İslam'ın 'blues' halleri

Yemyeşil fonuyla bir albüm kapağı. Ortasında Hasan Çelebi'nin el ve göz nuru, kırmızı
'İslam Blues' kaligrafisi...
Haber: EVRİM ALTUĞ / Arşivi

İSTANBUL - Yemyeşil fonuyla bir albüm kapağı. Ortasında Hasan Çelebi'nin el ve göz nuru, kırmızı 'İslam Blues' kaligrafisi ve İngilizce 'meali'. Arka kapakta, küçük ve mütevazı bir portre ile yine kırmızı bir tuğra: 'Kudsi Erguner'. Neyzen ve mimar Erguner, Temmuz ortasında Beiteddine Müzik Festivali'nde de coşkuyla, ayakta
alkışlarla dinlenen müziğini bu kez Türk müzikseverlerin ilgisine sunuyor. Albümünü ACT Müzik Şirketi ve Türkiye'deki
Equinox Müzik vesilesiyle dinleyebilme şansını elde ettiğimiz ney virtüözü, bir sonraki konserini ise İsveç'te vermeye hazırlanıyor.
Aşkın ve övgünün sesleri
Yeni albümünde ağırlıklı temayı Hz. Muhammed için yazılan övgü ilahileri ve peygamberin zamanından günümüze ulaşan şiirler belirliyor. Albümü için bestekâr Sadettin Kaynak'tan İbn'i Ka'ab'ın 'Hırka Kasidesi'ne ve Sultan 3. Ahmet'in gazeline uzanan bir zenginlikten faydalanan Erguner, tümüyle akustik yapıtında cami hafızları Yunus Balcıoğlu ve Halil Neciboğlu'nun vokallerine de yer veriyor.
'Islam Blues'da basçı ve perküsyoncu Bruno Caillat'dan 'Türk kemanı' kemençesiyle dikkat çeken Derya Türkan'a, davulcu Mark Naussef'ten Vietnamlı gitarist Nyugen Le'ye uzanan bir 'çoksesli' ekip de en az sanatçı kadar meşk içinde müzik üretiyor.
Yapıtlarıyla müftülerden Avrupalı müzik eleştirmenlerine kadar birçok kesimin ilgi ve övgüsüne mazhar olan sanatçı, Radikal'e verdiği söyleşide ortaya koyduğu müziğin kökenlerinden bahsederken 'dünya müziği' ve 'kültürel kompleks'le gelen şartlanmaların
tehlikesine dikkati çekiyor.
'İslam' ve 'blues' kavramları, Kudsi Erguner'in müziğiyle nasıl buluştu?
Blues deyince, üzüntülü, acıklı bir hal, gariplik hissi gibi de düşünebiliriz. Bu hem albüm içinde, hem de müziğimize uyan bir 'hal'. Fransızca ve İngilizcede 'kendimi bugün blues hissediyorum' dediğiniz vakit, bu, biraz kasvetli bir haldeyim anlamına gelir. Bu kelimede bugünkü İslam dünyasının halini de görüyorum. Zaten başından beri, peygamberin hadisini de bilirsiniz: 'İslam garip doğdu, garip büyüdü, kıyamete kadar garip devam edecektir.' 'Garip'lik İslam ve Doğu kültürünün doğasında var. Elbette birçok kimse 'ya bu blues falan değil' diyecek. Bu yüzden albüme bir açıklama koydum.
Konserlerinizde müziğinizi icra ederken
'Batılı' ve 'Doğulu' dinleyiciler arasındaki farkı algılayabiliyor musunuz?
İnsanların kültüre ve sanata yaklaşımı iki noktada: Bir, içinde yaşadığı toplumun kültürel şartlandırması, bir de bireylerin kendi geliştirdikleri bir anlayıştan doğan beğeni durumu. Batı toplumları bireysel. Türkiye de öyle.
İnsanlar 'ben tasavvuf müziği dinliyorum' dediği vakit, onu beğendiği için değil de, kendi mensup olduğu çevrenin biraz zorlamasından ötürü bunu yapıyor sanıyorum. Ya da 'Türk sanat müziği seviyorum', 'klasik Batı müziği seviyorum' diyen bir müziksever, çoğu kez 'kültürel şartlanma'ya maruz kalıyor gibi geliyor bana. Türk toplumunun bunu aşması gerektiğini umut ediyorum.
Türk toplumunun marjinalleri, marjinallerin de Türk toplumuna etkisi azalıyor. Marjinali olmayan bir toplumda kültürel ve sanatsal bir gelişme olmaz. Olamaz çünkü hep kitle kültürü gelişir; kitle kültürü de çok ticari olmak zorunda.
Tasavvuftaki 'zikr' ile cazdaki 'session' (seans) atmosferi arasındaki 'hal benzerliği'
albüme iyice sinmiş gibi.
Öyle olması, arzu edilen bir şeydi. Benim arzu ettiğim, kendi bestelerimin yanında yaşayan, canlı, sıcak bir müziği yakalamaktı.
Dikkat ederseniz, burada okuyan arkadaşlarımızın ikisi de cami hafızı. Bu arkadaşların yaşayan konusu bu. Okudukları zaman heyecan duyan insanlar. Salt müziğin ötesinde, müzisyenlerin yaptığı işle bir bağlantısı olması gerekir.
Albümde tüm kaydı aynı anda gerçekleştirmiş olmalısınız.
Buna çok dikkat ediyorum. 'Islam Blues', iki günde çıkardığımız akustik bir albüm. Yaptığım tüm çalışmalar aynı şekildedir. Çünkü bir müziği çalarken müzisyenler arasındaki ilişki, doğaçlama, birbirini duyan enstrümanların heyecan birlikteliği çok önemli. Benim bütün albümlerimde bir konser atmosferi mevcuttur.
Basçı Renaud Garcia-Fons, kontrbas'ı neredeyse bir vurmalı gibi kullanıyor.
Renaud önemli bir müzisyen. Beş telli kontrbasıyla hem viyolonsel, hem caz kontrbası sesine ulaşabiliyor. Bruno Caillat da diğer vurmalı çalgılarla katıldı albüme. Hint sazı kanji, bendirler ve bugün Türkiye'de kullanılmayan 'mazhar' enstrümanını kullandı. Herkes projeden hoşnut. Onlarla zaten diğer çalışmalarımda da birlikteydim.
Albüm, kapağı ve içeriğinden ötürü gelecekte farklı yorumlanabilir mi?
Kültür dediğiniz vakit, temelinde mutlaka
'kült', yani din vardır. Batı toplumları da dahil, dinle bağlantısı olmayan bir kültür yok. Modern Türkiye'nin dinle birtakım problemleri olduğu biliniyor. Bu sıkıntılar var diye, kültürün temel taşı olan bir konuyu terk etmemiz mümkün değil.
Tasavvuf müziği, Mevlevi ayinleri, mevlitler, Kur'an-ı Kerim beni besleyen kaynaklar. Bunları kendi esin kaynağım olarak kullanmak tabii ki hakkım. Ama bunu bugün bazı siyasi çevreler kullanırsa, bu artık onların problemi.
Islam Blues / Kudsi Erguner / ACT Music / Dağıtım: Equinox Music / Tel: 0212 227 48 98
Aslında arabesk de bir tür dünya miziği
'World music' olayında iki unsur var. Birincisi; Avrupa'nın dışında birçok ülkelerde 'aydın', 'elit' dediğimiz çevreler Batı kültürünü evrensel olabilecek tek sanat olarak kabul ettiler. Bu Türkiye için de geçerli. Fakat onlar bu şartlanmanın içerisinde kendi toplumlarına etki ederken, Batı ülkelerinde 20. yüzyıldan itibaren öteki kültürlere dayalı bir açıklık ortaya çıktı. Ve ilk etapta buna 'geleneksel müzikler' dendi. Daha sonra 'etnik müzikler' dendi.
Çin, Japon ya da Osmanlı imparatorluk müziğine bakıldığında ise 'etnik müzik' kavramının yanlış olduğu anlaşıldı. Folklor de değildi. Kimileri 'non European müzik' dedi. Derken aralarında Peter Gabriel'in de bulunduğu birtakım isimler, kabaca Anglo Saksonlar, bu tür müzikleri kendi anlayışlarında pop formatına uyguladı.
Ve böylece başka bir dönem başladı.
Otantik yapıdan uzak
Esasında 'world music', İngilizler keşfetmeden önce de vardı. Bence arabesk de, kemanları, ritimleri, davullarıyla bir 'world music'tir. Keza gazeller, Rai müzikleri, Quawali müziği de aynı şekildedir. Çünkü kendi otantik yapılarından zaten uzak düşmüşler. Ne klasik Hint, ne klasik Arap, ne de klasik Türk müziğidir onlar. Bunu alıp daha ticari bir formatın içine koyduğunuz vakit, zaten olan bir malzeme değerlendirilmiş oldu. Bir de bazı otantik malzemenin üzerine gitar, bas gitar, davul konuldu. Yeni bir müzik yapıldı.
Şimdi diyeceksiniz ki, 'Siz de aynı şeyi yaptınız'. Hayır. Ben bugün tasavvuf müziğinin içerisinde okunan ilahileri alıp da üstüne gitar çaldırmadım. Kendi yaptığım besteler bunlar. İstediğim enstrümanı kullanmak benim hakkım. Bu benim müziğim.
Orijinal olması önemli
Kardeşim, Itri'yi çoksesli yapma. Itri, Itri gibi okunsun. Ama sen, madem ki bir müzisyensin, yap kendine göre bir çok sesli müzik; onu okuyan çıkarsa, okusun. Ona karşı değilim.
Türkiye'de bir şeyin orijinali yerinde değilse, yeni yaptığınız o denemeyi insanlar orijinal zannedebiliyor. Bugün Mozart'ın bir eserini bir rock grubu alsa ve çalsa, Batı'da bu bir denemedir diye bakılır. Klasik müzik hayranları güler, geçer. Rock'çılar da sever. Nasıl olsa bir yerlerde orijinal versiyonu vardır.
Ama bizde öyle değil. Bülent Ersoy, hiç duyulmamış bir eseri gazinoda okuduğu vakit 'bu böyledir' diyorsunuz. Çünkü ilk dinlediğiniz veya son dinleyebileceğiniz versiyonu odur. İşin içinde başka bir seçenek yoktur. Türkiye'de geçmiş repertuarlar üzerinde yapılacak denemeleri yapmadan önce, o repertuarların orijinal versiyonlarını ortaya koymak lazım. Bunun bir örneği de Anadolu türkülerinde yaşanıyor.