Hong Kong protestoları çağdaş sanatı şekillendiriyor

Hong Kong protestoları çağdaş sanatı şekillendiriyor
Hong Kong protestoları çağdaş sanatı şekillendiriyor
Necmi Sönmez, bir sergi için bulunduğu Hong Kong'ta içine düştüğü protestoları yazıyor: "Görüştüğüm herkes protestoların bu kentte düzenlenmiş en yaratıcı sanat etkinliği olduğunu düşünüyor. Meydanları dolduran gençlerin arasında gezinip onlarla konuştukça bizim Gezi günlerini hatırlıyorum

NECMİ SÖNMEZ/ AVARE İLHAMLAR

29 Eylül akşamı Hong Kong’ta başlayan demokrasi yanlısı eylem ve protestoları, Çin Halk Cumhuriyeti’nin 65. kuruluş yıldönümünün kutlandığı 1. Ekim günü yakından görmem mümkün oldu. Bilindiği gibi 155 yıllık İngiliz mandasından sonra 1997’de Çin’in “One country, two systems” ana fikriyle özel yönetim bölgesi (SAR) olarak tanımladığı Hong Kong, dünyanın en önemli finans merkezlerinden birisi. Neo Liberalizm’in bir yaşam biçimi olarak şekillendiği bu albenili kent, Beşiktaş Belediyesinin sınırlarına eşit bir toprak parçası üzerinde yedi milyona yakın nufüsuyla bir çırpıda anlaşılması mümkün olmayan “karmaşık” bir bütünlüğe sahip. Çin’in uluslararası anlaşmalarla demokratik bir yönetim garantisi verdiği bu kent, yakın zamana kadar bir seçime hazırlanıyordu. Ancak Komünist Parti ’nin şekillendirdiği Pekin Hükümeti, verdiği sözleri tutmaya yanaşmadı. Çin taktikleriyle, bir adım ileri iki adım geri Hong Kong’lular atlatıldıklarını anlamakta gecikmediler.

Hong Kong’un geleceğinin tehlike altında olduğun gören öğrencilerden oluşan bir grup, şehrin yönetildiği merkez olan Admiralty’de, kentin yönetiminden sorumlu vali Leung Chun-Ying’in istifası için oturma eylemine başlamıştı. Bu eylem inanılmaz bir hızla çığ gibi büyüdü. Kentin birçok yerindeki oturma eylemleri, caddelerin kapatılarak protesto alanı haline dönüşmesiyle adeta bir toplantı merkezi haline gelmişti. Kent trafiğinin ata damarlarının geçtiği bulvarların bile protestolar nedeniyle kapatılması sadece güncel yaşamı değil, Hong Kong borsasını bile etkiledi. Gece gündüz, bazen 35 derece varan ısıya rağmen alanlardan çekilmeyen protestoculara, lise öğrencilerinin, öğretmenlerin de katılımıyla başlayan grev dalgası, kenti adeta temellerinden sarsan bir halk ayaklanmasına dönüşmüştü.

Özünde demokratik hakların, politikacılar tarafından verilen sözlerin tutulmamasından kaynaklanan memnuniyetsizliğin yattığı bu eylemler, Kapitalist yaşam biçiminin vaat ettiği cennetin bir yalan olduğunun kavranması üzerine şekillendi. Öğrencilerin, sendikalı işçilerin ve memnuniyetsiz küçük burjuvaların kendilerini kavurucu güneşten korumak için kullandıkları rengârenk şemsiyeleri nedeniyle “Umbrella Revolution” adına alan bu protesto, sarı renkli kurdelelerde kendi sembolünü buldu.


Hazırlamakta olduğum bir serginin hazırlıkları nedeniyle geldiğim Hong Kong’ta oldukça yüklü olan programımı tamamlamakta zorluk çekmedim. Kentin trafiğe kapatılan merkezi bölgelerinde çalışmama rağmen metronun hiçbir zaman ka-panmaması sayesinde randevularım aksatmadım. Ama kiminle görüşürsem görüşeyim öncelikle konuştuğumuz olgu protestolar oluyordu. Sanat ortamı protestonun şu ana kadar bu kentte gerçekleştirilmiş en özgün sanatsal eylem olduğu konusunda fikir birliğindeydi. Hong Kong’taki çağdaş sanat müzesi M+ 2017’de açılacaktı. Ama görüştüğüm sanatçılar, sergi yapımcıları, sanat tarihçileri ve koleksiyonerler eylemlerin bir tür yaşayan müze olduğunu söylüyorlardı. Bu da fikir olarak bana çok cazip geldi.

Hong Kong’lular ne istiyorlar ve nasıl protesto ediyorlardı? Bunu gözlemlemek için akşamları kentin farklı bölgelerindeki eylem alanlarına giderek fotoğraf çekmeye, protestocularla konuşmaya başladım. Bir tür “alan çalışması” olarak gördüğüm bu gece turlarında “Gezi ruhuyla” karşılaşmak beni heyecanlandırdı. Sanki Taksim kalkmış Hong Kong’un göbeğindeki Central, Mon Kok, Cause Bay meydanlarına gelmişti. Aynı genç insanlar, aynı heyecanlı konuşmalar, dayanışmanın verdiği güçle su, meyva, kraker, kâğıt mendil dağıtan gruplar. Çöp torbalarını ellerinde gezdiren mankenler kadar güzel kızlar, çocuklarına masal okuyan genç aileler, fotoğraf, video çekerek bunları sosyal medya üzerinden paylaşan öğrenciler. Bu ortamdan etkilenmemek mümkün olabilir miydi?

Koruma bariyerlerinin arkasında duran polislerin sakinliği ve olayları sadece gözlemlemesi oldukça şaşırtıcıyla. Neredeyse altı günden fazla devam eden protestolara rağmen polis ne göz yaşartıcı bomba kullandı, ne de su sıkma eylemi gerçekleştirdi! Hükümet binalarının çalışmasını engelleyen protestocuları bariyerlerin arkasında tutmaya çalışan polisler sessizliği tercih etmişlerdi. Ama 5 Ekim günü protestoculara saldırmaya kalkan mavi kurdeleli gericiler silah kullanacak kadar işi ilerlettiğinde Hong Kong polisi tıpkı İstanbullu meslektaşları gibi olanları görmemezlikten geldi.
Güncel yaşamla, sokakla sanat arasında sınırı kaldırmak için çaba harcayan “yaratıcı çağdaş sanatın” şekillendiği Hong Kong protestoları, Kapitalist yaşam modelinden kurtulma çabasını filizlendirdiği için önemli bir eylem niteliğinde. Protesto alanlarında yürürken kulağıma çalan birçok dil arasında Türkçeye rastlayabilecek, duvarlardaki el yapımı afişlerde Türkçe bir ibare görebilecek miydim? Sonunda Nathan Road üzerinde park etmiş olan otobüslerin üzerinde bir ilana rasladığımda sevindim: Barış, Demokrasi, Kardeşlik. Tıklım tıklım son metroya kendimi zar zor attığımda bu yaşadıklarımın bir tür performans olup olamayacağını düşünüyordum.