İstanbul'da çok iyi anılarımız var!

İstanbul'da çok iyi anılarımız var!
İstanbul'da çok iyi anılarımız var!
10 Mayıs Pazar günü Parkfest'te sahneye çıkacak son yılların parlak gruplarından The Dø'dan Olivia Merilahti Radikal'e konuştu: "Dürüst olmak gerekirse İstanbul'da çalmak her zaman keyifli. Orada çok iyi anılarımız var. Fransa'da Les Eurıckennes'de de çaldık, Danimarka'da Roskilde'de... Bazı küçük kulüplerdeki performanslarımızın da ayrı bir yeri var."

The Dø, Olivia Merilahti ve Dan Levy’den kurulu son yılların en güçlü müzik gruplarından. Biri Fransa, diğeri Finlandiya orijinli. 'Shake, Shock, Shaken' adını verdikleri üçüncü albümlerini geçtiğimiz günlerde yayınladılar. Radikal değişiklikler içeren bu albümün hemen sonrası 10 Mayıs Pazar günü Küçükçiftlik Park’ta düzenlenecek Parkfest’te Kadebostany, Princess of Chelsea gibi isimlerle sahneye çıkacaklar. Konser öncesi grubun kadın üyesi Olivia Merilahti ile lafladık.

Sizi yeni tanıyanlar için The Dø, nasıl bir araya geldi, hikaye nasıl başladı, Dan ile nasıl tanıştınız?
2004 yılında, Fransa’da bir filmin soundtrack albümü üzerinde çalışırken bir araya geldik. İlk başta bir film için müzik yapmakla başlayan ortaklığımız, birlikte müzik üretmeye evrildi ve kendi şarkılarımızı yazmaya, kendi tarzımızı ortaya koymaya başladık. Ve 10 yıl sonra şimdi 3. albümü geride bıraktık.

Her ikiniz de farklı kültürel geçmişlere sahipsiniz. Bu fark müziğinizi nasıl etkiledi?
Sanırım farklılıklar, benzerliklerden çok daha önemli. Farklı backgroundlarımız olduğu doğru ancak sonuçta aynı duygularda, aynı müzikte birleştik. Farklılıklarımızı birbirimizle çok iyi paylaştık, iyi bir görev dağılımı yaptık.

Son albümünüz ‘Shake, Shook, Shaken’ bugüne kadar duyduklarımızdan oldukça farklı bir sound’a sahip. İlk albümden bu yana müziğinizin gelişimi hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Bu bizim için doğal bir evrim. Yapmak istediğimiz müziği, daha en başından beri biliyorduk. Tek bir tarz üzerinde sıkışıp kalmak istemiyoruz. Bu yüzden de, sürekli yeni şeyler ve soundlar üzerinde çalışıyoruz, yeni şeyler denemeye ve yeni şarkılar üretmeye devam ediyoruz. Sonuçta pop müzik yapıyoruz. Katmanlı bir müzik yapmayı denedik yeni albümde. Daha sentetik sesler, sanal enstrümanlar kullandık.

İkiniz müziğinizi oluştururken nasıl bir yol izliyorsunuz?
İkimiz de kendi stüdyolarımızda demolar ve fikirler üzerinde ayrı ayrı çalışıp, daha sonra biraraya gelerek müziğimize son halini birlikte veriyoruz.


Sürekli turne halindesiniz? Çalmayı en sevdiğiniz mekanlar neresi? Daha çok bar ve kulüpleri mi tercih ediyorsunuz? Festivalleri mi?

Dürüst olmak gerekirse İstanbul’da çalmak her zaman keyifli. Orada çok iyi anılarımız var. Fransa’da Les Eurıckennes’de de çaldık, Danimarka’da Roskilde’de... Bazı küçük kulüplerdeki performanslarımızın da ayrı bir yeri var.

İstanbul’da yeniden çalacak olmak neler hissettiriyor?
Türkiye’deki fanlarımızdan sürekli mesajlar alıyoruz üstelik bazen Türkçe geliyor bu mesajlar:) Orda bizi çok sevip desteklediklerini biliyoruz bu da çok iyi hissettiriyor. Yeniden İstanbul’da olmak ve o sıcaklığı hissetmek için heyecanlıyız.

İstanbul konserinde bizi neler bekliyor?
Daha çok yeni albümden şarkılar çalacağız. Ancak araya birkaç tane eskilerden favorilerimizi de sıkıştırmayı planlıyoruz.