Hüzün dolu filmler, acılı dizeler, inleyen nağmeler

Hüzün dolu filmler, acılı dizeler, inleyen nağmeler
Hüzün dolu filmler, acılı dizeler, inleyen nağmeler
Türkiye'de veremin tarihine yer veren #tarih dergisi, hastalığın edebiyatımızda ve sinemamızda bıraktığı izi de araştırmış. Mahmut Tokaç'tan derlenen yazıda Metin Erksan'dan Yılmaz Erdoğan ve İsmet Özel'e tüberkülozlu anlar ve satırlar yer alıyor.

Yeşilçam’ın siyah-beyaz günlerinden beri filmlere en çok konu olan hastalıktır verem. Veremi konu alan Yeşilçam filmlerinin en meşhurları arasında, başrolünde Sadri Alışık’ın oynadığı, bir yangın nedeniyle günümüze hiçbir kopyası ulaşamamış olan 1959 yapımı Metin Erksan imzalı “Hicran Yarası”; Ertem Eğilmez ve Bülent Oran’ın senaryolarını yazdığı, Ertem Eğilmez’in yönettiği, Hülya Koçyiğit ile Kartal Tibet’in oynadığı 1969 tarihli “Boş Çerçeve”; Filiz Akın ve Kartal Tibet’in başrollerini paylaştıkları 1970 yapımı “Beyaz Güller“ yer alır.
Yakın dönemlerde ise Özcan Alper’in yönettiği “Sonbahar”; 2. Dünya Savaşı döneminde Zonguldak’ta yaşayan ve genç yaşta veremden ölen şairler Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu’nun yaşam öykülerinin anlatıldığı, başrollerini Kıvanç Tatlıtuğ ve Mert Fırat’ın paylaştığı Yılmaz Erdoğan filmi “Kelebeğin Rüyası” filmi sayılabilir. 

          

MAKBER’İ YAZDIRAN VEREM OLDU

Şiir ve romanlarımızda da verem teması sıkılıkla işlenmiştir. Şair Abdülhak Hâmid Tarhan’ın (1852-1937) eşi Fatma Hanım veremdir ve hastalık üçüncü devresindedir. Hindistan’dan deniz yoluyla dönerken Fatma Hanım Beyrut’ta kötüleşir ve 1885’te orada ölür. Hâmid, her gün Fatma Hanım’ın mezarını ziyaret eder; geceleri de bir bodrum katında meşhur şiiri “Makber”i yazar:
Eyvah! Ne yer ne yar kaldı
Gönlüm dolu ah u zar kaldı
Şimdi buradaydı gitti elden
Gitti ebede, gelip ezelden (…)

Faruk Nafiz Çamlıbel’in (1898-1973) Han Duvarları bir diğer meşhur şiirdir:
Garibim namıma Kerem diyorlar
Aslı’mı el almış haram diyorlar
Hastayım derdime verem diyorlar
Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış’ım ben

Hayatı “Kelebeğin Rüyası” filmine konu olan ve veremden ölen şair Muzaffer Tayyip Uslu (1922-1946) “Kan” şiirinde şöyle yazar:
Önce öksürüverdim
Öksürüverdim hafiften
Derken ağzımdan kan geldi
Bir ikindi üstü durup dururken

Verem nedeniyle birçok defalar sanatoryumda yatmak zorunda kalan Rıfat Ilgaz, “Sanatoryumda Bir Doktor Konferans Verdi” şiirini şöyle bitirir:
Sanmayın şifası yok bu hastalığın
Tıbbın elinden ne kurtulur
İniyor ak gömlekli hekim kürsüden
Alkışlanır böyle vadedenler
Biz sadece öksürüyoruz…

İsmet Özel “Dişlerimiz Arasındaki Ceset” şiirinde, sistem eleştirisi yapar:
Saframızla kesemizi birleştiren anatomi bilgisi
Hadım tarih, kundakçı matematik, geri kafalı gramer
Evet, bunlar gizlice örgütlenerek alnımıza
Verem Olmak Üretimi Düşürür ibaresini çizer (…)

Halide Edip çocukluk yıllarını anlattığı Mor Salkımlı Ev romanında kendisi küçük yaşta iken veremden ölen annesi Bedrifem Hanım’a ait solgun hatıralara da yer verir. Aşk-ı Memnu’sunda Beşir ince hastalıktan muzdariptir. Kerime Nadir’in Hıçkırık romanı verem teması etrafında gelişir. Yaşar Kemal’in Hüyükteki Nar Ağacı romanında Memet ve arkadaşları verem salgını olduğunu bile bile, ölmeyi göze alarak para kazanmak için Çukurova’ya gitmekte diretmeleri anlatılır. Cenap Şahabettin, Cahit Sıtkı Tarancı, Peyami Safa, Mahmud Yesari, Rüştü Onur Türk edebiyatının vereme yakalanmış ünlü kalemleri arasında ilk akla gelenlerdendir. Bestekâr Hacı Arif Bey (1831-1885), karısı Zülf-i Nigâr Hanım’ın vereme yakalanıp günden güne erimesi üzerine güftesi Namık Kemal’e ait olan segâh makamındaki meşhur şarkısını bestelemiştir:
Olmaz ilaç sine-i sâd pâreme
Çâre bulunmaz bilirim, yâreme
Baksa tabîbân-ı cihan, çâreme
Çâre bulunmaz bilirim, yâreme

Veremi konu eden şarkılar tabii sadece klasik Türk müziğiyle sınırlı değildir. Türkülerde de genellikle aşığına kavuşamayan gençlerin dertlerinden verem oluşu anlatılır. Bir Gaziantep türküsünde ise bir Ermeni kıza aşık olan gencin acısı, veremle eşleşir:
Bahçelerde mor meni
Verem ettin sen beni
Ya sen İslam ol Ahcik
Ya ben olam Ermeni (…)

Merhum Neşet Ertaş usta da “Aradım Derdime Çare” adlı türküsünde aşk yüzünden genç yaşında vereme tutulduğunu anlatır:
Aradım derdime çare mi buldun
Bu sevda elinden sararıp soldum
Sefil Mecnun gibi Leyla’dan oldum
Derdimi ellere diye mi bildim
Ağladı gözlerim güle mi bildim
Tutuldum vereme bu genç yaşımda (…)

Cevdet Bağca’nın Verem Olsam türküsünde de yine aşk derdiyle verem olmaktan bahsedilir:
Derdinden verem olsam
Tutuşsam Kerem olsam
Sürmem seni tenime
Yarama merhem olsan (…)

Başında kısa aralıklarla öksürük efekti duyulan Veremli Kız türkülerinin birçok versiyonundan biri de yürekleri şöyle paralar:
On beş yaşında bir melek
Veremli bir sarı çiçek (…)

Ataol Behramoğlu’nun “Bu Dert Beni Verem Eder” şiirinin Ahmet Kaya yorumu da unutulmaz verem temalı şarkılar arasında yerini almıştır:
(…) Benim annem güzel annem beni beni beni koyver
Sağ yanımda bir sızı var sol yanımda dağlar duman
Altı patlar, altı patlak bu dert beni bu dert beni verem eder (…)