Huzurlarınızda Bridget Jones

Türkiye'de ilk olarak Radikal'in özel gösterimiyle seyirci huzuruna çıkan 'Bridget
Jones'un Günlüğü'nde, Renee Zellweger (yanda) ve Hugh Grant var. 'Bitirim
İkili 2'de Jackie Chan ve Chris Tucker hem dövüşüyor hem eğlendiriyor.

İSTANBUL - 'Bu yıl hayatımın kontrolünü elime almaya karar verdim!' diyor Bridget Jones. 30'lu yaşlarında bekâr bir kadın ve günümüz insanının sahip olduğu birçok problemi aynı bedende bir araya getirmiş. Fazla kilolar, kronik yalnızlık, sigara tiryakiliği, aşırı alkol tüketimi...
Bridget Jones, ABD'de gişe rekorları kıran
'Bridget Jones'un Günlüğü'nün' kahramanı! Sharon Maguire'nin yönettiği filmde Rene Zellwegger'in başarılı yorumuyla beyazperdeye
taşınan karakter, hayatını düzeltmek için bir günlük tutmaya başlıyor. Yalnız yaşayan Bridget Jones, 32 yaşına bastığı gün hayatını değiştirmek için birtakım kararlar veriyor: "İyi, duygulu bir erkek arkadaş bulunacak, alkolikler, işkolikler, kararsızlar, megalomanlar, duygusal çöküntü yaşayanlar ve sapıklarla hiçbir duygusal ilişkiye girilmeyecek." Ve bu kararlarını ne kadar başarıyla uyguladığını görmek için bir günlük tuttuyor. Hayatını değiştirmek üzere attığı her adımı bu deftere kaydetmeye karar veriyor. Böylelikle başlayan serüven, gerçek olamayacak kadar mükemmel patronu Daniel Cleaver'la (Hugh Grant) 'cinsellik' ağırlıklı bir ilişkiye başlamasıyla devam ediyor. Ancak Bridget bir süre sonra kapı önüne koyulunca, ne verdiği kararların, ne de kiloların önemi kalıyor. Ta ki mükemmel olabilecek kadar 'yanlış' Mark Darcy'yle (Colin Flirt) tanışıncaya kadar. Bridget kendini bir anda asla istemediği kadar yoğun bir ilginin ve kaosun ortasında buluyor.
Helen Fielding'in şu sıralar ikincisi de
yolda olan romanından beyazperdeye uyarlanan film ABD'de uzun süre gişenin bir numarası olarak kaldı. Türkiye'de ilk olarak Radikal gazetesinin düzenlediği özel gösterimle seyirci huzuruna çıkan filme İngiliz basınının ilgisi de inanılmazdı...
London Evening Standard gazetesinin Bridget için yazdıkları onun 'seyircinin içinde hissedebileceği kültürel bir fenomene dönüştüğünün' de kanıtı: "O kurgu bir karakter sayılmaz, çünkü çağının ruhunu temsil ediyor. Kendine has deyişleri, krizin eşiğindeki hayatı ve geleceğe dönük umutlarıyla -gerçek sevgiyi bulmak gibi- bizden biri ..." (Kültür Sanat)