@ErkanAktug

'İlk filmlerimin film olduğundan bile emin değildim'

'İlk filmlerimin film olduğundan bile emin değildim'
'İlk filmlerimin film olduğundan bile emin değildim'

Hilton?daki törende, Nuri Bilge Ceylan?a ödülünü Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ve Sema Doğan birlikte verdi.

Aydın Doğan Ödülü'nü alan Nuri Bilge Ceylan, 'Sinemaya başlarken kendi köşemizde filmimizi yaparız, kimse de fazla ilgilenmez diye düşünüyorduk' diye konuştu
Haber: ERKAN AKTUĞ / Arşivi

İSTANBUL - “Çok tuhaf, soyut geliyor... Dışarıdan bakınca bu ben değilmişim gibi yabancılaşıyorum. Yani sinemaya başlarken kendi köşemizde filmimizi yaparız, kimse de fazla ilgilenmez diye düşünüyorduk açıkçası.” Yönetmen Nuri Bilge Ceylan, önceki gece Hilton’daki törende alanının en iyilerine verilen Aydın Doğan Ödülü’nü alırken yaptığı konuşmada, sinema serüveninde geldiği noktayla ilgili şaşkınlığını bu sözlerle anlatıyordu. Ceylan, bundan birkaç ay önce de Çankaya Köşkü ’nde Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülü’nü almıştı.
Tören sonrası kendisini tebrik ettiğimizde de “Ben hep böyle şeylerden kaçan bir adam olarak nasıl bu hale geldik, şaşırıyorum” diyordu. Aslında bir çift söz, Cannes Film Festivali’nde ‘Üç Maymun’ filmiyle kazandığı yönetmen ödülünü alırken sarf ettiği “Bu ödülü tutkuyla sevdiğim güzel ve yalnız ülkeme adıyorum” sözü onu bir anda Türkiye’nin fark etmesini sağlamıştı. Yoksa, dünya çoktan fark etmişti. ‘Uzak’ filmiyle yine Cannes’da jüri büyük ödülü, kazanmış, filmin iki başrol oyuncusu Muzaffer Özdemir ile Mehmet Emin Toprak en iyi erkek oyuncu seçilmişti. (Bu ödül Türk oyuncuların Cannes’da kazandığı ilk ödüldü.) Ama o söz, Türkiye’de sağcısı solcusu, Türk’ü Kürt’ü, milliyetçisi dincisi bir şekilde herkese değdi ve ‘güzel ülkesi’ Ceylan’ı fark etti.
Korhan Abay’ın sunduğu törende ödülünü Kültür Bakan Ertuğrul Günay ve Aydın Doğan Vakfı Başkan Vekili Sema Doğan’ın elinden alan Ceylan, yaptığı ilk filmlerin filme benzediğinden bile emin olmadığını belirterek “Ben, sinemaya kendime göre bana dokunaklı gelen ama başkaları için fazla da önemli olmadığını hissettiğim hayatın belli bir boyutunu anlatmaya ve anlamaya çalışmak için girdim. Dolayısıyla hayatın bu boyutunu sinema yoluyla paylaşabileceğimizi zannetmiyorduk. Bir bakıma denize bırakılan şişe gibi, karanlığa gönderilen mektup gibiydi bu filmler. Sonuçta insan ısrarla bir şeyler yapınca galiba oluyor” diye konuştu.
Film yapmanın tuhaf bir süreç olduğunu, aylar süren montaj süreçlerinden sonra insanın filme karşı tamamen körleştiğini ve filmin neye benzediğini tam olarak bilemediğini anlatan Ceylan, “Nasıl yaşamamız gerektiğini sinemadan öğreniyorduk. Bakırköy’de geçen çocukluk yıllarımda bilet kuyruğunda kaç kere elbiselerimin yırtıldığını hatırlarım. Başka bir şey yoktu, tek tutunacağımız şey sinemaydı o zamanlar” diyerek kendi hayatında sinemanın anlamının büyük olduğunu dile getirdi.
Türk sinemasının son yıllarda büyük bir canlanma içinde olduğunu belirten Ceylan, “Ödülün bu genel canlanmaya verilmiş bir ödül olarak değerlendiriyor ve bunun mütavazı bir temsilcisi olarak beni seçen jüriye çok teşekkür ediyorum” dedi.
50 bin liralık parasal değeri de olan Aydın Doğan Ödülü’nün bu yılki jürisi Doğan Hızlan, Tarık Akan, Mithat Alam, Tevfik Başer, Atilla Dorsay, Oğuz Onaran, Murat Özer, Sami Şekeroğlu ve Azize Tan’dan oluşuyordu.