İnsanın bin türlü hali var

Önce, sevimli 'Mumuk'la çıkılan yolculuklarda 'büyük ruhlu çocuk'ların elinden tuttu Selçuk Demirel
Haber: EVRİM ALTUĞ / Arşivi

PARİS - Önce, sevimli 'Mumuk'la çıkılan yolculuklarda 'büyük ruhlu çocuk'ların elinden tuttu Selçuk Demirel. Sonra, zamanın çizgisiyle damıttığı hayatının kendisinde bıraktığı 'İz'ini kâğıtlara içtenlikle nakletti. Akseden evrensel çizgiler,
'Selçuk' imzalı bu 'Parisli'yi ve çizgi/ resim/desen ötesi tarzını pek azımıza unutturabildi. Ardından gezme sırası
'Kıyıdaki Adam'a geldi. Yapıtı Selçuk'la birlikte John Berger'in rehberliğini 'havada karada' kabul eden pek çok 'çocuk ruhlu büyük', okudu. Tabii bir de 'Kâğıttan Kediler' vardır. Elbette onlar da kendilerine yazılmış şiirleri, hırıltıları
ve bilge bıyıklarıyla 'ayrı bir âlem'dir.
Çeyrek yüzyıldır çiziyor
Desen çizmeyi sürdürdüğü çeyrek yüzyıllık süre içinde tek bir yapıtında bile 'kitap' etkisi yaratabilen Selçuk Demirel, üretiminin son halkası olan 'Desen mi Demesen mi?' ile yine aynı insancıl iç zenginliğini okurlarıyla paylaşıyor.
Ona bu serüvende iki uzman psikiyatrist eşlik ediyor: Cem Mumcu ve Yıldırım B. Doğan. Son kitabı üzerine konuştuğumuz sanatçı, ortaya çıkan ürünü psikiyatriyi anlamak, yorumlamak adına bir 'sevgi-yergi' bütünlüğü içerisinde değerlendirmekten yana.
Böyle bir kitabın 'Kent-zaman-iş-bireysel hiçlik' gibi bir konuyla başlamasının bir tesadüften öte, bir tercih olduğuna inanıyorum.
Freud'un 'bilinçaltı'nı keşfi ile endüstri (sanayi) devriminin aşağı yukarı aynı tarihlere denk düşmesi bir rastlantı olmasa gerek. Bu çerçeveden baktığımızda 'PSY' (psikiyatri-psikanaliz) kentsoyludur. Daha çok kentli insanın ilgisini çekmiştir. Kentli insanın varoluş sorunlarıyla ilgilenmiştir. Bu açıklama, köylü ya da kırsal kesim insanlarının 'bilinçaltı'nı yok sayma anlamına da gelmemeli.
'Ruh halleri'ni, dolayısıyla psikiyatriyi resmetmek, bir bakıma insanı da yeniden resimlemek anlamına geliyor değil mi?
25 yıldan beri çok çeşitli yayım organlarında
(kitaplarda, dergi ve gazetelerde) durmaksızın çizmekte ve yayımlamaktayım. Baktığımda, çizgilerimdeki ortak konu hep 'insan' olmuş. İnsanın iletişimi, iletişimsizliği... objeler... objeleşen insanlar. İnsanlaşan objeler.
Yabancılaşan insan
Bir kasap gibi, daha çok insan vücudunu 'kafa'sını kesip doğramışım hep. Hep bir şeylere dönüşen, kendinden uzaklaşarak başkalaşan. Kendine yabancılaşan insan. 'İnsanın bin türlü hali var.
'Çizgilerimi birçok şekilde okumak mümkün; sosyolojik, psikolojik (burada olduğu gibi), politik vs.
Batılı (kartezyen) anlamda birşeyleri açıklamak, anlamak için birbirine benzeyenleri gruplandırıp onlara birtakım sıfatlar veririz. Açıklanamayan, anlaşılamayanlar atılmak üzere bir kenara ayrılır. Geri kalanlar klasörlerde sınıflandırılıp arşive kaldırılır. 'Bir kedi kediden başka bir şey değildir.' Bu beni çok fazla ilgilendirmiyor.
'Kedi gerçekten sadece kedi midir?' gibi bir düşünce daha çok ilgimi çekiyor. Bu anlamda ne psikiyatri ressamı, ne de ilüstratör değilim. Çizgilerimdeki anlam ve ifade (öyle olduğunu sanıyorum) biraz da ona bakanın o günkü, o andaki ruh hali ile lgili olarak anlam değiştirebilir. Aynı resme değişik zaman aralıklarında tekrar tekrar baktığınızda başka açıklamalar ya da anlamlar taşıdığını göreceksiniz. Belki ne soru, ne de cevap.
Psikiyatristiniz oldu mu hiç?
Doğrusunu isterseniz, yıllar önce böyle bir girişimim oldu. Paris'in oldukça ünlü bir psikanalistine gittim. 45 dakika süreyle, aslında benim randevuya ihtiyacım olmadığını,
mutlu bir çocukluk yaşadığımı, hayatımdan memnun olduğumu, çiziyor olmanın zaten benim için başlı başına bir terapi olduğunu, Colette, George Sand karışımı bu hanımefendiye anlattım.
Kirli çamaşırlar tortusu
Orada ne aradığımı, niye karşısında oturduğumu sormadı bile. Beni sigarasından aldığı dumanların gerisinden tebessümle dinledi. Zaman dolup da borcumu sorduğumda ilk randevudan para almadığını, zaten benim böyle bir angajman için hazır olmadığımı söyledi. Ayrıca hayatta mutlu olmanın 'Psi'den başka yolları olduğunu da... 'Psi'nin sadece sırtımızda taşıdığımız kirli çamaşır torbasını çamaşır makinesine boşaltıp yıkamak ya da içini dökmek olmadığını anlamak epeyce bir zamanımı aldı. Kendini anlamak, insanın kendi ile, dürüst olması ile ilgili bir durum.
15 yıla yakın bir süredir mesleği Psi olan biriyle yaşıyor, hayatımı payaşıyor olmanın da getirdiği bir ilgi alanı benim için. Yargılamaksızın anlamaya çalışmak.
Anti psikiyatri üzerine fikirleriniz nedir?
Medya, tıp, adalet, devlet ve tabiat yanında, bütün mesleklerde olduğu gibi 'psi' ile ilgili kuşkular da hep olmuştur. Uzun yıllar ciddiye alınmamış, hatta şarlatanlıkla da suçlanmıştır. Ama bugün gelinen noktada 'antipsikiyatri'den söz edemeyiz. Modern toplumlarda bir gereklilik, saygın bir tedavi biçimi olduğunu sanıyorum. Bu sorunun cevabı Woody Allen filmlerinde de bulunabilir.
'Zihin rahatsızlığı' deyince aklınıza ne geliyor?
'Normal' ile 'anormal'. Bu ince tel üzerinde yürümeye benziyor. Bazıları için türlü nedenden dolayı bir gün tel kopuyor. Bir daha geri dönmeksizin kendini başka zihin ('logik'-'illogik') düzlemde buluyorsun. Bazen bilinçaltı bilinçli bir biçimde geri (normal'e) dönmemekte ayak diriyor. Bazen de geri dönmek, dönebilmek 'tedavi' adı altında bin türlü işkencelere katlanmayı gerektiriyor.
'Norm', 'normal' olan her şeyin sıkıcılığından rahatsız olduğumu söylemeden edemeyeceğim. Çünkü ben 'Normal' olan her şeyin gerçekliğinden hep kuşku duymuşumdur. Gerçek ya da gerçeküstü olmayan her şeyin sıkıcı olduğunu düşünüyorum.
Kitapta eksik bir konu başlığı olsaydı?
AŞK. Kitabın bütününe ayrıca baktığınızda 12. bölüm olarak aşkı göreceksiniz. Üçümüzün bu kitaba kattığı duyguyu ve tutkuyu.
Selçuk Demirel/'Desen mi Demesen mi?/Okuyan Us Yayınları/232 sayfa/19 milyon 200 bin lira


    ETİKETLER:

    Woody Allen