İlhan Erşahin: Herkes müzisyen oldu iyi de...

İlhan Erşahin: Herkes müzisyen oldu iyi de...
İlhan Erşahin: Herkes müzisyen oldu iyi de...
Alp Ersönmez, Turgut Alp Bekoğlu ve İzzet Kızıl'la birlikte kurduğu İstanbul Sessions'la üçüncü albümleri 'İstanbul Underground'u Sony Music'ten çıkaran 'saksafon sihirbazı' İlhan Erşahin, "Soruyorlar, nasıl stiliniz? Tam club değil, tam elektronik değil, rock da değil, Türk de değil, caz da değil. Her şeyden biraz... Şimdi, üçüncü albümle sanki kendi rengimizi bulduk. Öyle hissediyoruz en azından" diyor.
Haber: GÜLDEHAN AYSAN - guldehanaysan@gmail.com / Arşivi

İlhan Erşahin, İstanbul Sessions ekibiyle üçüncü albümleri 'İstanbul Underground’u çıkardı. Alp Ersönmez, Turgut Alp Bekoğlu ve İzzet Kızıl’la beraber 2005’te, bir partide tamamen tesadüfen bir araya gelmişler. Doğaçlama çalmaya başladıkları günün üzerinden 10 yıl geçmişken, “bu üçüncü albümle iyice rollerin belirlendiği, sesi ve tarzı belirli bir grup haline geldik” diyorlar. “Zamanla şekillendi her şey. Takım haline geldik, ama hiçbir şey hesaplı kitaplı değildi,” diyen saksafon sihirbazı İlhan Erşahin’le albümü, Nublu’yu, müziği konuştuk…

‘İstanbul Underground’, İstanbul Sessions’ın üçüncü albümü, doğru mu?
Evet.

Bu albümün hazırlık aşaması nasıldı?
Bu albüm diğer ikisinden biraz değişik oldu, çünkü ilk iki albüm epey hızlı hazırlandı. Bu biraz daha prodüksyonlu bir çalışma oldu. Diğer iki albümde stüdyoya girdik, bir günde kaydettik, çıktık. Sonra ben biraz edit’ledim filan. İki albümde de az parça vardı, doğaçlamaydı. ‘İstanbul Underground’da 11 parça var, öbürlerinden çok daha fazla. Ve hepsi önceden hazırlandı. Genelde albümler nasıl yapılıyorsa öyle çalıştık. İlk ikisini daha çok caz albümü gibi yaptık. Bunda daha çok rock ve pop sound’u var… Bu sefer ilk önce prova yaptık, herkes çalacağı bölümü öğrendi. Kayıtta da ilk önce bas ve davul girdi, ondan sonra ekleye ekleye devam ettik. Ve mixing’i benim Brezilya’da bir arkadaşım var, o yaptı. Bu albüm daha profesyonel oldu özetle. Hazırlığı daha uzun sürdü. Daha planlıydı. Üzerine çok düşündük. Ben parçaları yazarken çok düşündüm, biz nereye gitmek istiyoruz. Son iki senede daha çok büyük sahnelerde çaldık. O yüzden parçaları yazarken sanki öyle hayal ettim, daha büyük sahnede çalmayı düşündüm. Ama enstrümantal müzik olduğu için… Genelde enstrümantal müzik daha çok jazz club’da, daha küçük yerlerde oluyor. Bu albüm için daha geniş bir şey düşündüm ve ona göre de planladık. Daha bir sürü parça var hazır. Hepsi albüme girmedi, çünkü sanki tam bu albüme uymadılar… Ama sonraki albüme hazırız diyebiliriz… İlk albümde, mesela, Eric Truffauz vardı, bu sefer sadece biz olalım istedik.. Sadece dördümüz çaldık…

Ne kadar sürdü albümün hazır olması?
Biz üç ayrı kayıt yaptık aslında. Üç ayrı session. Bir tane yaptık, pek olmadı. İkinciyi yaptık, beğenmedik. Sonra üçüncü kayda girdik, farklı bir şekilde kaydettik. Ordan bir şeyler çıkmaya başladı. Alp kayıtları eve aldı. Sonra biraz over dub’lar oldu. Parçalar baya değişti.

Albümden ne kadarı İstanbul ne kadarı farklı kültürler?
Bizim albüm aslında çok Türk değil. Bizim kendi bir stilimiz var. Soruyorlar, nasıl stiliniz. Tam club değil, tam elektronik değil, rock da değil, Türk de değil.. Caz da değil.. Her şeyden biraz ama kendi çizgimizi bulmaya çalışıyoruz diyebiliriz. Bir arayış... Şimdi, üçüncü albümle sanki kendi rengimizi bulduk. Öyle hissediyoruz en azından. Yani, sanki rollerimiz daha belli oldu. Mesela eskiden İzzet daha çok darbuka çalıyordu, şimdi daha çok değişik renkler çalmaya başladı. Alp’in değişik pedallarla denemeleri var, hem daha gitar gibi sesler çıkarıyor, hem bas gibi sesler çıkıyor. Sanki rollerimiz netleşti gibi hissediyoruz. Biraz daha yüksek, rock bir enerji var sanki…

Turne veya benzeri bir şey düşünüyor musunuz?
Geçtiğimiz günlerde Fransa’da Paris’te çaldık. Üç konser verdik. Oradan Fas’a geçtik. Orada da çaldık. Daha çok albümü tanıtma konserleri oldu. Bir Showcase Festival’iydi Fas’taki, birçok menajer vs oradaydı.. Çok ilginçti bizim için çünkü daha önce hiç Afrika’da çalmadık. Birkaç festivalden teklif geldi. Daha çok Mayıs ve Temmuz ayları için. Angola, Nijerya, Senegal ve Güney Afrika’dan. Çok ilgi çekti konser. Çünkü o festivale genelde dünya müzikleri yapan gruplar katılıyor ve biz oldukça farklıydık. Ama asıl amaç dünyada daha çok çalmak. İstanbul'da zaten çalıyoruz.

New York’ta Studio 151 paylaşımları görüyoruz Instagram hesabınızda…
Orası yeni bir yer. Ben açtım. Eski Nublu devam ediyor, Nublu’yla aynı sokakta bir bina kiraladım. Onun ikinci katında da Studio 151’i açtım. Birinci kata yakında Nublu’yu taşıyoruz. Daha hazır değil, ama diğerinden biraz daha büyük bir mekan.

Ne fark var aralarında?
Studio 151, kokteyl bar. DJ çalıyor, canlı müzik yok. Elektronik müzik. Ama aşağıda Nublu olduğu zaman orda da canlı müzik olacak, yukarısı da lounge..

İstanbul Nublu’nun akıbeti nedir peki?
Sıraselviler’deki de kapandı. Çünkü sahibi binayı sattı. New York’taki işler daha fazla büyüdüğü için ben de böyle bir karar verdim. Burada yeniden Nublu açmak için bir mekan bakmadım. Bu sene enerjimi New York’taki mekanlara vereceğim. Zaten burada ben bir yatırıma girmedim hiç. Teklif geldi ve öyle karar verdim, denemeye...

Beğendiğiniz müzisyenler, takip ettiğiniz isimler var mı? Yeni çıkanlardan örneğin?
Bir sürü isim beğeniyorum. Dünyada geçtiğimiz 8-10 sene içinde garip bir patlama oldu. Çünkü indie müzik ve ev stüdyolar sayesinde herkes müzisyen oldu. Onun için abartılı bir şekilde müzik çıkıyor. İyi-kötü. Burada, Türkiye’de de öyle oldu. 5 sene evvel mesela, 20-25 grup vardı İstanbul’da, şimdi 650 tane grup var! Bir şekilde iyi de bu, çünkü herkesin şansı var. Herkes bir şeyi ifade etmek istiyor.

Dikkatinizi çekenler?
Caz çalanlardan bir sürü var, bir sürü genç isimler. Amerika’da ya da Avrupa’da okuyanlar, buraya dönüyorlar. İstanbul’da belki 8-10 sene önce 20 caz müzisyen vardı, şimdi 80 tane var. İyi çalan yani.. Indie de yoktu, sadece Duman vardı, Athena vardı, şimdi bir sürü grup var. Nublu’da bir sürü müzisyen çaldı, çok farklı şeyler, 2-3 kişilik gruplar, çok deneysel çalışmalar. Çok güzel şeyler çıkıyor.