İstanbul'a adanmış bir ömür: Çelik Gülersoy

İstanbul'a adanmış bir ömür: Çelik Gülersoy
İstanbul'a adanmış bir ömür: Çelik Gülersoy
12 yıl önce bugün kaybettiğimiz Çelik Gülersoy, İstanbul'un korunmasına büyük emek vermiş, çok sayıda yapının halkla buluşmasını sağlamış, kitaplar yazmış, ödüller almış ve kültür hayatımızda kalıcı bir iz bırakmıştı.
Haber: NEZİH BAŞGELEN / Arşivi

İstanbul ’da birbiri ardına düzenlenip halka açılmış yeşil alanların, onarılıp fonksiyon verilmiş tarihsel yapıların, kültür alanında nice olumlu yankılar yaratmış çalışmaların, herbiri bir boşluğu doldurmuş yüzlerce kitabın ardında, sesiz sedasız işine bakmış, üretmiş bir kültür adamı... Yıllar boyu iğne ile kuyu kazar gibi kendini yetiştirmiş, birkaç bilim ve sanat dalında kaynaklara inecek kadar uzmanlaşmış ve derinleşmiş, turizm, hukuk, edebiyat, şehir ve sanat tarihi üzerine birçok özgün eserler vermiş bir araştırmacı-yazar... Klasik Batı ve kendi müziğimizin tutkulu ve rafine bir izleyicisi, düzenlediği konserlerle bu güzellikleri toplumla paylaşmasını seven bir müzik dostu.

Tabiatı ve tarihi çevreyi değerlendirmenin ve sanatı halka sunmanın (eğitici) kutsal bir iş olduğu inancıyla çalışmış, içi sevgiyle dolu bir gönül adamı. Doğu-Batı değerleri arasında başarılı sentezler ortaya koymuş bir öncü... Bütün olanaklarını İstanbul’un güzelleşmesi, eski ve asıl değerlerine kavuşması için seferber etmiş, doğaya tutkun bir İstanbul âşığı: Çelik Gülersoy. Bugün onun toprağa verilişinin 12. yıldönümü.

Çelik Gülersoy’u, 5 Temmuz 2003’te ikindi vakti Büyükada’da fenalaşmasının ardından kaldırıldığı Osmanoğlu Kliniği’nde, 6 Temmuz’un ilk saatlerinde sabaha karşı kaybetmiş, 12 yıl önce bugün 8 Temmuz günü sevdikleri, dostları, Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu (T.T.O.K.) çalışanlarının katıldığı bir törenle son yolculuğuna uğurlayarak, arzusuna doğrultusunda çok sevdiği annesi Münevver Hanım’ın yanına, Demirciköy mezarlığında toprağa vermiştik.

Aramızdan ayrılışının onikinci yıldönümünde, Çelik Bey’in yaşamını en yakınında izlemiş ve onun belgelemiş bir kişi olarak, bu anı yazısında onun İstanbul , ülke ve dünya tarihine geçtiği dönemi kısaca satır başlarıyla hatırlatmak isterim.

 

1979 yılı, Çelik Gülersoy’un adını yurtiçinde ve yurtdışında duyuran, büyük eserler ve hizmetler döneminin başlangıcı olarak değerlendirilebilir. 1990 yılı ise, hükümetin triptik rejimini ansızın değiştirerek, Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu’nun ana gelirini kesmesi açısından olumsuz bir dönüm noktasıdır. Bu açıdan, 1979-1989 arasındaki on yıl, Çelik Gülersoy’un altın yılları olarak kabul edilebilinir. Çelik Bey, 1979’da Kapalıçarşı’nın Romanı adlı kitabı ile Simavi Vakfı ödülünü kazanmıştı. Ödül töreninde hazır bulunan Aytekin Kotil, daha sonra yardımcısını yollayarak şehir konularında Gülersoy’un fikirlerinden yararlanmak istediğini bildirmiş. Daha sonra kendisi ve yardımcıları ile birlikte şehirde bir gezi yapmışlardı. Çelik Bey Kotil’i Kariye Müzesi, Yıldız ve Emirgan parklarına götürmüş, harap ve içler acısı durumdaki köşklerle, bakımsız parkları göstererek bir işbirliği teklifinde bulunmuştu.

Turing, bütün Yıldız Parkı’nın bakımını üstüne alacak birkaç köşkü onarıp halka açacak ve 15-20 yıl kullanıp karşılığında ayrıca kira da ödeyecekti. Parkın gelirleri de belediyeye kalacaktı. Restorasyon masrafları kiradan düşülmeyeceği gibi, ayrıca sigorta da yaptırılacaktı. Çelik Bey’in sunduğu bütün şartlar, Belediye’nin dolayısıyla kamunun lehineydi.

Kotil, iki mukavele ile bu tesisleri Turing Kurumu’na verdiğinde, Çelik Bey, inanılmaz bir gayret ve beceri ile gece gündüz durup dinlenmeden uygulamalara girişmişti. Belediye bürokrasisi tarafından az sonra başlatılan engellere karşılık yılmadan, yine büyük bir hüner ve azimle yürüttüğü çalışmalarla, birbiri peşine projeleri hayata geçirmeye başlamıştı.

1979 başında Malta Köşkü’nün onarımı sırasında Çelik Bey, sıvacı, boyacı ve parkeci ekipleriyle birlikte gece yarılarına kadar işin başında her detayın yönlendiricisiydi. Öte yandan parkın harabeye dönmüş yeşil dokusu da; 70 yaşındaki emektar ve işini bilen bahçıvan İsmail Efendi’nin yönetimindeki on kişilik bir işçiler grubuyla, gene Çelik Bey’in sabahın erken saatlerinden günbatımına değin,  yol göstermesiyle, çiçekli bir parka dönüşmeye başlamıştı. Bu zorlu çalışma temposu içinde Çelik Bey, hurdacı-eskici, antikacı-bitpazarı dolaşarak, binaya uyacak eski eşyaları toplayıp, aynı üslupta yenilerini sipariş vermişti. Dört ay gibi kısa sürede onarım bitirildiğinde, binanın eşyaları da hazırdı. Bütün odalar bir buçuk gün gibi kısa bir sürede döşenmiş, ortaya çıkan sonuç herkesi şaşırtmıştı. Malta Köşkü, Kurum’un organizasyonu olan uluslararası bir, kongre ile açılmıştı: Turing Kurumları (AIT) Uluslararası Federasyonu Avrupa Toplantısı. Reşit Saffet Bey’in 1930’da İstanbul’da topladığı bu kongre, 49 yıl sonra yine İstanbul’da toplanmaktaydı.

Aynı yılın yazında, bir iki ay aralıkla, Yıldız Parkı’ndaki Çadır Köşkü’nün altı, ön ve arka bahçeleri de onarılmış, döşenmiş ve halka açılmıştı. Bunun yanı sıra Emirgan Parkı içindeki Sarı Köşk de, yine "sihirli bir değnek" dokunmuşcasına, sarı-beyaz karışımı bir renge boyanmış, terasları yenilenmiş, içerisi o zamana kadar İstanbul’da bu tarz yerlerde görülmeyen bir şıklıkla döşenip halka açılmıştı. O güne değin bırakılmışlığın hüznünü yaşıyan bu mekanlarda olağanüstü işler gerçekleşmişti.

Basın, bu köklü değişikliklere ve başarılara hemen ilgi duymuş ve sayfalarında geniş yer vermişti. Her cins yayın organında, bu alışılmamış yeni tesisleri tanıtan resim ve yazılar çıkmaya başlamıştı.

1980 yılı yazında bu tesisleri gezen dönemin Kültür Bakanı Tevfik Koraltan da, Gülersoy’a Kültür Şeref Ödülü vermeyi kararlaştırmış, ödül töreni de Çadır Köşkü’nün bahçesinde yapılmıştı.

Çalışmaları  yurtdışında da duyulmuş ve geniş  yankı yaratmıştı. Bunun sonucunda Avrupa Konseyi’ne bağlı bir kuruluş olan Europa Nostra Vakfı bile ilgi duymuş ve kendi tarihinde ilk defa, Türkiye’ye bir ödül vermişti. Ödülün nedeni Malta Köşkü, sahibi Çelik Gülersoy’du. Kültür filmleri dizisinde Suha Arın’ın yönetimindeki yapımlar da, birbiri ardınca devam etmekte ve Antalya Festivali ödüllerini almaktaydı.

Bu gelişmelerin ardından, Fransız hükümeti de Çelik Gülersoy’a ulusal takdir nişanının "Officier" rütbesini verecek, töreni de Malta Köşkü’nde yapılacaktı.

Aynı tarihlerde Belediye Başkanı Aytekin Kotil, şehir, Kurum ve Çelik Bey’in hayatında çığır açacak önemli bir kararı, Şehir Meclisi’nden geçirerek, Çamlıca Tepesi’nin düzenlenmesini Kurum’a vermişti. Çamlıca düzenlemesi ile ilk kez, hem Kurum hem de Çelik Gülersoy, geniş halk kitleleriyle direkt temas etmiştir. Bir mezbeleliğin ve pislik yuvasının, kısa zamanda farklı bir yapıda düzenlenmesi ve buraya tarihi karakterde ulusal bir kimlik kazandırılması, bu konudaki yayınların yetersizliğine karşılık, halkın geniş ilgisini ve sevgisini çekmiştir. Açılışının duyulmasından sonra on binlerce insan burayı ziyarete gelmiş, tatil günlerinde, çevre trafiği uzun süre kilitlenmişti. Halkın bu olağanüstü ilgisi, o günlerde toplumda halk yararına yapılan olumlu hizmetlere duyulan samimi hasretin de bir göstergesiydi.

İki yıl öncesinden başlanan bir büyük proje olan Kapıkule Gümrüğü’nün düzenlenmesi de 1981’de tamamlanmıştı. O güne kadar tam bir kargaşa görünümündeki Türkiye’nin bu en büyük kapısı, tanınmaz derecede düzelmiş, 70 dönümlük bir arazi ele alınarak modern bir görünüm kazandırılmıştı.

1981, Kurum ve Çelik Bey yaşamında yine bir olumsuzluk ve talihsizlik yılıdır: Askeri yönetim, gerçekdışı iddialarla, Kurum aleyhine doldurulmuştur ve Kurum’un fonksiyonlarını Turizm Bankası’na devreden bir kanun hazırlattırılmıştır.

Kapıkule’nin imarı gibi göz kamaştırıcı ve küçük bir kuruluş için büyük bir olay yaşanırken, Kurum ve Çelik Bey böyle bir atmosferin içindeydi. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, gümrük alanının açılış törenin protokolünde, Kurum’a yer verilmediği gibi Çelik Bey’e de konuşma hakkı tanınmamıştı. Ancak olaya en geniş şekilde yer veren TV ve basın sayesinde, bu haksızlık, kamu vicdanında geniş yankılara yol açmıştı. Edirne’den dönerken, Yönetim Kurulu ile birlikte Selimiye Camii’ne uğramış, hayran olduğu Sinan’ın bu şaheseri görmek, Kapıkule’nin üzüntüsünü biraz olsun hafifletmişti.

Gülersoy, 1981 Atatürk Yılı’na anlam katan bir dizi hizmeti de gerçekleştirir. Büyük Ata’nın Samsun’a gitmeden önce 1919 yılında bir süre kaldığı tarihi ev, kısa sürede Kurum kadroları seferber edilerek onarılmıştı. Metnini kendisinin yazdığı ve Suha Arın’a hazırlattığı Dolmabahçe ve Atatürk belgeseli geniş ilgi uyandırmıştı. Eser, Güvenlik Konseyi’nin ve TRT’nin ilgisi ile, 10 Kasım gecesi TRT televizyonunda gösterilmişti.

31 Temmuz 1982’de İstanbul’da bulunan Devlet Başkanı Orgeneral Kenan Evren, beraberinde Milli Güvenlik Konseyi üyeleri, Başbakan Bülent Ulusu, Bakanlar, Vali ve Belediye Başkanı olduğu halde, Kurum’un Emirgan ve Yıldız parkları ile Çamlıca’da yaptığı düzenlemeleri ve eserleri ziyaret etmişlerdi. Çamlıca şeref defterine yazılan takdir yazıları ve en olumlu izlenimler ile tamamlanan ziyaret sonunda, Kurum ve Çelik Gülersoy aleyhinde uzun süredir sürdürülen ayak oyunları ve çabalar, yine önemli bir darbe almıştı.

Çelik Bey’in "İstanbul’u koruma ve güzelleştirme çalışmaları", 80’li yıllarda peşpeşe yine hizmetlerle her geçen gün artarak ve yankıları genişleyerek sürmüş, Yıldız ve Emirgan koruları içindeki restorasyon ve sıhhatleştirme programları sonucu; Beyaz Köşk, Pembe Köşek, Sarı Köşk, Malta Köşkü, Çadır Köşkü onarılarak, fonksiyon verilerek halka açılmıştı. Yıldız Parkı’nda, Pembe ve Yeşil seralar Çelik Bey’in çizgi ve yönlendirilmesiyle, büyük bir sevgi ile inşa edilmişti. Çamlıca Tepesi çalışmalarıyla günden güne gelişen organik bir yapı içinde, doğal çevre düzenlemeleriyle içinde çeşitli ünitelerden oluşan Osmanlı kahvehanelerini ve çiçekler dolusu bahçeleri İstanbul’a kazandırmıştır. Müziğin duyarlı dostu olan Gülersoy’un, Beyaz Köşk’te düzenlendiği klasik müzik konserlerinin unutulmaz tadı izleyenlerin hafızalarındadır. 1983’te Ihlamur Mesiresi, Kayıklar, İstanbul Estetiği kitaplarını yayınlar. 1984 Sultanahmet’te otel olarak düzenlediği Konak (Yeşil Ev) bitirilerek açılır ve büyük yankılar yapar. Aynı yıl Çubuklu Hidiv Kasrı’nında onarım ve restorasyon çalışmaları tamamlanır, döşenerek bahçesiyle birlikte halka açılır. 1984’te İstanbul’un Anıtsal Ağaçları ve Dolmabahçe kitaplarını yayınlar. 1985’te Kariye Müzesi karşısına tarihi tarzda bir pavyon yapılır ve meydan trafiğe kapatılarak korunmuş bir çevre oluşturulur. Aynı yıl, Hidivler ve Çubuklu Kasrı, Hotel d’Angleterre, Küçüksu ile Reklamlar ve Biz adlı eserleri yayımlanır. 1985’te tüm mal varlığını, kendi adını taşıyan vakfa vasiyet yoluyla bırakmıştır. 1986’da Soğukçeşme Sokağı’nın tümü bitirilir ve İstanbul Valisi tarafından açılır. Roma sarnıcı onarılır ve tipik bir restoran olarak hizmete alınır. Aynı yıl Sultanahmet Konağı’nın yanındaki yıkık tarihi medrese onarılarak İstanbul Sanatları Çarşısı olarak açılır. İstanbul Şarkısı, Taksim, Soğukçeşme Sokağı kitaplarını yayımlar. 1987’de İstanbul Kitaplığı binası bitirilerek açılır. Kapıkule Gümrüğü arkasında 70 dönümlük bir alana, Teknik ve Turistik Hizmet Merkezi kurulur. Soğukçeşme’de Soğukkuyu Medresesi’nin onarımına destek verilir. Göksu’ya Ağıt yayımlanır. 1988’de Zekeriya Köy’e yerleşir ve burası için kurduğu vakıfla birçok evin ve bahçenin ıslahını gerçekleştirir. 1989’da, Tramvay İstanbul’da ve Kırk Yıl Olmuş kitapları yayımlanır. 1990’ların sonunda Çelik Gülersoy yurtiçinde ve dışında herkesin yakından tanıdığı, Cumhuriyet Türkiyesi’nin gerçek yıldızlarından, ülke kültürünün anıt isimlerinden birisidir. Ancak "Şark’ta" adet olduğu veçhile her başarı ve iyilik cezasız kalmayacaktır! Fenerbahçe’nin imarı ile uğraşırken,  belirli siyasi çevrelerin yönlendirmesiyle Maliye Bakanlığı’nın bir kararı ile kurumun ana gelirleri kesilmiş, Çelik Bey’in ve Kurum’un kamuya yönelik projelerinin engellenmesi süreci başlamıştı. Kurum ülkeye kazandırdığı değerleri birbiri ardına elinden çıkarır. Koru Oteli, Kariye Oteli, Kurum’un Şişli Merkezi bile yok pahasına satılır. Bu yeni dönemin gelişmeleri onu yıldırmamış ancak 1994’te Belediye’nin Çamlıca’yı ve parklar dahil köşkleri Turing’ten alması, yüreğinde onulmaz yaralar açmıştı. Ardından 1999’daki Danıştay’da üç kez kazanıldığı halde tahakkuk ettirilen "gecikme" cezalı ağır vergi, en verimli çağında elini kolunu bağlamış, içten içe üzerek kahretmişti. Bu süreçte şahit olduğu ülkenin ve İstanbul’un yaşadığı olumsuz koşullar da onun hassas yüreğini ezip duracak, bu üzüntüleri, amansız bir hastalığın son anlarına dek onu için için tüketerek ansızın elimizden almasına dek sürecektir.

Onun deyişiyle yaşamıyla özdeşleşen "Turing, tarihte ve ülkede bir ışıktı". Bu güçlü ışığın kaynağı ise Çelik Gülersoy’un sevgi dolu yüreği, yaşadığı ülkeye, kültüre duyduğu bağlılığı, iradesi ve aklıydı.

Uygarlık tarihinin en önemli dönüşümlerine sahne olmuş yaşadığımız bu coğrafyada aydınlık ve karanlığın ezeli mücadelesinde toplumu aydınlatan ve moral kaynağı olan bu güçlü kişiliği, çok daha önemli eserler vereceği  olgun döneminde, içi ülke sevgisi dolu, kafasında gerçekleştiremediği hayalleriyle yitirdik. Ruhu şad olsun. Nur içinde yatsın.