'İran'da yaşamak sanatçıyı yaratıcı kılıyor'

'İran'da yaşamak sanatçıyı yaratıcı kılıyor'
'İran'da yaşamak sanatçıyı yaratıcı kılıyor'

Ghasemi ?Kültür denilen şey resmidir. Sanatsa çok daha özgür bir yerde durur. Kültür onların yönlendirebileceği bir şeydir. Biz Tahran?da hükümet desteğiyle çalışmak istemeyiz? diye konuşuyor. fotoğraf: Muhsin Akgün

Pangaltı'daki proje alanı PİST'in Artist Information projesi kapsamında Türkiye'ye gelen İranlı çağdaş sanatçı Amirali Ghasemi, 'İran'da yaşamak ve sanat yapmak insanı çok yaratıcı kılıyor. Sanatını icra etmek için yaratıcı yollar arayıp duruyorsun' diyor
Haber: ÖMÜR ŞAHİN / Arşivi

İSTANBUL - Türkiye’yle 499 km. sınıra sahip, İstanbul’dan trenle 66, uçakla ise üç saat uzaklıkta, vizesiz gidebileceğiniz bir ülke orası. Hem çok yakın, hem çok uzak bize... Zengin kültürel kökleri sebebiyle belki tarihi hakkında bilgi sahibi olduğumuz; ancak gündelik yaşamını pek de bilmediğimiz, buna rağmen ‘laiklik’ tartışmalarımızın baş köşesine oturttuğumuz İran’dan bahsediyorum.
Bir ülkeyi tanımak için o ülkenin güncel sanatına bakmak gerektiğini düşünen ve önce Türkiye’nin, şimdi de komşu ülkelerin güncel sanat rehberlerini (Artist Information) hazırlamaya soyunan interdisipliner proje alanı PiST, işe İran’ı tanımaya çalışarak başlıyor. Bunun için de İran’da yaşayan küratör ve medya sanatçısı Amirali Ghasemi, geçen bir ay boyunca Türkiye’den sanatçıların İran’ı ve oranın güncel sanatını tanımak için sorduğu soruları yanıtladı...
Tahran’daki bağımsız sanat mekanı Parkingallery’nin kurucusu Ghasemi’yle ‘birbirimizi’ ve İran’ı konuştuk...

İran ve Türkiye halkları komşu olmalarına rağmen birbirini yeterince tanımıyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Sanat anlamında gözümüzü Avrupa’ya dikip, yaşadığımız bölgeye bakmıyoruz.  Berlin’de Türkiye’den sanatçılarla tanıştım ve ‘biz komşuyuz, neden burada tanışıyoruz’ dedim. Orada aynı serginin küratörleriydik, ama ülkelerimizde haberleşebileceğimiz bir alan yoktu. Bu tür projeleri geliştirip, kendimize haberleşme ağları oluşturmalıyız.

Son günlerde insanların gözlerini Avrupa’dan başka yerlere; örnekse Balkanlar’a, Ortadoğu’ya çevirmelerini neye bağlıyorsunuz?
Belki Avrupa’nın da bakış açısı değişiyordur. Ama bence asıl neden şu: Problemleri çözmenin formülü ya da reçetesi yok, değişik deneyimlere bakmak lazım. Bosna’da yaşayan İranlı bir fotoğrafçı konuşmadan sadece fotoğrafları göstererek orada neler olduğunu, savaş dolu tarihi anlatabiliyor. Türkiye’nin deneyimlerini öğrenmek, İran’da neler olduğunu anlamamıza yardımcı oluyor. Ama Ortadoğu’da, Balkanlar’da ülkelerin kültürü, tarihi ve gündelik yaşamı gölge altında, hadi buna gölge demeyelim, yeterince araştırılmıyor. Ama yavaş yavaş bu durum yıkılıyor. Türkiye de bu değişimin başını çekiyor.

PiST’le yaptığınız proje de bu değişimin parçası. Ülkelerin resmi politikalarına aldırmadan birbirinizi tanımaya çabaladığınızı söyleyebilir miyiz?
Aslına bakarsanız, uluslararası politikalar ne olursa olsun, halk her zaman bu politikaların önünde duruyor. Sanatçılar da öyle.  Ben kültürle pek ilgilenmem; çünkü kültür denilen şey resmidir. Resmi olarak kağıda geçirilmiş olandır. Sanatsa çok daha özgür bir yerde durur. Politikacılar ve hükümet, sanatla ilgilenmez, onlar her zaman sanatı kültürün yanına koyarlar. Çünkü kültür onların yönlendirebileceği ve kullanabileceği bir şeydir.  Biz Tahran’da hükümet desteği ile çalışmak istemeyiz.

Peki maddi kaynağı nasıl sağlıyorsunuz?
Yaptığım işleri satıyorum. Onların parasıyla yeni projeler üretiyorum. Örneğin İstanbul’a gelmemiz 400-500 dolara patlıyor.  Elbette ucuz bilet kolluyoruz, masrafları düşürmek için bir sürü şey yapıyoruz. Ama hiçbir kurum tarafından desteklenmiyor olmamız bize devasa bir özgürlük veriyor. Desteklenmek moda oldu ama, bu destek için özgürlükten feragat etmek gerektiğini unutmamak lazım. Çünkü sizi destekleyen kurum işlerinize, nasıl sergiler açtığınıza, neler yaptığınıza bakıyor. Bu yüzden biz internet sayfamıza reklam bile almıyoruz. Bu yüzden işlerimizi bağıra çağıra değil de daha küçük bir iletişim ağı içinde yapıyoruz. Sergi açılışlarımıza 100-200 kişi geliyor.

İran güncel sanatınını tanımak isteyen birine nerelere bakmayı önerirsiniz?
İnternet sitelerinden bilgi almak mümkün. Bizler İranlı sanatçılar olarak büyük şirketlerle işbirliği yaparak sesimizi duyuramıyoruz tabi. Bu nedenle internetten bilgi akışına çok önem veriyoruz. İnternet sitemiz kendimizi tanıtmak için kullandığımız bir taktik. Bakın, İran’da neler olduğuyla ilgili resmi bir sahne var. Bu resmi sahne kendini toplumsal yaşamın içinde gösteebiliyor. Bu nedenle interneti kullanmaya pek fazla ihtiyaç duymuyor. Kendimizi bir şeylerin karşısında olarak tanımladığımız için değil ama, bizler bunu yapamadığımız için internette boy gösteriyoruz. 

Üzerinizde İranlı bir sanatçı olmanın sorumluluğunu taşıyor musunuz?
Ben önce İranlı sonra sanatçı olmak istemiyorum. Ben sanatçıyım. Yurtdışında yaşayan ve takma isim kullanan bir çok sanatçı tanıyorum; çünkü onlar İranlı oldukları için diğer insanlar tarafından bunaltılmak istemiyorlar. Bu bir ambalaj gibi; güzel de bir ambalaj ama yaptığımız işlerin üzerini örtüyor. Ben hiçbir uluslararası sergide sadece İranlı olduğum için bulunmak istemiyorum.

Üzerinde hükumetin baskısını hissetmiyor musunuz? İran’da sanatçı olmayı nasıl tariflersiniz?
Orası bir laboratuvar gibi. İran’da bulunmak sahiden de çok ilginç. Baskı görmek insanları daha yaratıcı yapıyor.  Söz söylemein onlarca yolu var. Biz doğru yolu bulmaya çalışıyoruz. Üstelik pek çok ülkede bu baskı var. Biz de bunu görmezden gelerek yaşıyoruz. Hükumetten kişilerin sergi açılışlarımıza bile gelmelerini istemiyoruz örneğin. Onlar yoklarmış gibi davranıyoruz. Ayrıca hükümetler de güncel sanatı ciddiye almıyor. Çünkü onların kültür politikaları içinde yeri yok. Biz kültürel politika içinde yer almak istemiyoruz zaten. Çünkü kültürel politika ülkelerin vitrinidir. Kentler onların markalarıdır. Örneğin Tahran kötü bir markadır. İnsanların aklına hep sorunlarıyla gelir. 

Türkiye’de size en çok neler soruyorlar?
‘Karmaşık bir toplum içinde sanat yapmak nasıl?’, ‘baskılar sizi nasıl etkiliyor?’ ‘O ortamda nasıl sergi açıyorsunuz?’, ‘kendinizi nasıl finanse ediyorsunuz?’ diye soruyorlar... Bunlara takılırsanız yaşayamazsınız ki. Yıllar önce Fransız bir gazeteci benimle röportaj yapmış ve ‘istediğin her şeyi yapmak için özgür müsün?’ diye sormuştu. ‘Elbette öyleyim’ dedim. Herkes özgürdür. İstediğim her şeyi üretebilirim. Ama iş sergilemeye gelince biraz akıl yürütmen gerekir o kadar. 

İran’da yeraltı müzik grupları olduğunu biliyoruz. Peki yeraltı sergileri de var mı?
Pop müzik için bir yasak yok ama, alternatif müzik için var. Bu nedenle tuhaf yerlerde konserler olabiliyor. Örneğin hafta içi ana okulu olan bir yer, hafta sonu konser salonu haline geliyor. Kimi sergiler için de aynı şey söz konusu. Bir de herkes kendi evinde sergi açabiliyor.  

Avrupa’da yaşadığını bildiğimiz pek çok İranlı sanatçı var. Siz neden İran’da yaşıyorsunuz?
Neden yaşamayayım. İran’da yaşamak ve sanat yapmak insanı çok yaratıcı kılıyor. Sanatını icra etmek için yaratıcı yollar arayıp duruyorsun. Ayrıca sandığınız kadar da farklı bir yer değil İran. Orada sergiler de, müzik de, grafiti sanatçıları da, direniş de, eşcinseller de var... Tıpkı her yerde olduğu gibi. Sadece biraz daha kapalı yaşanıyor. Son dönemde bu yeraltı meselesini duyan yönetmenler gelmeye başladı İran’a. Ama ‘yeraltı’ bir marka, bir etiket değil; bu bir yaşam şekli... Oturur ve şikâyet ederseniz hiçbir şey elde edemezsiniz. Sanatınızı icra etmenin yollarını aramalısınız.

İran güncel sanatını yaratıcı kılan bölgenin zengin kültürel kökleri mi?
Artık kimse o kültürel mirası bilmiyor ki. İran’daki eğitim sistemi bu kültürel miras hakkında bilgi vermiyor. Devrimden önce öğretmen olmak için lisans derecesi yetmiyordu, üzerine bir de yüksek lisans yapmak gerekiyordu. Ama devrimden sonra eğitmenlik hakkında hiçbir şey bilmeyen din adamları öğretmen olmaya başladı.