İlkelliğe davet

İlkelliğe davet
İlkelliğe davet

Split

Belçika'da yaşayan Gökçen Cabadan'ın 'Golem Sahnesi' başlıklı sergisi Mısır Apartmanı'ndaki yeni yerine taşınan NON'da 28 Ocak'a kadar devam ediyor
Haber: HANDE OYNAR / Arşivi

Mağara duvarlarına resim yapan insanın amacı neydi? Yaşam alanına estetik bir öğe katmak istemiş olabilir mi? Belki kendinden hemen sonra o mağaraya girecekler için haber veya uyarı niteliğinde bir mesaj bırakmayı, belki de çok sonra gelecek nesiller için tarihi hikâyeler anlatmayı amaçladı? O dönemde resim sayesinde ün, şan, şöhret veya karşılığında bir şey kazanmak mümkün müydü? Veya sadece can sıkıntısını geçirmeye çalışıyordu...
Gökçen Cabadan’ın Mısır Apartmanı’ndaki NON’a yerleştirdiği ‘Golem Sahnesi’nin asıl derdi, felsefeyle haşır neşir birçok ressam gibi kafasını kurcalayan bu soruların cevabını izleyiciyle birlikte bulmak. “Elimden her şey gitse de resim yapmaya devam ederim” diyen Cabadan, dördüncü kişisel sergisinde tüm bağlamlarından koparmaya çalıştığı resme bir dizi övgü düzüyor.
Serginin tanıtımında da kullanılan ‘Yüzsüz Makyaj’ (2011), Cabadan’ın sorduğu soruları en iyi anlatan işlerden biri. 2009 yılında NON’un karma açılış sergisi ‘Geçersiz Sebep/ Yeterli Neden’de yer alan ‘Hepimiz Et ve Kanız’da şahit olduğumuz vurucu gerçekçilik, tersine bir okumayla da olsa burada yine karşımıza çıkıyor. Bir gülümseme gerçekte nedir? Birkaç kas gerilmesinden ibaret bir harekete yüklediğimiz anlamlar, o hareketten çok bizimle ilgili ne söyler? Aslında Cabadan’ın gülümsemesi, galeri duvarıyla resmin zemininin oluşturduğu renksel bütünlüğün ortaya çıkardığı bir yanılsama. ‘Harikalar Diyarı’ndan fırlamış bir Cheshire kedisi, sigara paketlerinin üzerine yakışacak bir ağız üzerinden bize gülümsüyor. Et ve kandan yapılmış olduğumuzu biliyoruz ama bunu hep unutmaya çalışıyoruz. Cabadan perdeyi kaldırıp ardındaki çirkin gerçekle bizi yüzleştiriyor. Gülümseme aslında yok. 

Mekânla anlam kazanan işler
‘Yüzsüz Makyaj’ın hemen çaprazındaki ikinci bir , yine bedenle ilişkileniyor. Yumurta şeklinde kesilmiş, orantısız paspartusuyla kirişte duran ‘Skin’, ciltte birdenbire beliren farklı renklerde bir grup ben ve çilden oluşuyor. Yumurtanın pürüzsüz yüzeyi, pürüzlü ciltle bir zıtlık içinde. İnsanın kabuğu olan cilt, yumurtanın kırılabilir kabuğuna göre çoğu zaman daha dayanıklı. Ama yumurta, sıcak su karşısında cildin uğradığı travmaya uğramıyor. Geçirgenlikle kırılganlığın kontrastı, yine bize insan olmakla ilgili bir şeyler söylerken Cabadan’ın resmini, asıl mekânla bir araya geldiğinde anlayabildiğimizi bir kez daha fark ediyoruz. Resimden ziyade, mekânla anlam kazanan yerleştirmeler bunlar.
Serginin en etkileyici işi, şüphesiz sergi alanının kalbinde yatan ‘Split’. Siyah boyayla duvara çizilmiş dikenli tel ve ortadan ikiye bölünmüş bir ilkokul çocuğu portresinden oluşan bir yerleştirme. Pastel boya ile yapılmış portrenin üzerindeki parlak cam, dikenli telin tüm tekinsizliğini çekiyor ve çocuğun yüzüne yansıtıyor. ‘Split’, Cabadan’ın kimliksizleştirmede başvurduğu en kolay yol olan çocuk portrelerinde bir zirve noktası sayılabilir. Zira çocuğun Mona Lisa’msı ifadesi, savunmasız bir masumiyetle işbirlikçi bir gülümseme arasında savruluyor. Duvardaki siyah-beyaz dörtgenler algımızla oynarken ifadedeki bu belirsizlikle iyice huzursuzlanıyoruz. Bulabildiğimiz tek teselli, çocuğun bölünen suratının ortasındaki boşlukta yatıyor.
Cabadan boşlukları seviyor. İktidarı simgeleyen pembe tahtı revanını hiçliğin ortasında bırakması, derin bir klasik resim eğitimi almasına rağmen zaman ve mekân bağlamından soyutladığı işler yapması bundan. Bir hikâye anlatmak amacında olan, kurgulanmış işlere fazla yaklaşmıyor; onun yerine ilgisini çeken, onu rahatsız eden konularda tekil, hatta bilerek böldüğü işler yaparak kendi deyimiyle ‘ruhu olmayan bir canavar (Golem)’ veya ‘iskeleti olmayan deri’ gibi sergiler çıkarıyor ortaya. 

Yaratma güdüsü devam edecek
Son olarak ‘Masa’, Cabadan’ın esnaf lokantalarından esinle yaptığı bir yerleştirme. Yerde ezilmiş, ucuz çatal-kaşıklar; sıradan perde veya masa örtüsü kumaşlarından yapılmış koniler, zikzak formunda kesilmiş bir cam levha taşıyan cam su bardakları ve uçuşan pembe peçeteler. Cabadan amacının; kaymış bir perspektif, geometrik şekiller, sıradan objelerle yerel ‘Bir Kübizm parodisi’ yaratmak olduğunu söylüyor gülerek. Sanat tarihi kübizmi nasıl anlatıyorsa, kendisine söylenen her şeyi yapay bir naiflikle uyguladığını, böylece üç boyutlu bir dekonstrüksiyon gerçekleştirdiğini söylüyor. Modern insanın, modernizmle başa çıkışının resmi olarak ortaya çıkan; hızlanan hayatın, deneyimlerin ve yıkılan yüzlerce yıllık bakış açılarının ifadesi olan kübizm sanatçıya göre sanat için sonun başlangıcıydı. “Modernizm, ilerleme olarak görülüyor ama bence toplumların hayata bakışındaki bir çöküş. İnsanların hayata bakmasındaki değişimin simgesi olarak görüyorum kübizmi.” Muhtemelen ‘Avignon’lu Kızlar’ı ilk görenler de böyle düşünüyordu ama bu, Picasso’nun tüm zamanların en ‘ünlü’ ve en çok kazanan sanatçılarından biri olmasını engellemedi. Bir yüzyıl sonra, piyasa balonları, ‘ünlü’ sanatçıları, daha ‘ünlü’ koleksiyonerleriyle sanatın geldiği karmaşık noktada bu değişimi yadsımak mümkün değil. Sanatın sonundan söz etmek gerekirse belki de bu düzen sona erecek ama yaratma içgüdüsü baki kalacak. Bu noktada Cabadan’ın çıkış noktasına tekrar dönmekte yarar var: Mağara duvarlarına resim yapan insanın amacı neydi?