyor. Uzaysal tasarımda griler içinde görüyoruz karakterleri. Evren Ekşi Antonia’yı başarıyla okurken, operamızın parlayan yeni bir şarkıcısını görüyoruz bu sahnede: Frantz rolündeki Ahmet Baykara’nın sesindeki ışıltı gerçekten dikkat çekici.
Hani uykuya dalmadan önce karşılaştıklarımız aklımızda kalır da, rüyada onları tekrar görürüz ya, Ayyılmaz da açılış sahnesinde geçen unsurları (Marilyn Monroe tişörtleri, video), daha sonraki perdelerde tekrar ediyor. Şair kulüp sahnesinin kimi unsurlarını düşle karışan hikâyelerine katmış oluyor böylelikle. 3. perdede bir deliğin ağzını kapatan ve eskiliği anımsatan örümcek imgesinin robotik atmosferle birleşmesi ise gerçeküstü hissini artırıyor. Videodaki tekrarlı anne görüntüleri ise sözüm ona sevgiyi simgeleyen bir korumacılığın sevginin özünden uzak oluşu fikrini güzel desteklemiş.
Recep Ayyılmaz bilgisi, yaratıcılığı, imgeleminin genişliği, eserin diline karşı duyarlığı, mizansenleri ince ince çalışması ve yerlerine cuk diye oturtması ile topluluğu eğiten ve heveslendiren, harika işler çıkaran bir yönetmen. Mizansenleri derin araştırma ve kılı kırk yaran titizlik hissettiriyor. Clubber’ların giysi ve salınışlarına bakın. Salaş görünen ama en pahalı moda markası olduğu kesin izlenimi veren on ikiden isabet kostümlerle, bugünün resmiyetten uzak bir üst sınıf gece kulübünü ne kadar başarıyla somutlaştırıyor.
İDOB bu eserde tam bir yıldızlar geçidi yapmakta. Hoffmann rolünde Rumen tenor Badea oyunculuk ve şarkıcılık olarak çok başarılı. Her hecesini duyuran, Hoffmann’ı vücut dili olarak iyi bilen, yüksek enerjili bir şarkıcı. Lindorf’ta Murat Güney, Coppelius’ta Sedat Öztoprak, Nicklausse’ta Deniz E. Likos, Dapertutto’da Önay Günay, Miracle’da Kevork Tavityan ve adını sayamadığım diğer şarkıcılar genel olarak başarılı bir çizgideler. Operamızın yüz akı bu eseri mutlaka görün.

‘Hoffmann’ın Masalları’ bu akşam 20.00’de Süreyya’da.