İstanbul'un gördüğü en iddialı Bienal

İstanbul'un gördüğü en iddialı Bienal
İstanbul'un gördüğü en iddialı Bienal
14. Uluslararası İstanbul Bienali'nin merakla beklenen sergileri açıldı. Kentin dört bir yanına dağılan sergiler hakkındaki ilk izlenimler çok olumlu. Kimilerinin 'tüm zamanların en iyi İstanbul Bienali' bile dediği etkinliğin tamamını Cem Erciyes, İhsan Yılmaz, Yenal Bilgici ve Ayşegül Sönmez Hürriyet Cumartesi için gezip değerlendirdiler

BAY TROÇKİ'NİN MİSAFİRLERİ 

CEM ERCİYES

Büyükada, 14. İstanbul Bienali’nin hiç tartışmasız en ilginç, en iddialı bölümü. Adeta Bienal içinde küçük bir Bienal gibi. Büyükada Bienali’nin kendine özgü bir teması olsaydı eğer, ‘Zaman ve Mekân’ gibi bir şeyler olurdu. Altbaşlığı ise ‘Bay Troçki’nin denizden gelen misafirleri’...

Troçki’nin misafirleri, Adrian Villar Rojas’ın muhayyilesinden doğan bir hayvanlar grubu. Birebir ölçülerde üretilmiş zürafa, gergedan, goril, at, köpek, bizon ya da geyik denizin içinde dikilmiş, gözlerini Troçki’nin artık bir metruk yapıya dönmüş İstanbul’daki evine çevirmiş öylece duruyorlar. Denizin içinde, kucaklarında, sırtlarında, yanlarında taşıdıkları hayali dostlarıyla birlikte, sanki Troçki’nin boş pencerelerden birine çıkıp eski köşkü ele geçirmeleri için işaret vermesini bekliyorlar.

Bienal’in küratörü Carolyn Christov-Bakargiev, Orhan Pamuk’un gösterdiği Troçki Evi’yle ilk karşılaştığında “Sanki bir felaketten sonra hayat yeniden başlamış gibi” diye düşünmüş ve burası Bienal’in ilk mekânı olmuş. Hakikaten öyle. Sadece dört duvarı kalmış otlarla kaplanmış köşkün büyük bahçesinden deniz kıyısına daracık bir demir kapıdan geçerek varıyorsunuz. Birden bire karşınıza çıkan mahlukat, sizi fantastik bir hikayeye, zamansız bir aleme taşıyor. Tuzlu Su’yun içinden çıkan beyaz polyester hayvan heykellerinin üstünde duran diğer hayali yaratıkların her biri ise ölmüş başka hayvan ve bitkilerin kalıntılarından yapılmış. Yani katman katman anlam dolu, bakması çok etkileyici, bulunduğu mekânla mükemmel uyum sağlayan, İstanbul bienalleri tarihinin muhtemelen en unutulmaz işlerinden biri ‘Tüm Annelerin En Güzeli’ adlı bu iş.

Troçki Evi’ne giderken Çankaya Caddesi’nde, bir zamanlar ‘Hatırla Sevgili’ dizisine mekan olduğu söylenen köşkteki video ve salon düzenlemesi pek heyecan verici değil (Daria Martin/Eşikte). Tek espri, mekanın popüler kültürle ilişkisine selam gönderen, bir köşedeki kara kalem Meryem Uzerli resmi. Venedik saraylarına benzeyen Mizzi Köşkü’ne gelince mutlaka girin. Yapı eşsiz bir mimari.  Ve içindeki fotoğraflardan daha ilginç, bu kesin. Tabii sonar sesi eşliğinde sunulan bir batığa ait bu fotoğrafların, mekanla ilişkiye girme çabası sadece ‘takdire değer’. Ama bu çaba, görkemli Rizzo Palas’ta ise ‘bir başarıya’ dönüşüyor mesela. Ed Atkins’in ‘Hıslayan’ adlı videosu, kendi küçücük odasında kıvarınıp dururken ‘yer yarılıp da içine giren’ bir adamı anlatıyor. Eski ahşap köşkün bir zamanlar pansiyon olarak kullanılan odalarındaki tasarlanmış dağınıklık, videoyla güzel bir ilişki kuruyor. Tabii bu terkedilmiş eski bina da çok güzel; ama neyse ki videodan rol çalmayı başaramıyor...

İskeledeki Kaptan Paşa Deniz Otobüsü’ne girerseniz gözlerinize inanamayacaksınız. Sanatçı Marcos Lutyens, deniz otobüsünün içinde düşsel bir ortam yaratmış. Merkezinde bir tekne iskeletinin yattığı hayali bir mekan. Vaktiniz varsa oradaki hipnoz seansına da katılın... Teknenin arka güvertesindeki Pınar Yolaş’ın ‘sudan kalp’i için ise “Ayşe Erkmen’i mi çağrıştırıyor’ sorusunu sormayalım; ama ana temaya pek uygun, hoş bir iş olduğunu söyleyelim.

Tabii çağdaş sanatın en büyük isimlerinden William Kentridge’in Splendid Palas’taki video enstalasyonu üzerinde en çok konuşulmayı hak eden çalışma. Şu kadarını söyleyeyim ki Kentridge’in bizzat 1920’ler İstanbulu’na, Troçki’ye dair bir iş yapması, bunu bir eski sessiz film gibi çekmesi ve Splendid Palas Oteli’nin zaten buram buram 20’ler kokan mekanına ustaca yerleştirmesi, kaçırılacak bir şey değil. Sadece bir oda kapısının penceresinde nutuk atan Troçki’nin yavaş yavaş tuzlu suya battığı sahne için bile ‘Ah, İçli Makine’ adlı bu işi görmek zorundasınız...

 

Bienal’de Büyükada (5 yıldız)

 

1001 KAREDE VAROLUŞ

 

İHSAN YILMAZ

Bienal gezisine başlamak için İstiklal Caddesi’ni tercih ederseniz ilk mekânınız Arter olabilir. Binanın girişinde Giovanni Anselmo’nun mermer bir kütlenin içine yerleştirdiği mıknatıslı işi sizi karşılayacak. Birinci katta Christine Taylor Patten’in ‘Mikro/makro 1001 çizim’i yer alıyor. Eserin orijinali 2 bin parçaymış ancak burada 10 tanesi yer alı-yor. 5 x 5 cm ebatlarında karga tüyü kalem ve mürekkeple çizdiği işleri yan yana sıralanmış tüm bir kat boyunca. Bir noktadan başlayıp her biri bir yılı temsil eden ve diğerinin devamı olan minik kareler… Çizgisel bir evrim teorisi. Her mikronun arkasında da T.S. Eliot’ın zamanla ilgili bir dizesi varmış ama siz onu göremiyorsunuz. Kitap da yanda sergileniyor buna işaret etmek için. (4 yıldız)

 

Şiddet görmüş kadınlar atölyesi

İstiklal Caddesi boyunca Taksim’e doğru yürürseniz önünüze FLO ayakkabı mağazası çıkacak. Bienalin en zor bulunan mekânlarından biri burası. Cansu Çakar’ın dördüncü katındaki işlerini görmek için bi-nanın arkasına geçmeniz gerekiyor. Sanatçı, yerleştirmesinde bizzat verdiği minyatür ve süsleme derslerine katılan kadınların çalışmalarını bir araya getirmiş. İki ay boyunca şiddet görmüş ya da mülteci kadın-larla atölye çalışmaları yapmış. O atölye şimdi bir Bienal mekânı. Çakar toplumsal adalete ulaşmak, insanları birbirine bağlamak ve bir değişim yaratabilmek için sanatın dönüştürücü gücünden yararlanmayı öneri-yor. (3 yıldız)

 

Cezayir’de konferanslar

Galatasaray ’dan kendinizi Tophane tarafına saldığınızda önünüze pek çok Bienal mekanı çıkacak. Cezayir, Otopark, Masumiyet Müzesi gibi. Cezayir Binası, Bienal’in en etkin merkezlerinden. İspanyol sanatçı Fer-nando Garcia Dory, başlattığı ‘Karasal Türkiye Genişleme Ajansı’yla Güneydoğu’daki kadınlarla yaptıkları üretimleri sergiliyor burada. Ay-rıca sanatsal üretimin yerel ekonomilere katkısı gibi konularda konfe-ranslar ve atölye çalışmaları yapıyor. Eserlerden çok buranın etkinlik takvimi öne çıkıyor. (3 yıldız)

 

Bienalin en uzun videosu İtalyan Lisesi’nde

Ağırlıklı olarak video işleri var Tomtom Mahallesi’ndeki Özel İtalyan Lisesi’nde. Tek mekânda daha çok iş görmek ve uzun uzun video izle-mek benim işime geldi. Boşuna uzun uzun demiyorum, bienalin en uzun videosu burada gösteriliyor. Cheng Rang’in ‘9 Saatlik Film’i gerçekten de 9 saat sürüyor. Rang, Hollandalı fotoğrafçı ve performans sanatçısı Bas Jan Ader başta olmak üzere bir amaç uğruna yola çıkıp hayatlarını kaybetmiş kişilerin yol durumlarına ve hayata bakışlarına odaklanmış videosunda. Ader 1975’te Pasifik Okyanusu’nu geçmek için yola çıkmış ama bir daha geri dönmemişti. Çok iyi bir video ama ben bir saat sonunda ayrılmak zorunda kaldım. Kumanyanızı alıp rekor denemesi yapabilirsiniz. (4 yıldız)

 

Depo’da Ani’nin kayıp kuşları

Tophane’deki eski tütün deposunda da çarpıcı bir video var. Ermeni tehcirinin 100’üncü yılı nedeniyle bienalde bu konu üzerine düşünmüş ve üretmiş pek çok sanatçının işiyle karşılaşacaksınız. Bunların belki de en etkileyici olanlarından biri Francis Alys’in ‘Ani’nin Sesizliği’ adlı vi-deosu. Binaya girdiğinizde duvardaki platforma yerleştirilmiş onlarca farklı kuş sesi çıkartan düdük görüyorsunuz. Kars’taki Ani harabelerin-de çekilmiş bir video gösteriliyor içeride. Ani’de çocukların her birine bu düdükleri veren sanatçı onları çalmalarını istiyor. Tepelere tırmanarak harabelere kuş sesleri çıkartarak gelen çocuklar eski kentin sessizli-ğinde kaybolup gidiyor. Bir zamanların o cıvıltılı, canlı kentine bütün bu çağrıya cevap veren hayali bir kuş gelip konar belki... Oldukça etkileyci bir video. Mekândan çıkınca binanın hemen karşısındaki kafede soluklanma ihtiyacı hissedebilirsiniz. Bir limonata bu sıcakta iyi gider. (5 yıldız)

 

 

İSTANBUL MODERN'DE USTALAR VE GENÇLER BİRLİĞİ 

 

AYŞEGÜL SÖNMEZ

 Senam Okudzeto

Gana’lı kadınların portakal sattıkları demirden sehpalar… Kent ve evi, içle dışı, kamuyla mahremi kesiştiren yerleştirmesiyle, kolonyalizmle uzaktan yakından ilgisi olmayışıyla derin empati ve duyarlılığıyla takdir edilesi. (4 yıldız)

Aslı Çavuşoğlu

İstanbul Modern, kadın sanatçılarıyla öne çıkan mekânlardan. Aslı Çavuşoğlu, Ararat kırmızıböceğinden çıkan 12 gramcık boyayla normal boyayı birlikte kullanmış. Bir ustaya yaptırdığı resimli kitap sayfaları geçici (böcek boyası zamanla uçuyor) olanla kalıcı olan arasında siyasi ve sosyal gerilimi gösteriyor. Büyük bir ilgiyi de hak ediyor. (5 yıldız)

Ellen Gallagher

Amerikalı sanatçının 1972 tarihli gözlerden oluşan resmi, ironisi, politik sürrealizmiyle mest ediyor. Film ve filmi destekleyen 2014 tarihli resimlerse sanatçının fantazi dünyasının sınırsızlığına teslim olmak için kocaman kocaman nedenler. (5 yıldız)

Georgia Sagri

Bienal başlamadan önce dünyanın farklı dinlerinden müzisyenleri bir araya getirip dans ettiği yedi saatlik performansını internetten takip etmiştim. Üç boyutlu gözlükle ziyaret edebildiğimiz odasındaki çamurdan yaratıklar performansından kat kat daha iyi. (3 yıldız)

Nikita Kadan

Belki doldurulmuş geyik ve çimento lastiklerden oluşan yerleştirmesi değil de onun hemen altındaki ranzada yetiştirdiği kerevizler tavsiyem. Haydi barikat bahçeciliğine! Evet, Ukrayna’da gösteriler sırasında barikat bahçeciliği başlamış. (3 yıldız)

 Grace Schwindt

 Tencerenin içinde doğranmış pembe bale pabuçları var. Bu bile yeterince tuhaf ve poetik. Sesi, şiiri, masa… İşte bu! Mekânın en güçlü işlerinden… (5 yıldız)

 Santiago Ramon y Cajal

Bu bienalda Nobel ödüllü bir ‘sanatçı’, Orhan Pamuk var.  Ama yalnız değil! Sinirbilimin babası Ramon y Cajal da bienalin Nobellisi! Ramon y Cajal sinirbilimin babası kabul ediliyor. Onun eseri, pek çok denizbilimci ve fizikçinin görsel çalışmalarıyla yer aldığı Bienal’in 21’inci yüzyılın sanat ile sanat sayılmayan arasındaki sınırları çoktan sildiğine dair gelişmiş bir örnek. (3 yıldız).

 Ana Prvacki

 Minicik erotik beste mekânın belki en küçük eserlerinden. Ama feminist, müzik/metin ilişkisini sorgulamakta olağanüstü başarılı.(5 yıldız)

 Fabio Mauri

O bir Romalı… Serginin sanatçılarından Krajcberg gibi, küratörün biyomimarlıkla  Art Nouveau arasında kurduğu ilişkinin önemli bir halkası. Buna ilişkin ilk anahtar eserindeki özgürlük yazısında saklı (4 yıldız).

 

OSMANLI'NIN İSTANBULU'NDA

YENAL BİLGİCİ

Ah küçücük gemi

Karaköy’e çıkan Kemeraltı Caddesi’ndeki Galata Özel Rum İlköğretim Okulu, Bienal’in ana mekânlarından. Güzergâhını onunla başlatmak isteyenler ilkin Kahire doğumlu sanatçı Anna Boghiguian’ın çarpıcı eseri ‘Tuz Tüccarlarını’ görecekler. Alt salona tümüyle yayılmış eserde zamanlar arasında seyahat eden, yolunu yitirmiş bir eski, tuhaf gemi var. Durmayın, çevresinde dolaşın. Okulun üst katlarına çıktıkça sürprizli sergilerle karşılaşacaksınız. Praphakar Pachpute’nin karanlık odadaki madenci heykelleri (fenerle dolaşacaksınız), Hera Büyüktaşçıyan’ın ‘Açık Okul’u, Andrew Yang’ın zilleri ve daha birçok sürpriz... (Galata Özel Rum İlköğretim Okulu’nda Bienal, 4 yıldız).

Caddede dans

Okul’dan çıktınız. Karaköy’e doğru yürüyün ama gölgeden! 200 metre kadar ileride sağda Minerva Han’ı bulunca hemen dalın; Beyrut doğumlu Walid Raad’ın kutuları, Kasa Galeri’de. Size sanat eserlerinin kutularda saklanıp saklanamayacağını soruyor. Yolunuza, Bankalar Caddesi’nden devam edip Vault Karaköy House Hotel’e girin sonra. Biraz dolambaçlı ama o ünlü eski kasanın yanından alt katlara, bir küçücük odadan gelen müzik sesine doğru ilerleyin. Hüzünlü bir piyanist, hüzünlü bir dansçı ve hüzünlü bir vals. Janet Cardiff ve George Bures Miller’in işi iç burkuyor. Biraz daha yukarı yürüyün Salt Galata’ya vardığınızda doğrudan binadaki kütüphaneye girin. Zeyno Pekünlü oraya, gerçekten ders çalışan, notlar alan onlarca öğrencinin arasına eski usul kopyaları yerleştirmiş. İlham verici! (Bankalar Caddesi Hattı 3 yıldız)

İncir ağaçları nerede?

Hava sıcak ama Şişhane’ye de vardınız sayılır. Tünel bölgesinde biraz soluklanın. Yemeyi içmeyi  halledin; sonra da ufak ufak Adahan Otel’e doğru yola koyulun. Camondo Ailesi’nin 1815’te yaptırdığı binada iki yıldan beri bir otel (ve çeşitli ofisler) var. En alt kattaysa sürpriz bir sarnıç... Pelin Tan ve Anton Vidokle’nin esrarengiz videosu sarnıcın kuytuluğundan, sessizliğinden de yararlanıyor. Birinci kattaki Meriç Algün Ringborg imzalı ‘Siz Hiç İncir Ağacının Çiçek Açtığını Gördünüz mü’ isimli çalışmaysa otelin konumundan. Sanatçının dediği üzere, “Galata bir zamanlar incir ağaçlarıyla doluydu, şimdiyse otel odalarıyla.” (Adahan’daki işler 3 yıldız)

 

Hamamda Haçlı seferleri

Artık Taksim’e doğru çıkın ve 55T’ye atlayıp, Balat’a doğru yol alın. Çok sürmeyecek, Ayakapı Durağı’nda ineceksiniz. Geriye doğru yürüyüp önce Şerefiye Sokağı’nı sonra hoş isimli Müstantik Sokağı’nı bulun. Osmanlı İstanbulu’nun en eski yapılarından Küçük Mustafa Paşa Hamamı orada. Girin bu zarif yapıdan içeri; Mısırlı sanatçı Wael Shawky’nin kurduğu büyü dünyasını yaşayın. İçeride dev bir ekranda el üflemesi Murano cam kuklalardan muazzam bir animasyon (Haçlı Seferleri döneminde geçiyor)göreceksiniz. Göbek taşını örten halılara uzanın, Arapça kelimelerin duvarda tatlı tatlı yankılanmasını dinleyin. Bienal’in en kendine özgü mekânlarından biri burası. Çıktıktan sonra, serin mi serin Kara Sarıklı Sokağı’nda bir tabure bulun, çay için. Harareti alır. (5 yıldız).