İkinci yüzyılda hedef dünyanın bütün sinemaları

İkinci yüzyılda hedef dünyanın bütün sinemaları
İkinci yüzyılda hedef dünyanın bütün sinemaları
Türk sinemasının 100. yılı dolayısıyla yayımlanan kapsamlı kitaplardan biri de 'Sinemada Bir Asır'. Burçak Evren'den Alin Taşçıyan, Sırrı Süreyya Evren ve Türker İnanoğlu'na çok sayıda sinemacının katkıda bulunduğu kitap, Antalya Altın Portakal Film Festivali'nin bir yayını. Kitabı hazırlayan Ş. Abdurrahman Çelik ile konuştuk.

Radikal: 'Sinemada Bir Asır' kitabını nasıl hazırladınız? Konuları ve yazarları nasıl belirlediniz?
Antalya Altın Portakal Film Festivali bulunduğumuz coğrafyanın en köklu¨ sinema etkinliği olarak 51 yıldır sinema sanatını geniş kitlelerle buluşturmaktadır. Festival, bu yıl sinemamızın 100. yılı nedeniyle ana temasını “Gelenekten Geleceğe Tu¨rkiye Sineması” olarak belirlemişti. Bende bu ana tema u¨zerinden yola çıkarak sinemamıza çeşitli kademelerde hizmet etmiş, katkıda bulunmuş kişileri bir araya getirmeye çalıştım, hazırlanan “Sinemada Bir Asır” adlı bu eser, sinemaya emek ve gönu¨l vermiş yapımcı, yönetmen, senarist, oyuncu, yazar, akademisyen ve sanat insanlarının sinemamızın 100. yılı için hazırladıkları makale ve yazılarından oluşmaktadır. Bu vesileyle, bu eserin oluşumunda emeği geçen herkese tekrar teşekkürlerimi sunuyorum.

Siz uzun süre Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğü de yaptınız. Türk sinemasının son on yılda yaptığı atılımı neye borçluyuz? Bu konuda sektörün içindeki dinamiklerin, toplumsal dinamiklerin ve devletin etkisi ne oldu?
Bundan on yıl öncesine dönecek olursak, sinema salonlarından alınan rüsum gelirleri toplanamaz durumdaydı. İki nedenden dolayı; birincisi sinema salonları bu gelirleri belediyelere ya eksik yatırıyorlardı ya da hiç yatırmıyorlardı. İkincisi belediyelere yatırılan bu tutarın %75’i bakanlığa yatırılması gerekirken belediyelerin de büyük bir bölümünün bunu yatırmadığını 2004 yılında tespit ettik. Sinema sektörü için en önemli kaynak rüsum geliri idi. 2004 yılında yaklaşık altı ay süreyle sektörün tüm kesimlerinin katılımıyla ve ortak bir kanun tasarı hazırladı ve 2004 yılında ilk kez sinema sanatını önemseyen ve değer veren Ak Parti hükümeti tarafından sinema kanunu çıkarıldı. Devletin etkisine gelince, 2004 yılında 575 bin TL olan sinemaya destek 2014 yılında 30 milyon TL’nin üzerine çıkarmış oldu. Böyle bir kaynağın sektöre aktarılması ile birlikte film üretimi arttı, gençler sektöre girdi, uluslararası alanda filmlerimiz yüzlerce ödül aldı, yurtdışında sinemalarda gösterilmeye başlandı.

Takdim yazınızda Türk sineması için bazı önerileriniz var, plato şehirler gibi. Sinemamıza nasıl bir katkısı olur böyle bir uygulamanın? Sinemamız için şu bulunduğumuz yerden geleceğe bakarak daha neler yapmak gerek?
Tu¨rkiye’nin markalaşmasını sağlayacak en önemli unsurlardan biri ku¨ltu¨rel mirasımızdır. Bunu, tu¨m du¨nyaya tanıtmanın en etkin yolu ise insanlarla en hızlı iletişim kurabilen ve dolayısıyla bir ku¨ltu¨r ve medeniyet taşıyıcısı olan sinema sanatıdır. Bu noktada sinema sanatının dinamiklerine paralel bir şekilde gerçek mekanların yaşantısını, iklimini, ortamını, fiziki ve doğal gu¨zelliğini ortaya koyan doğal plato ve setler oluşturarak u¨lkemiz film sektöru¨ alanında bir cazibe merkezi haline getirilmelidir. Örneğin, Midyat (Mardin), Harran (Şanlıurfa), Kapadokya (Nevşehir) ve Pamukkale (Denizli) plato şehir haline getirilmeye en elverişli illerimiz olarak sayılabilir.
Sinemamızdaki bu başarının su¨rdu¨rülebilmesi için, bir adım daha yukarı taşıyacak yeni çalışma ve stratejilerin belirlenmesi sektöru¨n devamı açısından hayati önem taşımaktadır. Sinemamızın yurtdışına açılması, Tu¨rk filmlerinin Amerika’da ve Avrupa’da vizyona girmesi, mali yönden sinemamızı gu¨çlendirecek, yeni ve daha bu¨yu¨k yapımların hayata geçirilmesini sağlayacaktır. Bu noktada atılması gereken ilk adım ise, bu u¨lkelerle ortak yapımların gerçekleşmesini sağlayacak alt yapıların kurulması için gerekli du¨zenlemeleri hazırlamaktır. Bugu¨n Fas, Bulgaristan, Romanya ve İngiltere gibi pek çok u¨lkede bu ortak yapım modelinin uygulandığı
bilinmektedir.

Sanat sinemasıyla gişe sineması iki farklı dünya gibi. Kimileri bunu çok sağlıksız buluyor, kimileri doğal. Siz ne düşünüyorsunuz?Bu konu sizinde bildiğiniz gibi tüm dünyada yıllardır tarşılan bir konudur. Sanat sineması mı, gişe sineması mı? Sonuçta ortaya konan bir sanat eseridir, sanat ürünüdür. Bu yapımları değerlendirecek olan sonuçta seyircidir. Ancak benim önemsediğim gerçek anlamda yönetmen sinemasıdır, burada Muhsin Ertuğrul, Ömer Lu¨tfi Akad, Atıf Yılmaz, Metin Erksan, Yücel Çakmaklı, Yılmaz Gu¨ney, Nuri Bilge Ceylan ve Semih Kaplanoğlu gibi yönetmelerimizi sayabilirim.


Festival filmleri uluslararası başarı elde ederken gişe filmlerimiz çok yerel kalıyor. Ne dersiniz uluslararası çapta büyük yapımlar üretebilir mi Türk sineması?Demin de söylediğim gibi ülkemizde uluslararası niteliklere sahip yönetmenlerimiz sayesinde A klasman festivaller başta olmak son on yılda 300 civarında filmimiz yurtdışında ödül aldı. Ve bu filmlerin birçoğu yurt dışındaki sinema salonlarında gösterildi. Bunun yanında bazı yapımlarımızda yurt dışında vizyon görmeye başladı ancak yeterli değildir. Büyük çaplı yapımlar için sinemanın yeni bir finansman modeline ihtiyacı vardır. Aynı zamanda Türk-yabancı ortak yapımlarında sayısının artırılması için yeni bir destek modeline ihtiyaç duyulmaktadır. Uluslararası sinema sektöründe ülkeler arası rekabet gittikçe artmaktadır. Bu sebepten dolayı uluslararası yapımlara, ABD ve Avrupa ülkeleri yeni teşvik modelleri geliştirerek ülkelerinde film çekimlerine destek vermektedirler.
Bu başarının su¨rdu¨ru¨lebilmesi ve Tu¨rk Sineması’nı bir adım daha yukarı taşıyacak yeni çalışma ve stratejilerin belirlenmesi sektöru¨n devamı açısından hayati önem taşımaktadır. Tu¨rk Sineması’nın yurtdışına açılması, Tu¨rk filmlerinin Amerika’da ve Avrupa’da vizyona girmesi, mali yönden sinemamızı gu¨çlendirecek, yeni ve daha bu¨yu¨k yapımların hayata geçirilmesini sağlayacaktır. Bu noktada atılması gereken ilk adım ise, bu u¨lkelerle ortak yapımların gerçekleşmesini sağlayacak alt yapıların kurulması için gerekli du¨zenlemeleri yapmaktır. Bugu¨n Fas, Bulgaristan, Romanya ve İngiltere gibi pek çok u¨lkede bu ortak yapım modelinin uygulandığı bilinmektedir.

Sinemadaki bu atılıma televizyon sektörünün, dizilerin bir katkısı oldu mu ne dersiniz?Aslında sinema ve televizyon dizi sektörü olarak ayırmak çok doğru olamaz. Buradaki üretim aşamalarına ve tekniğine baktığımız zaman bunları film sektörü olarak el almak daha doğrudur. Tabikii her iki alanında bir birine katkısı çok büyüktür. Sektörü dinamik tutma adına sürekli yeni üretimler söz konusu olmaktadır. Yeni yönetmenler, oyuncular, yapımcılar, senaristler v.b. sayısı her geçen gün artmaktadır. Buda sektörün gelişmesine ve dinamik bir yapıda olaması sağlamaktadır. Bugün itibariyle 66 ülkeye dizi ihracatımız devam etmektedir. Katma değer olarak Başta ülkemizin tanıtımı olmak üzere uluslararası ilişkilerimizde siyasi ve ekonomik alanda ülkemize büyük katkı sağlamıştır.


Avrupa sineması ile Türk sinemasını içerik bakımından nasıl değerlendirirsiniz?Avrupa sinemasında u¨lkelerin kendine ait ku¨ltu¨rleri vardır. Bu açıdan baktığımızda Tu¨rk Sinemasında olmayan Avrupa ku¨ltu¨ru¨ne yakın değil, kendine yakındır. Bu toprağın sinemasıdır. Bu coğrafyanın sinemasıdır. Kültürel çeşitliliğin ve renklerin oluşturduğu tolumun sinemasıdır. Tu¨rk Sineması’na görsel sanatlar açısından baktığımız zaman, en belirgin karakteri dışavurumculuktur. Uzun süre ekspresyonizm egemen olmuştur. Ancak son yıllarda empresyonist bir anlatım tarzının öne çıktığını görmekteyiz. Bence Tu¨rk Sineması ikinci yu¨zyılda sanata çok daha yakın önemli başyapıtların yanında dünya sinemalarında gösterime girecek film üretmeye hazırdır.
100 yıllık sinema tarihimize dönüp baktığımızda gördu¨ğu¨mu¨z en belirgin husus sinema tarihi ile birlikte ülkenin sosyolojik ve kültürel tarihinin birbirine yansımasıdır. Sinemamızın diğer ülke sinemalarından bir diğer belirgin özelliği de her zaman ‘zamanın ruhu’nu aksettirmesidir.