İnönü'de metal korosu!

İnönü'de metal korosu!
İnönü'de metal korosu!

En bildik metal marşlarına sahip olan Accept e, koro olarak İnönü metal ordusu eşlik etti. FOTOĞRAF: ERDAL MAHİR CURAN

Sonisphere'in ikinci gününde Volbeat rock'n roll'u verdi bünyeye. Efsane gruplar Accept ve Manowar ise klasikleşmiş metal marşlarını İnönü korosunun eşliğinde çaldı. Hayko Cepkin dahil her grup Ronnie James Dio'ya saygıda kusur etmedi
Haber: DOĞU YÜCEL / Arşivi

İSTANBUL - Heavy metalcilerin rüya festivali exi 23 Akbank Sonisphere Festival’in ikinci günündeyiz. Erkenden İnönü Stadyum’unun kulisine giriyorum. Amacım favori gruplarımdan Volbeat ile röportaj yapmak. 33 yaşındayım ama heyecanım 15 yaşındakinden farksız. Müzik bu, başka bir aşka benzemiyor. İnönü’nün kulis koridorunda bir oraya bir buraya volta atıp duruyorum.  Sonisphere Festival’in backstage’ini tanıma fırsatı buluyorum böylece. Purple Concerts, İnönü’nün labirenti andıran koridorlarını çok şık bir backstage alanına çevirmiş, adeta baştan yaratmış. Ama sonuçta burası Beşiktaş’ın tarihi stadı, bir kere tüm duvarlarda boydan boya eski futbolcu fotoğrafları var. Müzenin yanından geçerken kupaları sayıyorum, kafamı çeviriyorum bir Manowar elemanı geçiyor yanımdan, şaka gibi geliyor insana. Sonra Purple’ın genel koordinatörü Siyabend Süvari’yi görüyorum, oradan oraya koşturuyor. Siyabend’i Şenes Erzik’e benzetiyorum, nasıl Erzik UEFA asbaşkanı olarak Türkiye futbolunun diplomatik gücünü arttırdı, Siyabend de Sonisphere’in yaratıcılarından Marcel Avram’ın takımına girerek bu festivalin ülkemize gelmesini sağladı. Açıkçası başka türlü Volbeat, Manowar ve Accept ’i ülke sınırlarımız içinde görebileceğimizi düşünmüyorum.

Volbeat’den rock’n roll dersi
Blue Jean’de okuyabileceğiniz Volbeat röportajı (reklamları okudunuz) nedeniyle İstanbullu grup Murder King’i kaçırdım. Böylece günün ilk performansı Volbeat oldu. Öyle bir müzik yapıyor ki Volbeat, içinde Johnny Cash de var, Metallica da, Little Richard da var, Misfits de. Bu müziğe dair sevdiğimiz her şeyi en güzel şekilde karıştırmışlar, adına da Elvis Metal demişler. Son beş yıldır çıkmadıkları festival kalmadı, tam bir festival grubu Volbeat. İnanılmaz eğlendiriyorlar, adrenalini  bünyeye vermeyi  de ihmal etmiyorlar. İstanbul konseri de aynen böyle oldu,  rockabilly riffleri, metal melodileri ve esprili anonslar havada uçuştu. Amerikan  radyo listelerine girmeyi başaran şarkıları ‘Sad Man’s Tongue’u Johnny Cash ve geçtiğimiz aylarda ölen Ronnie James Dio’ya ithaf etmeleri çok şıktı. Volbeat’ten sonra Hayko Cepkin çıktı. Malum bizde popüler kültüre girmiş rock-metal müzisyenleri bu tip festivallerde ergen tepkilerinin mağduru olurlar. Ama bir avuç çatlak ses çıksa da Hayko’ya karşı kitlesel bir tepki olmadı. Zaten Hayko ve grup elemanları komple  Dio tişörtleriyle sahne alarak bu müziğe olan gönül bağlarının ne kadar sıkı olduğunu cümle aleme gösterdiler. Hayko’nun performansı da, seyirciyle iletişimi de harikaydı. “Arkadaşlar biz de Manowar’ı bekliyoruz ama yapabilecek bir şey yok, burada bir saat çalmak zorundayız.” derkenki samimiyeti ve mizahi duruşu harikaydı. Yaman metalciliklerine toz konmasın diye belli etmeyebilirler ama sevmeyeninin bile kanı ısındı Hayko’ya.

Krallardan Türkçe şov!
Manowar Guiness Rekorlar Kitabı’na ‘Dünyanın En Gürültülü Grubu’ olarak kaydolmuş bir grup ve bunu bir kere daha İstanbul’da kanıtladılar. Rammstein’ı bile ikiye katladı Manowar’daki ses düzeyi. Sadece ses olarak değil, anonslarıyla da Manowar farkını konuşturdu. Önce Eric Adams herkese çığlık attırdı ve çevre illerden duyulabilecek toplu bir çığlık seansına sebep oldu. Sonlara doğru ise grubun lideri Joey DeMaio sahne aldı ve “Tekrar delikanlı Türklerin arasında olmak çok gurur verici.” dedi. Çeviri yaptığımı sanmayın, DeMaio üç buçuk dakika boyunca Türkçe konuştu. Kulaklıktan sufle alıyordu tahminen ama belli ki iyi çalışmıştı dersine. Türkçe konuşmasının en vurucu kısmında Big Four olgusuna dokundurdu: “Bu festivalde dört büyük grup olduğunu söylüyorlar... Sktler!”. Daha sonra stadyum “Manowar” tezahüratlarıyla yıkıldı adeta . DeMaio konuşmasının sonunu Dio’ya bağladı ve önce ‘arkadaşımız’ sonra da ‘hocamız’ diye tanımladığı Dio’yu andı. Ardından grup Black Sabbath klasiği Heaven and Hell’i çaldı. Tüm Spinal Tap’liğine ve çocuksuluğuna rağmen Manowar bu ülkede ‘çocukluğunu 80’lerde yaşamış’ kuşak için çok önemli bir değer. Bu gerçek bir kere daha kanıtlandı.  

Metal marşlarının ustası Accept
Accept aktif olan en köklü metal gruplarından biri. 70’lerin başında kurulan, 80’lerde kariyerlerinin zirvesini yaşayan Alman grup 90’lardan beri solistleri Udo’yla uzun süreli barış paktı imzalayamadıklarından kayda değer bir iş yapamadı. Nihayet kısa bir süre önce Amerikalı solist Mark Tornillo ile küllerinden doğdular. Festivalin diğer headliner’ları ya da Manowar’ın yarısı kadar bile popüler değildirler ama büyüklükleri tartışılmaz. En son Wrestler filminin en kritik sahnesinde klasik parçaları ‘Balls to the Wall’ çalmış ve yeniden gündeme gelmişlerdi. Accept için klasik müzikten en çok etkilenmiş metal grubu desek yalan olmaz. İki saate yakın süren performansları boyunca Wolf Hoffmann’in sololarında Tchaikovsky’i Beethoven’ı Mozart’ı duyduk. Bir ara Ravel’in Bolero’sundan girdi, Edvard Grieg’in ‘In the Hall of the Mountain King’inden çıktı, tek elektro gitarla dev bir senfoni gibi mest etti. Accept’in bir diğer kozu ise en bildik metal marşlarına sahip olması: ‘Princess of the Dawn’, ‘Metal Heart’, ‘I’m a Rebel’, ‘Restless and Wild’, ‘Balls to the Wall’, ‘Fast as a Shark’, ‘Son of a Bitch’... Sonuncusunu çalmadılar ama diğerlerini çaldılar, koro olarak da İnönü metal ordusu eşlik etti gruba. Rammstein’ın görkemli prodüksiyonu ve Manowar’ın anonslu şovlarından sonra Accept ancak müzikalitesiyle öne çıkabilirdi, öyle de oldu. CD gibi değil, plak gibi çaldılar ve rockseverlerin damağında çok güzel bir tat bıraktılar. Demek ki, uzun süredir aktif olmayan, modası geçmiş bir grup da şarkılarını binlerce insana söyletebiliyormuş. İyi müziğin zamana ve modalara baş kaldırışına şahit olduk dün. Şimdi sırada ‘dört büyükler’ ve ‘en büyük gün’ var. Bir de Dave Mustaine ile röportaj yapacakmışım. Bu rüya fazla olmaya başladı!


    ETİKETLER:

    Mayın