İsim vermesi zor bir Bienal

İsim vermesi zor bir Bienal
İsim vermesi zor bir Bienal

Belki de bugüne kadarki en kalabalık bienalde beş tematik sergi ve 56 kişisel şov var. Fotoğraf: MUHSİN AKGÜN

'İsimsiz' başlığını taşıyan 12. İstanbul Bienali dün açıldı. Tek mekânda yüz kadar sanatçıyı bir araya getiren bienal, beş tematik sergisiyle konu ve biçim olarak farklı meşreplere uygun tercihler sunuyor
Haber: CEM ERCİYES - cem.erciyes@radikal.com.tr / Arşivi

Yine Tophane’deki Antrepolar’ın önünde kentin bütün müze ve galeri yöneticileri, sanatçılar, dünyanın dört bir yanından sanat gazetecileri, küratörlerden oluşan bir topluluk var. Ne de olsa sadece yabancı konuk sayısı dört bin...
Kimi kahve kuyruğunda kimi akreditasyon telaşında. Bienal yöneticilerinen birine o klasik soruyu yöneltiyorum: “Türkiyeli kaç sanatçı var?”, “Bilmiyorum. Bu sene sayılarla hiç ilgilenmiyoruz...” diyor. “Kataloğu açıp bana saydırtmayın” diye homurdanıyorum. Yanımızda duran sanatçı lafa giriyor, “Beni yarım saymanız lazım”. Evet, Avrupa ’da yaşayıp çalışan bir Türk sanatçıyı belki de yarım saymak daha doğru... Artık sanatçıların ulusunu belirlemek zor; tıpkı Bienal’in ilham kaynağı olan Kübalı ve Amerikalı sanatçı Felix Gonzales Torres gibi...
Açılış konuşmaları başlıyor. Vakıf Başkanı Bülent Eczacıbaşı, İstanbul ’un bir kültür sanat kenti olarak kaydettiği gelişmede Bienal’in etkisini hatırlatıyor. Ardından sponsor Koç Holding adına Mustafa Koç sahneye çıkıyor. “Çağdaş sanat bilincinin gelişmesine katkıda bulunmaktan” gurur duyduklarını anlatıyor. Küratörler Adriano Pedrosa ve Jens Hoffmann da Bienal Direktörü Bige Örer’le birlikte küçük bir basın toplantısı yapıyorlar. Bige Örer, “İlk defa Latin Amerikalı sanatçılara bu kadar geniş yer verildiğini” söylerken, küratörler Bienal’i tanıtan kısa konuşmanın ardından soru gelmeyince, “Ve Bienal’i açıyoruz” diyerek basın toplantısını bitiriyorlar. Meraklı kalabalık sergiye akıyor. 

Labirentte gezer gibi
Bu kez teması “İsimsiz” olarak belirlenen Bienal, iki büyük Antrepo binasına birden yayılıyor. Adlarını Torres’in işlerinden alan beş tematik karma sergi ve onların çevresinde benzer meseleleri ele alan kişisel sergiler var. (Torres’in ruhu her yerde ama işleri yok, boşuna aramayın.)
Belki de bugüne kadar yapılan en kalabalık Bienal. Tematik bölümler bu büyük sergiyi gezmeyi de algılamayı da kolaylaştırıyor. Her ne kadar bu sergiler içiçe geçse, birbirinin içinde erise bile, yine de farklı içeriklerde beş ayrı sergi gezmiş gibi oluyorsunuz.
Ünlü Japon mimar Ryue Nishizawa, Antrepolar’ın içini düzenlemiş. İçi içe geçen odalar biraz labirentimsi. Duvarları griye boyanmış büyük salonlarda tematik sergileri görüyoruz. Onların çevresinde de küçük beyaz bölümlerde bazen bir, bazen daha çok sanatçının işleri sergileniyor.
‘İsimsiz’ (Tarih) başlıklı sergi, bol defter, kitap ve mektuptan oluşuyor. Bizim Aydan Murtezaoğlu’nun ünlü Karatahta işi burada mesela. Cevdet Erek’in ‘cetvelleri’ ve Ali Kazma’nın ‘O.K’ adlı mühür basan elleri gösteren videosu da bu bölümde. Ulus devlet ve resmi tarih meselelerine göndermelerle örülü bir bölüm. Etrafındaki solo sergilerin içinde Yıldız Moran’ın unutulmuş fotoğrafları ve Dani Gal’in propaganda plaklarını bir müzik dükkanı gibi dizdiği işler dikkat çekici.
Ateşli Silahlarla Ölüm bölümü ise mükemmel bir anti militarist sergi. Merkezindeki süslü obüs mermisi kovanlarından bir yığının durduğu bu serginin etrafındaki kişisel işler de etkileyici. Eylem Aladoğan’ın dev tüfek dipçiklerinden harika heykeli, Ala Yaounis’in Kurşun Askerler ordusu, Wael Shawky’nin Haçlı Seferleri adlı kuklarla yaptığı videosu dikkate değer. Bir de Mathew Brady’nin 1865 Amerikan İç Savaşı’ndan kalma ‘ölü asker fotoğrafları’ var ki kaçırmayın.
Soyutlama, bienalin en estetik bölümü. Mekanı dönüştüren, şiirsel, büyülü, şaşırtıcı işler var. Çağdaş sanatın bu tarafını özleyenler, 5 numaralı Antrepo’nun giriş katında derin bir nefes alabilir. Alexandre Gutke’nin bütün mekanı dolaşan 16 mm’lik film şeridi, Charbel J. Boutros’un duvardan katran sızdıran ‘İşgal’ adlı işi, iki küçük örnek...
‘Pasaport’ ise sanki kavramın kelime anlamına hapis kalmış gibi. Seyahat, sınırlar ve tabii ki göçmenlikle ilgili zengin bir alanın sanat dünyasındaki karşılığını pek yansıtmıyor. Pasaport temalı işlerden birine bayıldım: Meriç Algün Rigborg’un, bütün vize başvuru formlarını toplayıp kalın, ciltli bir kitaba dönüştürdüğü işi vize işkencesine güzel bir cevap.
Bienal’in en sansasyonel bölümü ise Ross. Torres’in sevgilisine adadığı işlerden ilham alan salon biraz buruk, hüzünlü ve tabii ki hınzırca işlerden oluşuyor. Eşcinsel kimliklere ve aşka adanmış bir sergi bu. Eşcinsel dünyalara dair 364 karelik kişisel bir foto günlük olan ‘Siyah Beyaz Günlük’ ve Juan Capistran’ın ‘Siyah Üstüne Siyah’ heykeli dikkat çekiyor. Bu serginin yıldızı hiç tartışmasız Kutluğ Ataman. Sanatçı eski bir ilişkisinden kalan gerçek yatağı, ortasında derin bir yırtıkla sergiliyor. Yırtığın bir ucu kırmızı iple dikilmiş. İşin adı ise ‘Forever’. Ataman’ın, askeri hastaneden aldığı rapor da bu bölümün sürprizi! 

Video sayısı az
Son yıllarda saatlerce video seyretmeye alışmış güncel sanat izleyicisi, 12. İstanbul Bienali’ni biraz yadırgayabilir; çünkü çok fazla video yok. Sergilerin tek bir mekana toplanması ise bir kerede gezmeyi neredeyse imkansız hale getiriyor. O nedenle izleyicisini tekrar tekrar kendine çekecek bir sergi bu. Sergiyi gezenlere kataloğu da mutlaka almalarını öneririm. Çünkü küratörler üşenmemiş, solo sergiler bölümündeki tek tek 56 sanatçının her biriyle ilgili röportajlar yapmış. Siz de üşenmeyip okursanız, işleri çok daha iyi anlıyorsunuz.
Öncekilere göre politik dozu daha az, ama bireysel hikayeleri ve estetik yanıyla daha güçlü bir Bienal bu. Üstelik beş tematik sergi, 56 kişisel şov, herkesin meşrebine göre farklı tadlar vaadediyor.
13 Kasım’a kadar her gün 19.00, perşembeleri 22.00’ye kadar açık.

Bienal iPad’de
12. İstanbul Bienali için CinFikir Dijital Medya tarafından iPad aplikasyonu hazırlandı. iBienal isimli aplikasyonda bienalin tüm detaylarının yanı sıra solo ve karma sergilerde yer alan 30 sanatçının bilgileri ve çalışmaları yer alıyor. Bienalle eş zamanlı açılan İstanbul galeri ve müzelerindeki sergilere de geniş yer veren derginin aynı zamanda İngilizce versiyonu da bulunuyor. Bienal süresince güncellenecek iBienal’i AppStore’dan ücretsiz indirmek mümkün.

Bİenal’İn protestosu: Alternatif açılış davetiyesi
Her yıl açılış günü en az bir protesto ya da alternatif performans gerçekleşir. Dün, Bienal’in sponsoru Koç grubunu eleştiren bir eylem gerçekleşti. Bienal’i gezenlere el altından açılış davetiyesine benzer kartlar dağıtıldı. Gümüş rengi Bienal davetiyesini andıran bu kartın üzerinde ‘kazıyın’ yazıyor. Kazı Kazan gibi... Ve altından Vehbi Koç’un 1980 yılında Kenan Evren’e yolladığı ‘anarşistlerin ve suçluların cezaları süratle verilmelidir’ yazan mektubun bir bölümü çıkıyor...

Bİenal’İn sansasyonu: Kutluğ Ataman’ın ‘eşcinsel’ raporu
Serginin Ross başlıklı bölümünde Kutluğ Ataman’ın katalogda ve basın bültenlerinde yer almayan bir işi var. Sanatçı, Kasımpaşa Askeri Hastanesi’nden aldığı raporun tıpkısını duvara asmış. Tanı bölümünde ‘Homoseksüalite’ yazan rapor son bir yıl içinde alınmış. İçinde, konuşma ve tavırlarında ‘efemine’likten, aklı yerinde olmaktan, yurtdışında yapılan evlilikten söz edilen rapor, sanatçının askerlikten muaf tutulması hakkında. Ataman, Türkiye ’de eşcinseller için büyük bir mesele olan ‘askerlik’ konusunda, kendi özel hayatını ortaya koymak pahasına sert ve cesur bir tavır almış. Yeni aldığı raporu, adeta bunu ondan isteyenlerin yüzüne çarpmış.