'İstanbul sihrini henüz yitirmedi'

Rakısı, tütünü ve balığıyla burunlarında 'Çiçek Pasajı' gibi İstanbul tüten iki sanatçı bir araya gelince ne olur? Üstüne üstlük ya bu sanatçılardan biri fotoğrafçı Daniel Colagrossi...
Haber: EVRİM ALTUĞ / Arşivi

İSTANBUL - Rakısı, tütünü ve balığıyla burunlarında 'Çiçek Pasajı' gibi İstanbul tüten iki sanatçı bir araya gelince ne olur? Üstüne üstlük ya bu sanatçılardan biri fotoğrafçı Daniel Colagrossi, öteki de tüm dünyanın tanıdığı bir çizer Selçuk Demirel ise?
Om Yayınevi'nin Fransızca ve Türkçe haliyle iki ayrı dilde de okurlarıyla paylaştığı
'İstanbul..., aramızda kalsın' adlı şiir kitabı, işte bu soruların en taze yanıtlarından biri... 60 sayfalık kitapta buluşan ikili, Paris'te hayata geçirdikleri 30'u aşkın şiir ve özgün desenle İstanbul'u birlikte hissediyor, düşlüyor, yaşıyor... Sadık okurlar Daniel Colagrossi'yi özellikle Mine G. Kırıkkanat'ın Radikal'deki köşesinde yer alan siyah-beyaz fotoğraflarından tanıyor. Kitabın Fransızca orijinali uluslararası frankofon TV kanalı TV5'in katkılarıyla yayımlanmış. Şiirleri Türkçeye Hüseyin Baş çevirmiş. Kitabın tanıtımı için geldiği İstanbul'da yakaladığımız Colagrossi'yle Beyoğlu'nda söyleştik.
Demirel'in desenlerinin şiirlerle ilişkisi nasıl gelişti?
Benim İstanbulum, zaten Mine'yle (Kırıkkanat)
sürekli birlikte olduğum için hep yanımda. O yüzden yaşayan bu anıları hep yanımda taşıyorum. Bu resim projesi aslında ilk başlarda ortada yoktu. Sonra, giderek biriken bu şiirleri Selçuk Demirel'e verdim. Başta heyecanlanmadı. Çünkü genellikle basına yönelik, belli bir olaya yönelik çizgiler üretiyordu. Benden şiir dosyasını aldı. Bir buçuk ay sonra kapımı çaldı. Yaptığı birkaç desene baktık. Ve sonra
onun da aynı heyecanı yaşadığını gördüm. Ve devamı geldi.
İstanbul'a giden yol, şiirlere bakınca sanki genellikle Boğaziçi'nden geçiyor. Bütün betonlaşmasına, pisliğine, çılgınlığına ve saçmalıklarına rağmen İstanbul sihrini henüz yitirmiş değil. Kendini ne denli yıpratıyor görünürse görünsün, İstanbul tıpkı Paris'teki Haller bölgesi gibi, kendi parlaklığını taşıyan bir organizmaya benziyor. Kitap İstanbul'u Demirel ve sizinle birlikte sunarken neredeyse okura da elini uzatıyor. Her şeyin birebir açıklandığı
ve tüketildiği metinleri sevmiyorum. İlla ki okura bir 'son söz' yerini
ayırmak gerektiğine inanıyorum. Kitabı hazırlarken Selçuk'la da böyle oldu. Metinleri ona verdim. O da kendi
İstanbul'unun içine girdi ve kayboldu. İşte bunu kendi haline bırakırsanız, metin içinde kendiliğinden birtakım organizmalar da yaşamaya başlayabilir.
Size göre İstanbul gerçeküstü bir kent mi?
Mimari yanlışlar ile sevgisi, keyfi ve sinirinin abartısı bir yana, Boğaziçi'ne bakınca ortaya çıkan büyü benim için gerçeküstü. İki yıl önce bir gün Mine'yle birlikte, kanserle mücadele eden yaşlı bir bayanı ölümünden üç gün önce Boğaziçi'ndeki evinde ziyarete gitmiştik. Kadın bir pirzolayı yemeye çalışıyordu. Ama vücudu pirzolayı reddediyordu. İstanbul'da yaşamak, yemek ve ölüm üzerine yaşadığım değişik, gerçeküstü bir şeydi. Çünkü İstanbul'da yaşanan hayat, gerçeküstülüğe yol açıyor.
Dizelerinizdeki gözlemlerin birçoğu yerçekimsiz bir atmosfer arz ediyor.
Zaten İstanbul'da birçok şey uçuşuyor. Neredeyse havada. O yüzden bakıyorum da, Türkler genellikle masalarda oturuyor. Bu yüzden gözleminizi bir kompliman olarak kabul ediyorum.
Bu şehir sizin için hangi balıkla daha iyi gidiyor?
Paris'te hamsi, sardalya, burada özellikle kış mevsiminde lüfer ve palamut. Ama en önce lakerda!
'İstanbul..., aramızda kalsın'/Daniel Colagrossi, Selçuk Demirel/Om Yayınları/16 milyon 750 bin lira