İnansanız da inanmasanız da...

İnansanız da inanmasanız da...
İnansanız da inanmasanız da...
Eski usul gerilimlerin atmosferini günümüze yansıtmaya çalışan filmlere örnek 'Kayıp', amacına bir noktaya kadar ulaşıyor da...
Haber: MURAT ÖZER - cinemozer@gmail.com / Arşivi

Kayıp
Yönetmen: Heitor Dhalia
Oyuncular: Amanda Seyfried, Daniel Sujata, Jennifer Carpenter


Var olduğunu bildiğin, inandığın bir şeye kimseyi ikna edememek, hikâyeleme konusunda sinemanın zaman zaman başvurduğu kaynaklardan biridir. Alfred Hitchcock’tan Michelangelo Antonioni’ye, Brian De Palma’dan Woody Allen’a kadar birçok önemli sinemacıyı zorlayan bu durum, Richard ‘Kaçak’ Kimble gibi bir karakteri de ‘ölümlerden ölüm beğen’ tadında bir kaçış serüveninin içine sokmuştur.
Haftanın filmlerinden ‘Kayıp’ (Gone), işte bu tema üzerinden hareketle yapılandırılan eski usul bir gerilim çalışması. Kendisini kaçıran bir katilin elinden kurtulan tek kız olduğunu kimselere anlatamayan, hatta deli muamelesi görüp kliniğe kapatılan Jill’in hikâyesi bu. Bu kez kaçırılan kız kardeşi olunca ve polisler de dahil olmak üzere gene kimseleri ikna edemeyince, bu işi tek başına halledebileceğine inanan Jill, minik ipuçlarını takip ederek katili yakalamanın planlarını yapmaya başlar. ‘Kaçırılma’ vakasının gerçek olup olmadığıysa son ana kadar açıklığa kavuşmayacaktır...
Gerilimi eski usul sağlamak, günümüzün hızlı işleyen sinemasında oldukça zor. Ancak Heitor Dhalia imzalı ‘Kayıp’ta bunun büyük oranda başarıldığını söyleyebiliriz. Kuşağının önemli oyuncularından biri haline gelen Amanda Seyfried’in tek kişilik gösterisi, tabii ki bu filmin en önemli kozu. Genç aktris, Jill karakterinin ‘inanç’la ivmelenen ruh halini ustaca yansıtırken, onun gerçeklikle olan bağını da alabildiğine silikleştiriyor. İpuçlarını takip ederken karşısına çıkan herkese ‘ beyaz yalanlar’ söylüyor olması, Jill’in ayaklarını bastığı zeminin kayganlığını belgeler nitelikte. Amanda Seyfried, özellikle bu bölümlerde bize iyice yaklaştırıyor kendini, karakterinin yarattığı kafa karışıklığıyla birlikte.
Bir buçuk saatlik filmin son yarım saatine gelene kadar her şey tıkır tıkır işliyor hikâyede. Heitor Dhalia, Jill’in ‘inandıramama’sından kaynaklanan gerilimi usul usul şekillendiriyor. Ancak bu durumun ortadan kalkmaya başlamasından itibaren sallanma emareleri gösteriyor film. Özellikle finale doğru ilerlediğimiz anlarda, artık gerilerde kalan ‘mesele’nin yokluğu eksiltiyor hikâyeyi. Karakterin ‘şaşkın inancı’ da yerini ‘intikamcı’ bir ruha bırakıyor, ki eski usul gerilimden beklemeyeceğimiz bir hamle bu...
Yakın dönemden, Guillem Morales imzalı İspanyol filmi ‘Los Ojos de Julia/ Julia’nın Gözleri’, ‘Kayıp’ın yaptıklarını harfiyen gerçekleştirmesinin yanı sıra, yapamadıklarını da büyük oranda çözüyordu. İki
filmi arka arkaya izlemekte yarar var, hele ki eski usul gerilimlere özlem duyuyorsanız...