scorecardresearch.com

İki yılda 27 çalışanı öldürüldü

İki yılda 27 çalışanı öldürüldü
18/03/2011 02:00
'Press' filminin öykü yazarı ve senaryo danışmanı Bayram Balcı, o yıllarda Özgür Gündem gazetesinde muhabir ve bölge temsilcisi olarak çalışmıştı. Balcı'yla, gazetenin 1992-94 arasındaki serüvenini konuştuk
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

Özgür Gündem gazetesi ne zaman ve nasıl kuruldu?
30 Mayıs 1992’de ‘Egemenlik kayıtsız şartsız: DGM’nindir’ manşetiyle yayınına başladı. Gazetenin yayın yönetmenliğini deneyimli gazeteci Ragıp Duran üstleniyordu. İstanbul merkez büronun yanı sıra gazetenin Ankara , İzmir, Adana, Diyarbakır, Urfa, Şırnak, Batman, Van, Bitlis, Hakkari gibi illerde de büroları bulunuyordu.
Yayın hayatına başladıktan kısa bir süre sonra 30 bin tirajı aşan gazetenin üzerinde baskılar da artmaya başladı. Bir haftalık bir yayın geçmişi olan gazetenin Diyarbakır bürosu muhabirlerinden Hafız Akdemir, 8 Haziran 1992 tarihinde gazete bürosuna gitmek için evinden çıktıktan sonra uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirdi. 

Peki bu saldırının gerekçesi neydi size göre?
Hafız Akdemir’in öldürülmesinin nedeni, özellikle Kürt illerinde faili meçhul cinayetler işleyen ve Hizbullah ya da Hizbulkontra olarak anılan JİTEM ile işbirliği yapan kişilerin bizzat askeri yerlerde askerlerce eğitildiğine ilişkin haberler yapmasıydı. Saldırılar devam etti mi?
Hafız Akdemir cinayetinin aydınlatılamaması bir yana gazeteye ve muhabirlerine yönelik saldırılar da artarak devam etti. Gazetenin Batman Gerçüş muhabiri Yahya Orhan, 31 Temmuz 1992 günü evine giderken ilçe merkezinde vurularak öldürüldü. Yahya Orhan da öldürülmeden önce bizzat dönemin Gerçüş Kaymakamı tarafından yaptığı haberler nedeniyle tehdit edilmişti. Orhan’ın vurulduğu yer, Gercüş hükümet konağı ile bitişiğindeki Gercüş Jandarma Karakolu’na yaklaşık 150 metre mesafedeydi. Olay günü, ilçenin belediye hoparlöründen, “Akşam saat 20.00’den itibaren tatbikat yapılacak” anonsu yapılmış, vatandaşların dikkatli olmaları istenmişti. Duyurudan da anlaşılacağı gibi, Yahya Orhan’ın vurulduğu saatte ilçenin her yanında asker, polis ve özel tim elemanları dolaşıyordu. Fakat katiller bir türlü yakalanamadı. 

Gazete yönetimi nasıl bir tutum takındı bu süreçte?
Gazetenin yönetimi o günlerde attığı “Durdurun bu cinayetleri” şeklindeki manşetleriyle hem de hükümet yetkilileriyle yaptığı görüşmelerde muhabirlerine ve dağıtımcılarına yönelik saldırıların engellenmesi çağrısında bulunuyordu. Bu girişimlerine karşın, ağırlıklı olarak Kürt illerinde yaşanan insan hakları ihlallerini, boşaltılan ve yakılan köylerin, işlenen faili meçhul cinayetlerin haberlerini yapan gazetenin muhabirlerine yönelik saldırılar da devam etti. 

Diyarbakır büroda filme konu olan süreç nasıl başladı?
Yahya Orhan’ın öldürülmesinin ardından 5 Ağustos 1992 günü sabah gazete bürosuna gitmek için evinden ayrılan gazetenin genç muhabirlerinden Burhan Karadeniz de uğrandığı silahlı saldırı sonucu felç oldu. Saldırıların artması üzerine Diyarbakır büroda nöbet uygulaması kararı alan gazete yönetimi bir gurup muhabiri ve yazarını İstanbul ve İzmir’den Diyarbakır’a nöbet için gönderme kararı aldı.
Diyarbakır’a nöbet uygulamasına katılmak için 8 Ağustos 1992 tarihinde evinden çıkan gazetenin yazarı ve muhabiri Hüseyin Deniz, uğradığı silahlı saldırı sonucu ağır yaralandı ve 28 saat sonra yaşamını kaybetti. Gazetecilerin art arda katledilmesi üzerine Uluslararası Af Örgütü başta olmak üzere Gazetecileri Koruma Komitesi, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti gibi örgüt ve kurumlar saldırılara tepki göstermeye başladı. Ancak gazetenin dağıtımcılarına ve muhabirlerine yönelik saldırı ve baskılar sona ermedi. Olağanüstü Hal Bölge (OHAL) Valiliği, Özgür Gündem gazetesinin OHAL Bölgesi’nde satışını yasakladı.
Dönemin Urfa Valisi Tevfik Ziyaeddin Akbulut’a defalarca can güvenliğinin sağlanması için yaptığı başvurulara yanıt alamayan gazetenin Urfa temsilcisi ve İnsan Hakları Derneği Urfa Şubesi yönetim kurulu üyesi Kemal Kılıç ise 18 Şubat 1993 günü akşam saatlerinde evine giderken uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürüldü. 

Gazetenin yayınına bir süre ara verildi değil mi?
Evet, saldırıların sonlanmaması ve OHAL Bölgesi’de gazetenin satışının yasaklanması üzerine gazete yönetimi gazetenin yayınına bir süre ara verdi. Yönetim kararıyla kapatılan gazete 26 Nisan 1993 tarihinde Gurbetelli Ersöz’ün genel yayın yönetmenliğinde yeniden yayına başladı. Ancak, gazetenin yeniden yayınına başlamasıyla birlikte saldırılar da tekrar başladı. Gazetenin Bitlis muhabiri Ferhat Tepe gözaltına alındıktan sonra 4 Ağustos 1993’te Elazığ’a bağlı Sivrice’de ölü bulundu. Gazetenin en genç muhabirlerinden 17 yaşındaki Nazım Babaoğlu ise 12 Mart 1994 günü bir haber için gittiği Urfa’nın Siverek ilçesinde kaybedildi. Ailesi ve arkadaşları Nazım Babaoğlu’ndan 18 yıldır haber alınamıyor. 

Bir yandan da davalar sürüyordu bu arada. Bu davaların sonuçları ne oldu?
Bütün bu saldırı ve öldürmelere karşın yayını durdurmayan ve yayınlandığı 30 Mayıs 1992 - Nisan 1994 tarihleri arasında 8 muhabir ve yazarı ile 19 dağıtımcısı öldürülen Özgür Gündem gazetesinin İstanbul Kadırga’daki merkez bürosu sonunda Dünya İnsan Hakları günü olan 10 Aralık 1993 tarihinde yüzlerce polis tarafından basıldı. Gazetenin merkezinde çalışan herkes gözaltına alındı. ve gazete Nisan 1994 tarihinde mahkeme kararıyla kapatıldı. Gazetenin yayımlanan toplam 580 sayısının 486’sı hakkında dava açılırken, gazeteci ve editörleri de toplam 147 yıl hapis ve 21 milyar lira para cezasına çarptırıldı. Gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü Işık Yurtçu ise 8 ay görev yaptığı gazetedeki yazılar nedeniyle toplam 20 yıl hapis cezası aldı.

‘Gazeteci kılığında militanlar’
Musa Anter de aynı dönemde öldürüldü değil mi?
Kürtlerin ‘Apê Musa’ olarak andığı ve gazetenin bilge yazarlarından Musa Anter ise 20 Eylül 1992 günü Diyarbakır’da pusuya düşürülerek katledildi. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, gazetecilerin art arda öldürülmeleriyle ilgili gazeteci yazar Hasan Cemal’in kendisine sorduğu bir soruyu o günlerde şöyle yanıtladı: “Onlar gazeteci kılığına girmiş militanlar, birbirlerini öldürüyorlar.” Demirel, ayrıca öldürülen gazetecilerin sigortalarının olmadığını da iddia ederek, başta Musa Anter olmak üzere adeta Özgür Gündem gazetesi muhabirlerinin ve yazarlarının öldürülmelerini mazur göstermeye çalışıyordu.

http://www.radikal.com.tr/1043304104330422

YORUMLAR
(22 Yorum Yapıldı)
Tüm Yorumları Gör

Gündemin Özgür sesi, - omerz

Özgür Gündem yayına başladığı günden itibaren okumaya, takip etmeye başladım, sevgili Hafız vurulduğunda aramızda 200 mt. mesafe yoktu, ilk gelen polis minibüsünü durdurup olayı anlatım, polis ekibinden anons yapıldığında olayın iç yüzünü daha iyi anlamıştım. Anons aynen şöyle yapıldı, ''Merkez merkez İseknderpaşa mah.İtfaiye civarında silahlı bir saldırı olmuş, silahlı saldırıya uğrayan şahsın şu terörist gazetenin muhabiri olduğu anlaşılıyor''. Bunun üzerine ağzıma geleni polislere sayarak, direkt Yenişehir polis merkezine gittim, çünkü orda bir komiser yardımcısı arkadaşım vardı, aslında tahmin etmeme rağmen yine de umutla yanına gitmiştim. Komiser yardımcısı arkadaşım bana yanındaki sivil giyimlilere eşkalimi deşifre etmememi salıkverdikten sonra, bu olaydan hiçbir şey çıkmayacağını, yakında durumu daha iyi anlayacağımı söyleyip beni teseli etmeye çalışmıştı.Sonraki hafta Elazığda milliyetçi bir partinin Merkez ilçe başkanı ile ticari ilişkilerimden dolayı yemeğe gitmiştim.Bu başkan beni, bende Onun siyasi kimliğini biliyordum. Hafız Akdemirin cinayeti gündeme geldiğinde aynen şunu söylemişti, ''bu daha başlangıç, bundan sonra çok yoğun bu vb saldırılar olacak, çünkü OHAL valilerin toplantısında bu kararın OHAL valisi tarafından deklare edildiğini, bu karara sadece kendisinin karşı çıktığını ancak bu çabalarının sonuçsuz kaldığını söylemişti.Bu arkadaşım aynı zamanda Elazığ il genel meclisi üyesi olduğu için bu toplantıya alındığını bana bizzat söylediğinde, bundan sonra neler olacağını daha iyi idrak etmeye başlamıştım. Sonra sadece bu gazetede çalışanlar katledilmiyor, okurlarda katlediliyordu.Çoğu zaman gazeteyi satan büfecilerde tehdit edildi, saldırıya uğradı.Ben defalarca Özgür Gündemi Hürriyete sararak aldığımı hatırlıyorum. Ve bu katliamlar yaşanırken Nevala Qesabada yaşananlar gibi Allahın hiçbir kullu Kürdün sesini duymuyordu!!! Şimdide haber konusu olabiliyor sadece..

kanim donuyor - M.yavuz

yazinin sonunu zor getirdim bunlari biliyorduk ama tekrar simdi yeniden okumak icimi yakti.Neydi bu kürtlere karsi kininiz.Bir de hepimiz kardesiz güneydogu türkiyenin mozayigi falan demezlermi.

Demokratlar nerede? - gunduzgece63

Günlerdir gazete mansetlerinde okudugumuz haberlerin basinda "bazi gazeteci ve aydinlarin" bilmem kimler tarafinda tehdit edildigini okuyoruz. Simdi sormak istiyorum. Gercekten Gazeteci ve aydinlari kim öldürdü? Gazete binalarini kimler bombaladi? Aydinlari sokak ortanda kim esnesinde vurdu? Bilmem kac kisinin ismi benim cebimde diye tehdit savuranlara karsi o zaman kim ses cikarti? Demokrasi havarileri kesilenlere sesleniyorum. Kürd gazetecileri bugünde baski altindadir. Her gün bir gazete kapatiliyor. Siz buna karsi ne yapiyorsunuz? Mehmet Metiner'i ve onun gibilerini savunanlar, diger Kürd gazetecileri ve aydinlarina niye sahip cikmiyorsunuz?

ERGENEKONOFİL - gundi bekes

"Özgürlük" çığlığı atan ergenekonofil gazetecilere sormak gerekir, "Siz de Demirel gibi düşünmüyor muydunuz?" diye. O günleri geçtik. Ragıp Zarakolu'nun üç gün önce yazdığı "selam olsun tutuklu gazetecilere" başlıklı yazısından da mı bihabersiniz, gazeteci olarak? Gerçek gazeteciler haksızlığa uğrarken sesini çıkartmayanların, ergenekonofil unsurlar söz konusu olduğunuda koparttığı vaveylanın halk nezdinde bir kıymet-i harbiyesi yoktur.

Elbette - porsuk_solimen

egemen ideolojinin sevmediği fikirleri dile getirdiği için biz Özgür Gündem gazetesinin katledilen gazetecileri hakkında hiçbir şey duymadık. Ahmet Şık ve Nedim Şener için son derece haklı olan tepkilerimizi Özgür Gündem'in hayatını feda eden basın emekçileri için göstermekten çekindik. İlkeler üzerinden değil dar politik kalıplar üzerinden hareket ettik. Böylece bölündük, bölündükçe daha rahat yutulduk.

Kendisine gazeteciyim diyenler utansin.... - Ronizan

Türkiyede gercek gezetecilir, kendi kafasina silah dayamak gibi birsey,,,, ya sizlere sormak lazim kendisini gazeteci ve yazar olarak tvlerde uzmanlasitiranlar...Bu kadar ölüme neden dönüp bakmadiniz? unutmayalim, susma sustukca sira sana gelecek.......

Vianboris'e - MunzurPeri

Kulandiginisim bile senin türk olmadigin anlasiliyor.Bu pek önemli degil,asimle olup türklesmis olabilirsin,Buda senin ayibin.Ama yinede türkce isim kulanmadigin icin özüne ait bir kivilcim icinden kalmistir.Sayin vianboris,her toplum yasadigi topraklar üzerinde dili kültürü sekilenir.Bu olusan dillin ismi neyse toplumun yasadigi cografyanin ismide ona göre sekilenir.Yani bir dil varsa orada bir de yasadigi cografyasi var demektir.Bu gerceklik her hak icin gecerlidir.Kürt dili varsa,kürtlere ait olan birde cografya vardir.Bunun adida dili kürtcedir,cografyasinin adida dogal olarak Kürdistandir.Inanmasan osmanli arsiflerine bir göz at görürsün.Kürt ileri demek irkcilik degil,aksine o ismi hazmetmemek irkciliktir.Bunu böyle bilesin.Cahiligini doru diye topluma sunman cahiligini kücültmez aksine büyütür.Yol yakinken o irkci düsüncenden vazgec.Bak bugün Canakale sehitleri aniliyor .o sehitlerin yarisi kürt cografyasindan dogup ta gelip orada sehit düsenlerdir.Saygin varsa böylesi günlerde onlarin kardeslik anilarina saygi kalarak kürde inkarci yaklasmasin..