Hollywood'un eşcinselleri

1970'li yıllar dünyanın, özellikle de İngiltere ve Amerika'nın toplumsal 'başkaldırılar'a sahne olduğu yıllardı.

LOS ANGELES - 1970'li yıllar dünyanın, özellikle de İngiltere ve Amerika'nın toplumsal 'başkaldırılar'a sahne olduğu yıllardı. Kadınlar 'kadınlık' haklarını arıyor, toplum Vietnam Savaşı'nı şiddetle kınıyordu. Bir diğer mücadele ise o yıllara kadar toplumun ikinci sınıf vatandaşlar olarak gördüğü gay ve lezbiyenlerin hakları içindi.
Hollywood'un eşcinsel oyuncuları, cinsel tercihlerini işlerini kötü anlamda etkilemesin diye belirtmeye çekinirdi. Belki de 1934 yılında, MGM stüdyolarında yaşanan acı tecrübeden kendilerine pay çıkarmışlardı.
O yıl, bahsi geçen stüdyoların patroniçesi olan Louis B. Mayer, 'gay' oyuncu William Hanes'e filmlerde oynamak istiyorsa evlenmesinin gerektiğini söylemiş, ters cevap alınca da oyuncuyla olan kontratını iptal etmişti. Bu olay, tek suçu cinsel tercihini belirtmek olan Hanes'e pahalıya patlamış, talihsiz oyuncu kariyerine son vermek zorunda kalmıştı.
Camdan duvar kayboluyor
Aradan yıllar geçti. Artık Hollywood, eşcinsel oyunculara karşı daha iyimser. Eğlence endüstrisinin gazetelerinden Variety'nin haberine göre eşcinsel stüdyo şefleri cinselliklerini gizlemiyor, yaptıkları filmlerde muhakkak lezbiyen ve gay hikâyelerine yer veriyorlar. Eşcinsellerin etrafındaki camdan duvar yavaş yavaş kayboluyor.
Bir dönemin sessiz karakterleri, cinsellikleriyle değil, kafalarıyla iş yaptıklarını anlatabiliyorlar artık. Tıpkı DreamWorks şirketinin kurucularından biri olan Dave Geffen, Fox 2000'in yardımcı başkanı Carla Hacken ve Disney'in animasyon şefi Thomas Schumacher'in yaptığı gibi. Onlar eşcinseller ve de son derece başarılılar.
Amerika'nın ünlü TV şovlarından 'Will ve Grace'in ana karakteri bir eşcinsel olsa da bu, şovun 12 dalda Emmy ödülüne aday gösterilmesine engel değil. Görünen o ki 1994 yılında, Armistead Maupin'in TV dizisi 'Tales of the City'nin (Şehir Masalları), Oklahoma yasalarınca 'aykırı' bulunması üzerine orta yaşlı iki erkeğinin yatak görüntülerini içeren sahnelerin makaslandığı günler geride kaldı.
Eşcinsellere ilişkin tabuların kırıldığına dair en çarpıcı örneklerden biri 19 yıl önce Los Angeles'ta 500 kişinin katılımıyla düzenlenen Outfest Gay ve Lezbiyen Festivali'nin bugün 40 bin kişinin buluşma yeri olması. Etkinliğe Outfest Film İdolleri ödülünü kazanan Robert Downey Jr. ve Vanessa Redgrave gibi ünlü isimlerde katılıyor..
Gelişmeler bununla da sınırlı değil. Film sezonu, eşcinsel temaların işlendiği filmlerin artmaya başlamasıyla daha da çeşitlendi. Mesela, gay oyuncu Rupert Everett'in öldürülen bir pop yıldızının sevgilisini canlandırdığı 'Who Shot Victor Fox?' (Victor Fox'u Kim Vurdu?), başrollerinde Ellen Barkin, Patricia Arquette ve James Caan'ın olduğu 'The Boom Boom Boom' (Güm Güm Güm) ve Juliette Lewis'le Lili Taylor'un iki lezbiyeni canlandırdığı 'Gaudi Afternoon', önümüzdeki
sezonu renklendirecek eşcinsellik temalı filmlerden.
Piyasaya çıkan yeni filmler, umut veren yaklaşımlara rağmen iş cinsiyete gelince özellikle büyük şirketlerin hâlâ 'canını sıkıyor'. Ancak işin ilginç bir boyutu da var. "İş lezbiyenliğe gelince, film stüdyoları, kadın oyuncuların daha çok rağbet görmesi de göz önüne alınırsa, toleranslı davranabiliyorlar." Bu sözlerin sahibi Scott Seomin 'gay ve lezbiyenlerin karalanması'na karşı olan bir örgütün üyesi.
Eşcinsel olduğunu gizlemeyen yapımcı komedyen Robin Tyler, lezbiyen-gay etkinliklerinde aktif rolü olan biri. Amerika Televizyon ve Sinema Artistleri Birliği'nde gay ve lezbiyenleri bir araya toplama çalışmalarını yürüten Tyler, lezbiyenler için bir parti düzenledi.
Tyler, her ne kadar "Geçmiş dönemlerde böyle bir parti yapılması düşünülemezdi" dese de, oyuncuların bu gelişimlere rağmen cinsel kimliklerini gizleme gerekçelerini yerinde bulduğunu belirtiyor ve "Cinsel kimliğinizin, işinizi etkileyeceğini bilmek ürkütücü. Hollywood, içinde korku barındıran bir endüstri" diyor. (The Guardian)