İçimizdeki tekinsiz alanlara dair

İçimizdeki tekinsiz alanlara dair
İçimizdeki tekinsiz alanlara dair
Santralistanbul'da açılan ve Finlandiya Fotoğraf Müzesi'nden Aura Seikkula'nın küratörlüğünü yaptığı 'Gerilimli Sınırlar' sergisi bireyin iç mesafesini dışarıya ne kadar yansıtabileceğini sorguluyor
Haber: BARIŞ ÇAĞLAR KARAKAŞ / Arşivi

İSTANBUL - ‘Gerilimli Sınırlar’ başlığıyla bölge, baskınlık, iyelik ve kimlik politikaları konularına dikkat çeken fotoğraf ve video yerleştirme sergisi, 24 Temmuz’da Santralistanbul’da açıldı. Beş çağdaş sanatçının katılımıyla gerçekleşen serginin küratörü Aura Seikkula.

Gündelik hayata taşınan eylemler ya da oluşumlar aslında insanların yaşamaları için farkına varmadan kurdukları alanı düzenlemeye yönelik oluyor. Bebeğin seçtiği favori memeden gençlik döneminde Britney Spears mı dinleyeceği yoksa saçlarını kazıtıp mohikan mı yapacağına, ailesinin istediği gibi bir mühendislik fakültesine yazılmaktan kamusal alanda içilen sigaraya kadar sınırsız seçimler bir yandan da insanın bireysel ve toplumsal sınırlarını daraltıyor. Böyle kurulan alan ile insanlar aidiyet duygusunun verdiği rahatlığı kazanıyor olsalar da ilişkisel düzlemde yaşanan çakışmalar beraberinde hayatı zorlaştıran gerginlikler olarak geri dönüyor. Santralİstanbul’daki Gerilimli Sınırlar sergisi işte bu çakışmaları, yüzeysel hatlarından iç detaylarına kadar aydınlatmayı hedefliyor.

Kendimiz ve diğerleri
Sergide kişiliği oluşturan kendi belirlediğimiz sınırlar ile dışarısı olarak kabul edebilecek sosyal ya da doğal sınırları ayrıştırılarak sınır diskürü daraltılmaya çalışılıyor. Böylece ilgilenilen konu iç ve dış sınırların geçirgenlik kazandığı çizgi üzerinde ilerliyor. Sauli Sirviö’nün Büyük Kaçış adlı çalışması fotoğrafların bir günlük gibi yerleştirilmesinden dolayı bu açılımın en basit ama en kişisel vurgusunu yapıyor. Çünkü bu fotoğraflarda izleyicilerin ilgisini çekecek olan sadece bir fotoğraf estetiği değil, aynı zamanda bir graffiti sanatçısının hayatına dair izlenimler olacaktır. Sauli Sirviö’nün fotoğraflarında yaptığı graffitilerin izine rastlanmasa da Helsinki sokaklarına onun gözünden bakma fırsatına erişiliyor. Ayrıca böyle yasadışı sayılan bir altkültürün içindeki hem yerel hem de başka ülkelerde tanıştığı insanların fotoğraflarıyla izleyiciye farklı hayatların bütünlüğü sunuluyor. Jussi Puikkonen’in Helsinki serisinde de Sauli Sirviö’nünkine benzeyen bir gündelik hayat anlayışı olsa da Puikkonen bu hayat anlayışının tüketim öğelerinden kurgusal çalışmalar çıkartıyor.
Jussi Puikkonen’in Tatilde başlıklı serisinde ise sosyal hayat ile doğanın kesişemediği sınırlar ironik bir şekilde ortaya çıkıyor. Tüketim toplumunun en önemli özelliklerinden olan boş zaman ve tatil anlayışının tekinsizliği bu fotoğraflarda sorgulanıyor. Tatil mekanlarının doğa şartları yüzünden işlevsizleşmiş, terkedilmiş görüntüsü tatil anlayışının bütün öğelerini (turistler, tüketim, eğlence ya da rahatlama olsun) ters düz ediyor. Tatil gibi yavan bir konuda bile insan-doğa gerilimi inceleniyor.

İnsan’ın doğayla ya da etrafındaki nesnelerle olan ilişkisinin farklı bir sorgulamasını ise Sini Pelkki getiriyor. Çeşme ya da Gölet gibi işlerinde insan bedeninin bir nesne gibi kullanılarak kişisellikten çıkartılıyor. Özellikle surreal yorumlamalardan faydalanarak elde ettiği görüntülerle doğanın ayrıntılarını ön plana koyuyor. İnsanı haraketsizleştirerek doğadaki bir ayrıntı olarak sunması ile beraber insanmerkezci bir düşünceden uzaklaşmayı başarıyor.

Çocuklar ve aileleri
Aile olgusunun gerilimli yapısına Carrie Schneider’in Terk Edilmiş Benlik serisi ve Aile Videoları adlı çalışmasında psikanalitik yorumlarla karşılaşılıyor. Kardeşlik ilişkisindeki taklit özelliği iki kardeş arasındaki korunamamış mesafenin verdiği rahatsızlıkla ortaya çıkıyor. Kardeşinin yaptığı eylemleri taklit eden öteki kardeşin sınır tanımazlığı trajik bir bütünlük yaratma çabasını işaret ediyor. Reçetesi olmayan bu eksikliği gidermenin cevabı ancak ensest bir ilişki içinde aranabilir. Nitekim, Aile Videolarındaki çocuğun aile fertleriyle olan ilişkisi olgunlukla beraber büyük tabulara dönen eylemlerin ne kadar saf olabileceğini sorguluyor.

Saskia Holmkvist’in Karaktere Bürünme ve Rol Kontrolü adlı çalışması Çift terapisini ülkeler arası müzakerelere; iş görüşmesini polis sorgusuna dönüştürerek otoriter konumlandırmaların dilsel ironisini açığa çıkartıyor. Ülkeler arası müzakerelerdeki dilin resmi yapısı, polis sorgularındaki ısrarcılık gibi temel özelliklerin terapi, iş görüşmesi gibi kişisel deneyimlere aktarıyor. Böylece,  çift terapisinin ortak paydayı arayan, iş görüşmesinin de sorgulayıcı tavrını vurgulayarak aslında insanlara karmaşık gelen toplumsal konuların bu kişisel deneyimlerden farkı olmadığını gösteriyor. Bireysel izleyicilik deneyimi de yerleştirmenin müzakere salonu olmasıyla beraber daha politik bir deneyime dönüşüyor.

‘Gerilimli Sınırlar’ 30 Ekim’e kadar izlenebilir.