İlk portre İstanbul'daki bir arkadaşımdı

İlk portre İstanbul'daki bir arkadaşımdı
İlk portre İstanbul'daki bir arkadaşımdı

Sandro Kopp, 2010 da İstancoll için Türkiye ye gelmişti.

Sandro Kopp'un ISTANBUL'74 projesiyle birlikte New York Lehmann Maupin Galeri'de geçen ay açtığı 'There You Are' sergisi herkesin dilindeydi. Brad Pitt'in iki tablo aldığı serginin açılışı şöhretleri buluşturmuştu. Kopp, portrelerinin yaratım sürecini anlattı
Haber: ASLI BARIŞ - asli.baris@radikal.com.tr / Arşivi

İlk olarak Istanbul 74’ projesiyle olan işbirliğinden bahsedelim.
Evet, birlikte çalışmaktan çok memnunum. Demet’in (Müftüoğlu Eşeli) çağırdığı her projeye katılırım; kendisi son derece sıcak ve vizyon sahibi. Istancool 2011’de birlikte çalışma şansı bulmuştuk, haliyle de böyle bir fırsat yine karşıma çıkınca hemen atladım. Ayrıca Lehmann Maupin de muhteşem bir galeri, orada sergi açmak olağanüstü bir şans. 

Web cam aracılığıyla portre yapma fikri nasıl doğdu? İlham kaynağınız çaresizlik mi? İskoçya’da, küçük bir kasabada, izole bir hayat yaşadığınız biliniyor...
Tabii, orada yaşadığım için bana poz verecek insan bulmak bir hayli güç. Yanlış anlaşılmasın, İskoçya’da yaşamayı çok seviyorum, doğa ve geleneklerin iç içe olduğu bir ortam ama kültürel açıdan New York gibi değil tabii ki. Farklı ve yaratıcı insanlarla sohbet etmek, işimin her zaman önemli bir parçası olmuştur. İnternet üzerinde chat yapmak da günümüzün en önemli dehalarıyla bir araya gelme şansı sunuyor. 

Skype kullanılarak yapılan bir portre kaç saat sürüyor ve süreci nasıl işliyor?
Bir portre aşağı yukarı 3 saat sürüyor. Genel olarak geceleri çalışmayı seviyorum, ama tabii karşımdaki insanın bulunduğu zaman dilimine ve saat farkına göre de durum değişebiliyor. Başlamadan önce çeşitli ayarlamalarla da uğraşıyoruz. Arka fonun düz olması işime gelir. Ayrıca, bana poz verenin kendisini çok rahat hissetmesi gerekiyor. Sabit durmak çok kolay bir şey değil, hatta bir süreden sonra acı vermeye bile başlıyor, onun için bazen aralar veriyoruz. Ayrıca derin bir sohbeti yakalamak da kolay olmuyor, bazen havaya girmemiz saatler sürebiliyor. İşim bittikten sonra kendimi çok bitkin, tükenmiş hissediyorum; bir iki saat dinleniyor, film izliyor ya da kitap okuyorum. Sonra stüdyoya yeniden girerek küçük rötuşlar yapıyorum tabloya, sonrasında da fazla kurcalamayarak kurumaya bırakıyorum. 

Kimin portresini yapacağınızı nasıl belirliyorsunuz?
İçimdeki sesi dinliyorum genelde; “Of, bu insan bana poz verseydi harika olurdu” diye düşünüyorum, sonra bir fırsatını bulduğumda utancımı yenerek onlardan poz vermelerini istiyorum. Sonra ikna süreci başlıyor. Bazen hiç yüz yüze gelmediğim ancak karakterinden ya da çalışmalarından ilham aldığım insanlardan da poz vermesini istiyorum. 

Skype kullanarak yaptığınız ilk portre kime ait?
İlk portrem arkadaşım Waris Ahluwalia’nın portresiydi. Yaklaşık iki yıl önceydi sanırım. O, İstanbul ’daydı, ben de İskoçya’da. Deneysel bir şekilde başladık, sonra da iş kendiliğinden gelişti. New York’taki sergide bir oda tamamen Waris’e ayrılmıştı. Skype konuşmamızı içeren bir enstalasyon çalışması ve portreleri içeriyordu. 

İlham kaynaklarınız kimler?
Alice Neel, Doug Aitken, Trent Reznor, Ryan McGinley, David Hockney, Björk, Caravaggio, David Bowie, Frantisek Kupka, Lucian Freud, Vincent Van Gogh, Jenny Saville, Claude Monet, Tilda Swinton, Anish Kapoor, Patti Smith, Chuck Close... Daha birçok ismi sayabilirim, liste uzar gider. 

Çalışmalarınızı teknolojik öğeler kullanarak yapsanız da, portrelerinizde geleneksel bir stil var sanki...
Evet, açıkçası geleneksel, klasik stildeki portrelere hayranlık duyarım. Çıkış noktam bu oldu. Aynı zamanda sınırları zorlamak da hoşuma gider. Günümüzde figüratif çalışan bir sanatçıysanız, hem diyaloğu hem de fotoğrafı göz önünde bulundurmalısınız. Birinden birini dışlamak olmaz. Bir resim, fotoğrafa göre anın kaydını kimi zaman daha iyi yapar; bazı durumlarda da bunun tersi olur. Benim yaptığım çalışmalar da, fotoğraf üzerinden portre yapmak ve hayatın üzerinden portre yapmanın karışımı. Skype üzerinden yaptığım portrelerde objektif (lens) bazlı gerçeklik var. Bir fotoğraftan portre yaptığımızda hem zamanı, hem ettiğiniz sohbeti hem de arka planda olan ambiyansı iki boyutlu olarak tuvalinize aktarıyorsunuz. 

Sürekli bilgisayar ekranına bakarak, geceleri uzun saatler geçirmek, bir nevi yalnızlık hissini vermiyor mu?
Yalnızlık hissi size nereden geldi çözemedim, benim tecrübelerimde hiç böyle bir hissiyat yok. Skype kültürünü son derece sıcak ve birleştirici buluyorum. Tabii birbirimize dokunamıyoruz ya da karşımızdakinin kokusunu alamıyoruz ama eminim Apple bunun çaresini de yakın zamanda bulur. Bence yaptığım iş yalnızlık değil, sevgi ve arkadaşlıklar ilintili. Portresini yaptığım herkes, bir şekilde bana ilham vermiştir. Yaptığım işin birleştiriciliği var ve bunu seviyorum. 

Yeni projeleriniz neler?
Ekim ayında, Frieze zamanında sergileyeceğim bir proje üzerinde çalışıyorum. Her ne kadar bu Skype portrelerine devam ederek derinleştirmek istesem de, bir yandan sürekli bilgisayar ekranına bakmayacağım bir çalışma da ortaya koymak istiyorum... Beş yıl önce ‘Yeni bir ben’ adlı bir otoportre çalışmam olmuştu; dört ay süren proje boyunca, ayda bir aynaya bakarak kendi portremi yaptım. Bu tarz bir şey yapmak istiyorum. Bazen aynı şeyleri tekrar etmek yararlıdır çünkü stilinizin geçirdiği evrimi daha net görmenizi sağlar.