İlacımız Morrissey

İlacımız Morrissey
İlacımız Morrissey
Caz Festivali'nin kapanışını yapan Morrissey, hem 'cool'luğunu hiç bozmadı hem de türlü hezeyanların ilacı olduğunu göstererek Açıkhava'yı ayin mekânına dönüştürdü
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

Her konser izlenimi görevi verildiğinde “Bir şeyi kaçıracak mıyım?” endişesiyle karnına sancılar giren bir insanın, söz konusu Morrissey olduğunda ne hale geleceğini kestirmek zor olmasa gerek. 2006 Efes One Love’daki konserinde Zeki Müren’e saygılarını sunmasını hatırlayın bir. Sürprizi, ‘meselesi’ bol olaylar, Morrissey konserleri. Ama Morrissey’in ‘cool’luğunu bozmadan koskoca konser alanlarını, hep bir ağızdan marş gibi şarkılar söylenen ayin mekânlarına çevirdiği o atmosferi yazıya dökmek en zoru.
19 Temmuz'da da Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda da bizi böyle bir gecenin beklediğini daha konser öncesi videolarıyla belli etti ‘Moz’ ve ekibi... Kirsteen Young’ın performansından sonra sahnedeki perdede Brigitte Bardot, Françoise Hardy ve diğerleri belirmeye başladı. Siyah beyaz The Smiths albüm kapaklarının havasını Açıkhava’ya getirdiler sanki.
Sonrasında Morrissey ve her biri ayrı bir sahneyi hak edecek güçteki ekibi sahnede. İlk şarkı The Smiths klasiği ‘How Soon is Now?’... Şimdilik, tadımız kaçmasın... Beşar Esad ve bayrak meselesini sonlara saklayalım, Morrissey’in “I am human and I need to be loved” diye içli içli bağırdığı, seyircinin nerede olduğunu iyice idrak ettiği ana odaklanalım... Göğsüne kadar açtığı beyaz gömleğiyle Moz, daha ilk şarkıdan sahne önündekilere elini uzatıp dokunmaya başladı, “My ass is back in Istanbul” diyerek İstanbulluları selamladı, sahne arkasında “Who is Morrisey?” yazılı bir konuşma balonu iliştirdiği Oscar Wilde portresiyle selefine selam durdu. Ve bir başka klasiğiyle ‘Everyday is Like Sunday’le konsere devam etti. Üçüncü şarkı ‘You are the One for Me Fatty’ye gelindiğinde geleneksel Morrissey konseri kıvamı da çoktan tutmuştu... Şarkılara ya yerlerinde salınarak ya da canhıraş hallerde bağırarak eşlik eden bir izleyici güruhu, sahneye atlama derecesinde heyecanlananlar, neredeyse her şarkının başlangıcında insanı eski bir tanıdığa rastladığı duygusuna gark eden bir setlist...
‘You Have Killed Me’de salınmakla yetiniyorsanız ondan sonra gelen The Smiths marşı ‘Shoplifters of the World Unite’da illaki yerinizde durmakta zorlanıyorsunuz. Son albüm ‘Years of Refusal’dan ‘I’m Throwing My Arms Around Paris’i canlı canlı dinleyince, Morrissey’in “İki sene sonra müziği bırakacağım” açıklamasına daha da üzülüyorsunuz. Tam bu duyguların en şiddetli yaşandığı noktada sosyal fobisi olanları dehşete sürükleyecek bir hareket yapıyor Morrissey, “Söyleyeceğiniz güzel şeyler vardır” diyerek mikrofonu izleyiciye uzatıyor. “Sen adamın dibisin Morrissey”, “Bizi bu kadar duygusal yaptığın için teşekkürler” hatıramızda kalanlar. Akıldan çıkarılmaması gereken temel bilgi ise The Smiths’in de, Morrissey’in de sözlerindeki empati dozuyla sosyal fobinin, kalp kırıklığının ve akla gelebilecek diğer birçok hezeyanın en iyi ilaçlarından olduğu.
Ve bu toplu terapi an ve an başka bir deneyime dönüşüyor. Morrissey, kendisine hediye edilen Aznavour plağını gösterip benzerliklerinden dem vuruyor, seyircinin elindeki ‘Anti Royal’ yazılı kağıdı alıp kraliyete nefretini sahneye taşıyor, vejateryan marşı ‘Meat is Murder’a kesimhane görüntüleri eşlik ediyor, gitarist Boz Boorer, drag kimliği ‘Gaynor Tension’ kılığında ama gayet ‘ erkek ’ halleriyle sahne önüne gelip duruyor... Ama her ne kadar en geleneksel Morrissey hareketlerinden olsa da, en heyecan vereni, ‘Let Me Kiss You’ sırasında gömleğini çıkartıp seyirciye atması... Bu anın tam da “You see someone that you physically despise” dizelerine denk gelmesi ise tam da Morrissey usulü bir hinlik gibi. Toplu ayin tek şarkılık biste ‘I Will See You in Far Off Places’la son buluyor. Doğru, bir de baştaki Türk bayrağı hadisesi ve iç politikayı bilmeden mesaj verme gayretinin ürünü ‘Assad is Shit’ tişörtleri vardı. Başka birisinin konseri olsa odak bu noktada olurdu. Ama söz konusu Morrissey... Ne bu talihsizlikler ne de konser sonrası sahne önündeki izleyiciler arasında çıkan kavga bu toplu terapinin gücünü azaltabilir.