Hollywood utanç kaynağı

Hollywood utanç kaynağı
Hollywood utanç kaynağı
!f İstanbul'a konuk olan İngiliz oyuncu Rupert Everett, "Şu ara gişe devi Hollywood filmlerinin çoğu eskiden B sınıfına sokulabilecek, çöplük diyebileceğimiz tarzda işler. Bence bu da büyük bir utanç kaynağı" diyor
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

Rupert Everett deyince ilk aklınıza gelen ‘En İyi Arkadaşım Evleniyor’daki malum ‘I Say a Little Prayer’ sahnesi olabilir, sorun yok. Ama İngiliz oyuncunun 1980’lerin başından bu yana gelen kariyerini Madonna’yla ‘kankalığından’, romantik komedilerdeki en yakın gay arkadaş rollerinden ibaret sanmak bayağı haksızlık. Eğer öyle yaparsak 16 yaşında üst sınıf ailesinin sunduğu olanakları tepip oyuncu olmak için Londra’ya gidişini, Colin Firth’ün karşısında ilk kez parladığı ‘Another Country’yi, eleştirmenlerin övgüyle karşıladığı edebiyat denemelerini ve en önemlisi henüz ortam bu kadar müsait değilken gay olduğunu açıklayarak yeni bir dönemin haberciliğini yapmış olmasını görmezden geliriz. Biz de hem ‘Zenne’yi sunmak hem de ‘Yeni Bir Dünya İçin Sinema ’ ödülünü almak için !f İstanbul ’a konuk olan Rupert Everett’la buluştuk. Yoğun röportaj ve ödül töreni trafiği arasında bize ayrılan sekiz dakikada bu yüklü tarihten koparabildiğimizi koparmaya baktık. 

Anılarınızı toparladığınız ‘Red Carpet and Other Banana Skins’te Elizabeth Taylor ve Bette Davis gibi klasik dönem yıldızlarının bu işe başlamanızdaki en büyük sebep olduğunu söylüyorsunuz. O eski ihtişam bugünün sinemasında da var mı sizce?
Bazen… Ama çoğu zaman değil. Bence birkaç ihtişamlı hanımefendi halen var ama zaten genel anlamda dünya da o kadar ihtişamlı bir yer değil artık. 

O yüzden mi sinema ihtişamını kaybetti?
Evet sebebin büyük bir kısmı o. 

Alışıldığın dışında ve isyankâr bir gençliğiniz oldu. Sizce bu dönem nasıl etkiledi kariyerinizin gelişimini ve rol seçimlerinizi?
Sıra dışı bir hayatım olmadı. Gerçekten orta sınıf usullerle yetiştirildim. Rol seçimlerim ve kariyerim bana göre şekillendi galiba. Sanırım, iş oyunculuğa gelince akışına bıraktım diyebilirim. 

Anılarınız dışında iki roman da yazdınız. Yazı yazmak rahatlatıcı bir uğraş mı sizin için?
Hayır, kesinlikle. Aksine çok zor geliyor. 

Şu aralar bir şey üzerinde çalışıyor musunuz?
Evet son kitabımı bitirmek için uğraşıyorum ve oldukça zorlanıyorum. 

Hakkınızda çıkan yazıları, röportajları şöyle bir tarayan birisi, ünlüler dünyasına dair sivri dilli yorumlarınıza da epeyce rastlar. Şöhretler dünyasına sinik bir bakışınız olduğunu söyleyebilir misiniz?
Ünlüler dünyasına eleştirel yaklaşıyor muyum, bilmiyorum. Ama bize sunulan işlere eleştirel yaklaştığım doğru. Şu ara gişe devi Hollywood filmlerinin çoğu eskiden B sınıfına sokulabilecek, çöplük diyebileceğimiz tarzda işler. Bence bu da büyük bir utanç kaynağı… Özellikle şu aralar dünyanın nasıl büyük bir krize doğru adım adım gittiği düşünülünce… Oyuncuların ve filmlerin bu krizi yansıtma konusunda önayak olması gerekiyor. Bunu bazen yapıyorlar, bazen de yapmıyorlar. Para kazanmak için yapılan büyük filmler, ailelerin toptan gitmesi hesaplanarak yapılan tuhaf fantezi hikâyeleri, ortaçağ peri masalları… Ve bunların büyük bir kısmı da işe yaramaz. 

Sebebi ne sizce?
Hollywood’da stüdyoları pazarlamacılar yönettiği için. Kitleleri sinemalara çekmek istiyorlar. Bunun ideali de küçük çocukları, anne babaları hatta dede ve nineleri, yani tüm aileyi sinema salonlarına çekmek. 

Şu aralar hangi haberler daha çok ilginizi çekiyor?
Dünyanın ta kendisi, ilgimi çekiyor şu ara. Suriye, Tunus, Mısır, Yemen’de olan bitenler. Her şey. Britanya’da olanlar, euro krizi… Şu ara çok fazla insanın başı belada. Örneğin 1920’lerdeki Wall Street’in çöküşünden ABD’de çok az insan etkilenmişti. Ama şimdi yolda yürüdüğünüzde bile kriz daha da derinleşirse nasıl karnımızı doyuracağız diyen sayısız insanla karşılaşabiliyorsunuz. Bence bu bayağı korkutucu. 

Sunumunu yaptığınız ‘Zenne’nin de irdelediği Ahmet Yıldız cinayetini ilk duyduğunuzda neler hissettirdi?
Şoka uğradım. Yaşadığım hayatı düşünüp kendimi şanslı gördüm. Ve bunun değerini daha çok bildim.

‘Stereotip’leştirilmek zaten işin doğasında
Kariyerinizin en hareketli zamanlarında gay olduğunuzu açıkladınız ki bu da daha önce pek de örneğine rastlanmayan bir durumdu. Şimdi ise Zachary Quinto, Neil Patrick Harris gibi örnekler var. Bugün nasıl bir ortam var sizce genç gay aktörler için?
Neil Patrick Harris açıklamak sorunda kaldığı için açıkladı. Zaten artık çok daha iyi bir noktaya gelindiğini falan da düşünmüyorum. Bence film endüstrisi hâlâ homofobik. 

Bir Britanyalı olarak Hollywood’da stereotiplerle boğuştuğunuzu hissettiniz mi hiç?
Bence herkes bir dereceye kadar stereotiplere hapsediliyor sinemada. Hep de böyleydi. Bazıları böyle bir muameleye maruz kalmıyor ama çoğunluk için tam tersi doğru. Bence ben de hapsedildim. Galiba işin doğası bu. 

Britanya’daki durum için de mi aynısı geçerli?
Evet. Eskiden oyuncular farklı farklı roller canlandırabiliyorlardı. Mesela beyaz bir adam sahnede Othello’yu canlandırabiliyordu. Şimdi bu mümkün olamaz. Bazen farklı roller alabiliyorsunuz. Ama genelde yapabildiğin roller için düşünülüyorsun. İnsanlar da seni öyle seviyorlar.

Everett’a ödülünü Yonca Şık verdi
Önceki gece Beyoğlu 360’ta gerçekleştirilen !f ödül töreninin en anlamlı sürprizlerinden biri de Rupert Everett’a ‘Yeni Bir Dünya için Sinema’ ödülünü vermesi için, tutuklu gazeteciler adına Ahmet Şık’ın eşi Yonca Şık’ın sahneye çağrılması oldu. Yonca Şık, ödülünü Everett’a “Baskının olduğu her alanda hissedildiği şu günlerde eşcinsel olarak, kadın olarak, Kürt olarak yaşamanın zor olduğunu biliyoruz. Ama biliyoruz ki baskının olduğu her yerde muhalefet de vardır. Bu ödülü yeni bir dünya için veriyorum” diyerek takdim etti. British Council işbirliğiyle İstanbul’a gelen Everett da bir ödül hak etmediğini söyleyerek !f’e teşekkürlerini sundu.
Meltem Cumbul’un sunuculuğunu yaptığı gecede festival kapsamında düzenlenen ‘Keş!f Uluslararası Film Yarışması’ ile ‘Kısa Film Yarışması’nda kazananlar da açıklandı. Yeşim Ustaoğlu’nun başkanlığında, Mısırlı aktivist oyuncu Khaled Abol Naga’nın da bulunduğu ‘Keş!f’ jürisi en ilham veren film ödülünü Valerie Massadia imzalı ‘Nana’ya verdi. Ben Rivers’ın ‘Denizde İki Yıl’ ve Leila Kilani’nin ‘Kıyıda’ filmleri mansiyon ödülleri aldı. ‘!f Kısalar’da en iyi film ödülü ise Ohan İnce’nin ‘Ali Ata Bak’a verildi.