İnsansız İstanbul'un izinde

İnsansız İstanbul'un izinde
İnsansız İstanbul'un izinde
Alman sanatçı Jochen Proehl CDA Projects'teki son multimedia sergisinde insan faktöründen arındırılmış bir İstanbul yaratıp görüntülüyor
Haber: TUBA PARLAK / Arşivi

Hürriyet Daily News
Alman sanatçı Jochen Proehl, ‘ İstanbul ’suz İstanbul: Unearthed’ isimli sergisinde insan hayatı ya da tarih gibi geçici konularla ilgilenmediğini, her daim var olacak olan şeylerle ilgilendiğini söylüyor.
Proehl, sergilenmekte olan işlerinin hepsinde modernize edilmiş ‘camera obscura’ teknolojisini kullanıyor. Fotoğraf makinesinin önceleyen ‘camera obscura’sındakine benzer bir sistemle, ışık kameraya bir mercekten geçerek girmek yerine topluiğne deliği büyüklüğündeki bir delikten giriyor. Sanatçı bu şekilde elde ettiği görseli dijital olarak şekillendiriyor. En son ürüne uydu fotoğrafı görüntüsü veren de kullanılan bu teknik.
Fakat en önemlisi fotoğraf aşamasına geçmeden önce sanatçı İstanbul’un sokak, bina ve cadde gibi insan ürünü her türlü faktörden arındırılmış bir halini elde edebilmek için ondan bir tane daha yaratıyor.
“İlk olarak Istanbul’u haritanın üzerinden kâğıda kopyaladım, sonra o kopyayı keserek kâğıttan model çıkarttım. İkinci aşamada boş bir inşaat sahasındaki kumu kalıplandırdım ve kâğıt modele göre şekillendirerek kumdan İstanbul yaptım.”
Sonraki aşamada sanatçı şekillendirdiği toprağı birkaç gün doğaya bırakarak daha doğal bir form almasını sağlıyor. “Yaptığım formların inşaat makineleri tarafından yok edilmemesi gerekiyordu, bu yüzden terkedilmiş bir inşaat sahası bulmam gerekliydi. Bunu da ilginç bir şekilde İstanbul’da değil, Almanya ’da buldum.”
Sergideki işler arasında bir de video var. Tabii ki bu iş de aynı camera obscura’yla görüntülenen karelerin ‘stop motion’ mantığıyla montajlanmasından oluşuyor.
Serginin en ilgi çekici işi ise 23 tabletten oluşan ‘Yer Altı Bahçeleri’. İş doğanın önünde sonunda insan yaratımı ya da müdahalesinin ürünü olan her şeyi istila edip kendiyle kaplama gücünü görselleştiriyor: “Beton bir duvarın içine delikler açıp onların da içine pimaş borularla suyun akışını sağlayacak bir gider sistemi oluşturmuş birileri. Muhtemelen suyun taşıdığı kum deliklerin kenarında birikerek bir toprak dokusu oluşturmuş. Bu doku da akan suyla birleşince bitkilerin büyümesini sağlayacak bir kültür ortamı yaratmış.” Bu iş sergide en az sanatçı müdahalesiyle üretilmiş iş ve sanatçı burada yaratıcı olmaktan ziyade gözlemci kimliğine bürünüyor. Sanatsal müdahalenin azaltılmışlığından dolayı diğer işlerle taban tabana zıt bir pozisyonu olan bu iş, serginin teması olan doğa ve kültür arasındaki ikili karşıtlık ve çatışma sorunsalının altını çizmekte. Sanatçı doğanın insan medeniyetinin arkasındaki temel itici güç olduğuna inandığını söyleyerek ekliyor: “Tüm mitoloji ve dinlerde olduğu gibi biz ve bizim yaratımımız olan her şey topraktan gelip toprağa gidiyor. Karasallık ve toprak üstüne çalışmak konusunda beni asıl cezbeden de bu fikir.” Sergi, 10 Mayıs’a kadar Mısır Apartmanı’ndaki CDA Projects’te.