İsveç'te yaşasam da daha az özgür hissediyorum

İsveç'te yaşasam da daha az özgür hissediyorum
İsveç'te yaşasam da daha az özgür hissediyorum
Stockholm'de yaşayan müzisyen Hakan Vreskala yeni albümü 'Duyuyor musun'la yine ahvalimizi sözlere döküyor. Yasaklarla dalga geçiyor, sokağa selam çakıyor, kendi müzik macerasını ti'ye alıyor... Dijital olarak yayımlanan albümü Vreskala'dan dinledik.   
Haber: BAHAR ÇUHADAR - bahar.cuhadar@radikal.com.tr / Arşivi

İçimizde biriken isyan enerjisini boşaltan ilk albümü 'Her Köyde Bir Deli Var'ın üzerinden üç sene geçmiş. Geçen zaman içinde ‘Dağılın Lan’ dillerde marşa, eylemlerde slogana dönüştü. 'Kurdi Nizanım'ın birlikte yaşayabilme ihtimaline gönderdiği tatlı 'Kürtçe-Türkçe' selam güncelliğini yitirmedi. Kendini ‘köyün delisi’ olarak görenler mücadeleye devam etti… Hakan Vreskala da durmadı. Gezi'de direnişçilerle barikatlarda unutulmaz bir 'Dağılın Lan' performansı sergileyip kayıt altına aldı, Stockholm'deki Türkiyelilerle bir araya gelip 'Her yer Taksim her yer direniş' diye seslendikleri, perküsyon odaklı flash mob'lar düzenledi. Ahmet Kaya'ya saygı albümünde 'Kum Gibi'yi seslendirdi. Selahattin Demirtaş'ın cumhurbaşkanlığı kampanyası için 'Bir Tek Sen Umursadın' adlı bir parça hazırladı. Türkiye'de konserler vermeye devam etti. Stockholm'de yaşayan sıkı bir perküsyoncu, yazdığı sözlerle Türkiye gündemini tam kalbinden vuran, son dönemin öne çıkan politik müzik insanlarından biri olarak yeni parçalar yaptı. Ve geçen üç yıl boyunca yaptığı parçalar 'Duyuyor musun'da bir araya geldi. Dijital müzik platformlarında yayımlanmaya başlayan için kendi kayıt şirketi 'Kayıtdışı Records'u kurmuş Vreskala. Nedeni için albümdeki 'Battıkça Battık' parçasını dinleyebilirsiniz.
Albüm; Vreskala'dan slogan şarkılar beklentisinde olan dinleyiciyi tam olarak ne kadar tatmin eder bilemeyiz. Ama politik ve toplumsal anlamda yine sözünü esirgemeyen, yine dalgasını geçen, müzikal anlamdaysa ayakları yere daha güzel basan bir albüm olmuş, 'Duyuyor musun'. Söz ve müziklerin tamamı kendisine ait. Albümün lansman konseri ise bu gece Jolly Joker İstanbul'da olacak. Öncesinde parçaların ve albümün hikâyesini dinlemek üzere Hakan Vreskala ile birlikteydik... 

İlk albümünle ‘Her Köyde Bir Deli Var’ diyeli üç sene olmuş. Oradaki parçalar o dönemki hislerimize tercüman olmuştu, yine halimize tercüman olacak şarkılar var yeni albümde. ‘Duyuyor musun’ geçen üç yıllık Türkiye gündeminin birikimi mi?
Evet, öyle... Türkiye o açıdan aşırı büyük şeyler yaşadı, hepsi iz bırakıyor. Aslında bundan uzak kalmak gerekiyor ama imkânsız. Bu sefer yaşananlardan kalıcı bir şey çıkarmaya çalıştım. Çünkü mesela ‘Dağılın Lan’ kısa vadeli bir parçaydı. Sözleri bir cinnet haliydi ama sonraki hafta geçerliliği yok. O parça Roboski’den önce olmuştu mesela. Gezi’den bile önceydi. Ali İsmail’den önceydi! O kafaya gireceksem, albümlere sığmaz... Üzerimde etki bırakan her olayı şarkı yapmaya kalksam... Öte yandan da başka bir şey düşünmüyoruz ki. Hiçbirimizin başka bir şey düşündüğünü sanmıyorum. Gerçekten de her insanda, her arkadaşımda görüyorum bunu; insanlar başıboş ruhlar gibi. Herkesin enerjisi çok düşmüş. İşte o insanların ruh halindeki fark özgürlük, başka bir şey değil. Hepimiz çok daha az özgür hissediyoruz bence. Senin özgürlüğünü alan şey birinin gelip sana “Şunu yapamazsın, şu çayı içemezsin” değil. Birinin sürekli sana ne yapacağını söylemesi, sana itaat ettirmeye çalışması. Yani günlük hayatta bir şey görüyor olmana gerek yok ama daha az özgür hissediyorsun, bu kadar basit. Bununla ilgili bir şey yapmam gerekiyor. Ama bir yandan da dengelemem gerekiyor. Böyle bir sanat biçimi olamaz.

Bütün müziğini bunun üzerine de kuramazsın…
Kuramam. Aşk ve isyanla özetlemeye çalışıyorum, bir nüans olsun istiyorum ama hiçbir nüansın olmadığı bir ülkeden bahsediyoruz. Her şeyin çok aşırı yaşandığı bir ülkeden bahsediyoruz. Zaten bir sürü müzisyen buna hiç değinmemeyi tercih ediyor. Onu da anlıyorum. Ben de arasını bulmaya çalışıyorum. Aslında müziğe bir şeylerin arasını bulmak için girmedim. Ama şu an onu yapmaya çalışıyorum (gülüyor).

Burada yaşamadığın halde sende mi daha az özgür hissediyorsun?
Benimki çok sağlıklı bir şey değil aslında. Ama mesela ABD’de polisin Eric Garner’ı boğarak öldürdüğünü görünce için kötü olmuyor mu? Benim oluyor bunu görünce… Türkiye’deki olaylar çok daha fazla ırgalıyor beni. Ve öyle bir dönemdeyiz ki… Bu ülke çok fazla katil, faşist, hırsız, yalancı gördü ama bütün hepsini bir arada çok az gördü bu şekilde.

Elbette, ama biz burada olanları gündelik hayatımızda birebir hissederken sen Stockholm’de, dünyanın en özgürlükçü ülkelerinden birinde yaşıyorsun. Şarkılarınsa sanki bu ortamda yaşıyormuşsun gibi çıkıyor… Bunu sormaya çalışıyordum.
Aslında mantıklı ve doğru olan bir şey de değil. “İsveççe müzik yapayım” falan da diyorum, biraz başka şeylerle ilgileneyim diyorum bazen ama olmuyor. Bu biraz hastalıklı bir durum.

İlk klibini ‘Bana her şey yasak’a çekmişsiniz ki çok güneşli, neşeli bir havası var. Parça da klip de senin diğer parçalarındaki ‘umut’ havasını taşıyor...
Pozitif olmak lazım çünkü. Elimizde başka hiçbir şey yok ve başka türlü de yaşayamayız. Biz çocukken ‘Yasaklar’ vardı hani; Zeki, Metin’in. Biraz o kafayı geri getirmenin zamanı geldi gibi... Bize her şey yasak ama ne yapacaksın!

Niye bu şarkıyla çıktı albüm?
Aslında çıkış parçam ‘Bir tek sen umursadın’ olacaktı. Gündelik hayatın isimsiz kahramanlarına, umursayan insanlarına yazılan bir şarkıydı. Ama Selahattin Demirtaş cumhurbaşkanlığı kampanyası için benden bir şarkı istemişlerdi. Ben de o parçayı Demirtaş’a çok uygun gördüm. Sözlerini değiştirip verdim, böylece de şarkı gitti! Bir de bende öyle hit parça olsun gibi bir kafa yok, albümün tamamından memnun olduğum için…

‘Battıkça Battık’ şarkısında kendi yaşadıklarınla dalga geçmişsin. İlk çıkışını ‘Kürdi Nizanım’la yaptığın için herkes seni Kürt sandı, sonra Kürt değil İzmirli olduğunu duyunca hayal kırıklığına uğrayanlar bile olmuştu. Şarkıda onları da anlatmışsın…
‘Hakan Vreskala’yı bastırarak söyleyip Kürtleştirmeye çalışanlar vardı. Ya da İsveç’te “A bu adam Kürtmüş” deyip İsveç’teki düğünlerde iş vermeyen Türk aileler oluyordu. Sonra benimle Kürtçe konuşup benim bilmediğimi görünce bozulan Kürtler var. Nereli olduğumu soruyor, “İzmir” diyorum. O gözdeki soru işareti, geri geri giden insanlar... İkinci bir soru sormayan, arkasını dönen... Bunlar harfiyen oldu, kinaye yok.

DÜĞÜNCÜ MANTIĞI VAR BENDE, HERKES EĞLENMELİ! 

‘Battıkça Battık’ı dinledikçe şunu düşündüm; insanlar seni ya bir yere koyamıyor ya da olmadığın bir yere koyuyorlar...
‘Padişahım Çok Yaşa’dan dolayı çağırıp Kürtçe söyleyince bozulan CHP’li beldeler oluyordu mesela… Herkes kendine çekmeye çalışıyor, sorun da biraz orada. Konserlerimde baya acı çekiyorum! Görüyorum sahneden; aşk baladlarına gelen bir kitle var, halay çekmeye gelen Kürtler var, sadece ‘Dağılın Lan’ için gelmiş Geziciler var. “Biraz reggae kafası, Balkan, brass" diye gelenler var. Sahneden hangi şarkıyı söylerken kimin sıkıldığını bile görüyorum. Kimsenin sıkılmasını da istemiyorum. Düğüncü mantığı var bende, herkes eğlenmeli! Gerçi yeni albüm ilki gibi garaj değil de biraz daha stüdyo albümü. Ama kitlede böyle bir şey vardı. Gezi’den sonra çok rahatladım ama. Gezi’de bu kitle birleşti ya (gülüyor) Ben birleştirmek zorunda kalmadım! 

‘İstanbul’a da bir parça yapmışsın. İçinde müteahhitinden eylemcilere, sinemacılardan işçilere herkes var. Şehri kocaman bir karmaşa olarak gördüğünü düşündüm. Öyle mi?
Benim en sevdiğim şarkı bu. O janr’ı çok seviyorum; Plan B, Lauryn Hill, çok seviyorum, gitarla hikâye anlatma ve aktivizm… Bu çok da yaygın bir şey aslında ama Türkiye’de gündemde bile olmayan bir janr. İstanbul’a üzülüyorum. Biz bunları konuşurken birileri bu şehri daha da kötü hale getirmek için toplantı üzerine toplantı yapıyor. Biz akşam uyurken yasaklı bir ormana girilip tamamen yok ediliyor. Kim savunacak bu şehri? En azından bir şarkıyı hak ediyor. İnsani problemleri geçip, ekolojik düşünmenin belki de zamanı geldi. Bunları arka arkaya koyunca da duyar mafyası gibi oluyorsun ama sen bunu istediğin gibi isimlendir, olanlar ortada.

Bir tane de Zazaca–Türkçe şarkı var, ‘Gel Bana’. O nasıl girdi albüme?
Kürtçe çok yaygın bir dil, kendini idame eden, mücadele eden bir dil ama aynı şey Zazaca veya Kirmanckî veya Dimılkî için –isimlendirmesi farklı olabiliyor- için geçerli değil. Kamuoyuna gelen bir mücadelesi yok. Ayrıca bir sürü Dersimli arkadaşım var, Dersim var bir şekilde hayatımda… Erdoğan Emir eşlik etti parçaya, Erdoğan da bu dili en iyi kullananlardan müzisyenlerden biri.

NİNNİ BİLMİYORDUM, OĞLUMA NİNNİ YAZDIM

Dokuz yaşındaki oğlun Sarp’a ‘Uyudun Sen’ diye bir şarkı yazmışsın. Daha önce hiç oğluna bir şey yazmış mıydın?
Yok. Bu da bir ninni. Oğlum küçükken fark etmiştim ki çok fazla ninni bilmiyorum. Oturdum kendim yazdım.

Beğendi mi peki?
Yok, beğenir mi! Parçalarımı Sarp’a, çaktırmadan dinletiyorum. Çok büyük lego fanatiğiyiz, Star Wars legoları yaparken arkadan çalıyorum. O da beğendikleri için bana “Baba bu ne güzel parça” diyor. Duman’ı falan çok seviyor. Benim ‘Her Köyde Bir Deli Var’ ve ‘Dağılın Lan’ parçalarımı seviyor. Hatta ‘Omuzdan Tutun Beni’yi okulda Türkçe söylemiş. Çaktırmadan dinlettim parçaları, üç-dört taneyi sevdi, eşlik etti. Bunu hiç sevmedi. “Baba içinde Sarp mı geçiyor?” dedi. “Evet” dedim. Utandı hatta, “Çok saçmaaa” falan dedi.

‘Duyuyor musun’ biraz daha ayakları yere basan, politik olarak da daha sakin bir albüm mü?
İlk albüm biraz daha garaj albümü gibiydi, bu daha çok stüdyo. Daha çok gitar çalıyorum. İlkinde kendimi şarkıcı olarak hissetmiyordum da bu sefer vokallerin üzerine biraz daha çalıştım.

Bu albümün dinleyiciyi sürükleyecek şarkısı hangisi olur?
Bence, ‘Hayat Bu’. Klip de çekeceğiz. Politik bir şey değil ama hayata dair.

İSVEÇ'TE GEÇEN AYA KADAR HASTABAKICILIK YAPIYORDUM

Burada sana bayılan bir kitle var, konserlerin doluyor, hayranları var. Stockholm’de nasıl bir rutinin var?
Geçen aya kadar hastabakıcılık yapıyordum. Şimdi, bir okulda müzik öğretmenliği yapıyorum. Küçük çocuklara perküsyon öğretiyorum.

Oradaki insanlar senin burada şarkıcı olduğunu, tanındığını biliyor mu?
Tabii. Birisi Facebook’tan ekleyecek olsa fan sayfasını falan görüp “Sen kimsin ya?” falan diyor. Sonra YouTube’a giriyor, “Bu ne?” diyorlar. İş başvurusunda oldu bu mesela, barikatlardaki video’yu görmüşler. Şimdi turneye gelmek için işten izin aldım mesela. Aktif müzisyen olmam hoşlarına gidiyor. “Türkçe rock var mı?” diyen insanlar oluyor.

Oradan sıradan işçi olup, burada tanınan bir müzisyen olmak şizofrenik bir durum yaratıyor mu?
Ünlü olmak, burada çok büyük bir şey. İki, üç sene önce Stockholm'de bir barda içkimi aldım, arkamı döndüğümde yanlışlıkla içkiyi başbakanın üzerine döktüğümü fark ettim. Oasis’in alt grubu olarak şehrin en büyük stadyumunda çıktı bir müzisyen arkadaşım geçenlerde. Gece konserine gittim. Ertesi sabah da oğlumu alıp bir kafeye gittim. Bir baktım kafeyi, bir gece önce stadyumda 16 bin kişiye çalan adam açıyor. Adam gece konserini vermiş, sabah da işe gelmiş. Bunlar gayet normal. O kafaya gelen arkadaşlara da gülüyorum. Bunun hastası olursan da kafayı yersin. O açıdan iyi de oluyor.

İsveç’te sahne alıyor musun?
Aslında zaman kalmıyor fazla. Sürekli Almanya’ya gidiyorum. Verdiğim konserlerin yüzde 60’ı, 70’i yurtdışında oluyor. Avusturya, Kanada, İngiltere, Brezilya, Fransa’da konserler verdim. Ama en sık Almanya'ya gidiyorum. İsveç’te daha çok film müziği, dizi müziği, tiyatro müziği yapıyorum.

Sizin bir de Norrda diye bir grubunuz vardı.
Norrda olarak mayısta Türkçe albüm çıkaracağız.

KOMİK ŞARKI YOK, KOMİK ÜLKE VAR!

İlk albümde Erdoğan’a ithafen söylediğin ‘Padişahım Çok Yaşa’ diye bir parçan vardı. Eskiden sözleri biraz çocukça gelirdi bana, şimdi vaziyete bakıyorum da haksızlık etmişim sana.
Bana da öyle gelmişti canım. “Böyle parça mı olur?” demiştim ama aynen de öyle. ‘Dağılın Lan’ı yazarken de “Çok abarttım” demiştim. Bana da komik gelmişti. Ama sonra yaşadıklarımız özgüven verdi. Komik şarkı diye bir şey yok, komik ülke var!

Bu albümde de ‘İnadına’da birkaç satır laf ediyorsun Erdoğan’a…
Tutamıyorum kendimi! Siz tutabiliyor musunuz kendinizi?

‘Padişahım Çok Yaşa’dakinden farklı bir ton tutturmuşsun bu kez. ‘İnadına’da ‘Sonsuz iktidarın var ama deli gibi korkuyorsun... Korkuluyorsun, sevilmiyorsun’ diyor, sokaktaki kitlenin gücüne vurgu yapıyorsun.
Artık öyle bir ruh halindeyiz çünkü. İsveç’te de röportajlarda sürekli Recep Tayyip Erdoğan’ı soruyorlar. Ve ilk söylediğim şey, “Ben Tayyip Erdoğan’la ilgili konuşmayacağım. Bu insanın daha fazla hayatımda yer almasına izin vermeyeceğim” oluyor. Böyle bir şey yok. Tanımadığım bir figür, Darth Vader gibi bir şey; her şeyin hâkimi, sürekli ondan bahsediyoruz, ne derse gündemimiz o. Böyle bir şey var mı! Sınıftaki asabi çocuk gibi, herkesi rahatsız ediyor, kimse bir şey yapamıyor.

Ama şarkı sözünde bahsetmişsin yine de.
Evet (gülüyor). Ama 11 taneden biri sadece!