İyi huylu parazit

İyi huylu parazit
İyi huylu parazit

PVC cilerde dağıtılan Kayısı Kent A4 ün beşinci sayısını Stephan Kurr hazırladı.

Her sayısı farklı sanatçılar tarafından hazırlanan fanzin Kayısı Kent A4, PVC'cilerce dağıtılıyor. 11. sayısını Depo'da bir sergiyle taçlandıran fanzini, fikrin sahibi Dilek Winchester'la konuştuk
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

Dikkatinizi çekmemiş olabilir. Karaköy civarındaki seyyar PVC’ciler bir süredir, nüfus kağıdı kaplamanın, fotokopi çektirmenin yanında başka bir işleve daha sahip. Kayısı Kent A4 fanzini 11 sayıdır İstanbul ’un Avrupa yakasına PVC’ciler vasıtasıyla çoğaltılıp dağıtılıyor. Kendine ‘iyi huylu parazit’ tanımını getiren bu fanzin, Dilek Winchester’ın PVC anonsçusu ‘Ece Hanım’la yaptığı röportaja, bekar odalarına yer verdiği sayıyla başladı. Yine Winchester tarafından yürütülen projede fanzinin her sayısını bir başka sanatçı ya da kolektif hazırladı. Evrim Kavcar’ın bir sokak köpeğini takip ettiği ‘Gel Git Şehir’, Burak Delier’in rastlantısal ‘Google’ haritası, Stephan Kurr’un kendi arşivinden ‘fotokopilediği’ ‘Copyright Now’ örneklerden bazıları. Son sayısında akademisyenler Ceren Özselçuk’la Yahya Madra’nın ‘yazı yazma parodisini hayata geçiren Kayısı Kent A4, 11. sayısını bir sergiyle taçlandırdı. 15 Ekim’e kadar Depo’da görülebilecek ‘Kayısı Kent A4’ sergisini bahane ettik, fanzinin ‘öncüsü’ Dilek Winchester’la konuştuk. 

Kayısı Kent nasıl ortaya çıktı?
Kentsel alanda bir sanat işi yapmak amacıyla ortaya çıktı. Alışıldık sanat mekânı dışında tesadüfi izleyicinin de ulaşabileceği bir alan olsun diye. İstanbul’un sokak dinamiğine bakınca, enformel, dinamik yapısıyla gayet iyi işleyen sistemlerden biri seyyar satıcılar. Bunlar arasında da PVC arabaları enfes birer anonim tasarım ürünü olarak dikkat çekiciler. Bunları kullanarak bir üretim biçimi mümkün mü sorusuyla hayata geçmiş bir proje bu. Halihazırda varolan bir sisteme iyi huylu bir parazit olarak eklenerek varlığını sürdürmeye çalışan, bütçesiz bir proje. 

Kayısı Kent, sadece belli semtlerde mi dağıtılıyor?
Karaköy, Eminönü, Osmanbey, Elmadağ civarında dağıtılıyor. PVC’cilerin en yoğun olduğu yer neresi diye yola çıkmak gerekti. Birçoğu İMÇ’nin arkasındaki depolarda tutuyorlar arabalarını ve oradan yola çıkıp dağılıyorlar. 

Fanzini daha çok kimlerin aldığını merak ettiniz mi?
Evet ama bu sorunun net bir cevabı yok. Bu tip girişimlere meraklı sanat izleyicisi yollarına çıktıkça alıyor, bunu biliyorum. Kayısı Kent A4 sticker’ını gören insanlar da bu nedir diye sorup almasa bile bakıyorlar. Zaten en hayati izleyici de tam o iki arada bir derede kalmış olanlar. 

İsmi niye Kayısı Kent A4?
İki ana grup var PVC’ciler arasında. İlki Diyarbakır ve Mardinlilerin çoğunlukta olduğu, diğeri ise Malatyalılardan oluşan grup. Ben ilk zamanlarda en çok Malatyalılarla karşılaşıyordum. Onların arabasının üzerinde görmüştüm; Kayısıkent 1, Kayısıkent 2 diye… ismi oradan ‘arakladım’. (Gülüyor) 

Peki PVC’ciler ilk gördüğünde nasıl bir tepki verdi? İlgi gösteriyorlar mıydı?
İlk başladığımda, “Allah allah satar mı” deyip emin olamayan ama bulunsun diyen oldu. Bir tanesi “Kim alacak ki bunu? Olsun ben akşam okurum” diye almıştı. Daha sonra da talep arttıkça eksik sayıları soran, önceden kabul etmeyip sonradan satmak isteyenler de oldu. 

Sanatçılarla süreç nasıl gelişiyor?
Davet ettiğim herkes bu senaryo içinde nasıl işler üreteceğini merak ettiğim isimler. Bu merak önemli, çünkü her sayının benim için de sürpriz olması, akışı sağlayan itici bir güç. Ayrıca dağıtım ve kopyalama şartları düşünülürse, sınırları net bir proje. Bu sınırları sınayabilecek, risk alabilen sanatçılar katılanlar. Alışıldık, tanımlı sanat mekânları nispeten daha korunaklı bir alan. Ama Kayısı Kent, kamusal alana çıkıyor ve bildik sanat izleyicisinden çok daha farklı bir kitlenin de eline geçebiliyor. Alışıldık bir sistemin dışında bir varoluş. Risk de biraz ondan… 

Aslında bir şekilde internetteki dolaşımı da hatırlattı, PVC’yle fanzin dağıtımı. İnternet ve e-zine’lar sonrası fanzinlerin rafa kalktığı düşünülebilir mi biraz?
Evet aslında, nostaljik bir tarafı var. Artık e-zine’lar daha fazla. Kes-yapıştır mantığıyla üretilmiş, fotokopiyle çoğaltılan fanzin üreten çok az insan var. Ayrıca fanzinlerin ilk ortaya çıktığı dönemde kişisel, enformel bir dağıtım modeli söz konusuydu. Fanzin yapanlar yanında taşıyor ya da tanışık olduğu yerlere bırakıyordu. Yani yüz yüze kurulan kişisel ilişkilerin önplanda olduğu bir dağıtım yolu. Ama e-zine’larla beraber o dağıtım yolu ortadan kalkıyor. PVC’cilerin de süresi kısıtlı muhtemelen. Çünkü bürokratik işlemler daha fazla elektronik ortamda yapıldıkça onların müşterileri de ortadan kalkacak. 

Böyle bir dolaşım, ihtimallere daha açıkmış gibi aslında. İnternette e-zine’lara genelde meraklıları bakar çünkü…
Evet Kayısı Kent’i aradığında bulamayabiliyorsun, karşına çıkması gerekiyor. Adres yok, ihtimal var. Takip edip PVC’cilerin peşine düşsen bile zor. Mesela ben dağıtırken bazen 10 dakika önce zabıta geçmiş oluyor ve bulamıyorum satıcıları. Tersten düşünürsek de Kayısı Kent her an herkesin karşısına çıkma potansiyeline sahip.

Atatürk ve incir yaprağı
Kayısı Kent A4 külliyatından ilgi çekici bir iş de Yasemin Özcan Kaya imzalı ‘Yaprak’ sayısı. Konu Malatya’daki Atatürk ve Gençlik Anıtı. Atatürk’ün yanında önü incir yaprağıyla örtülmüş çıplak bir erkeğin olduğu anıtın, Malatya’da yaşayıp onu kanıksamayana çarpıcı gelmemesi kaçınılmaz tabii. Bir de heykelin maruz kaldığı hadım operasyonu öyküyü daha da ilginçleştiriyor. 

Bu sayı nasıl hayata geçti?
2008’de Malatya’da karşılastığım heykelin hikayesini merak etmiştim ve Dilek Winchester’in Kayısı Kent davetiyle bu heykelin öyküsünün peşine düştüm. 1946’da İnönü tarafından, ikisi de Almanya’da eğitim görmüş Nijat Sirel ve Hakkı Atamulu’ya sipariş edilmiş heykel. Bir Atatürk figürü, yanında cinsel organının da göründüğü çıplak bir erkek heykeli... Zamanında kadınların bu çıplak heykel yüzünden yolunu değiştirdiği gibi rivayetler var. Aylin Tekiner’in ‘Atatürk Heykelleri’ kitabında da belirttiği gibi ‘halk tepkisiyle’ heykelin cinsel organının kesilmesine karar veriliyor. Sonrasında dönemin bakanı Nihat Erim’in Malatya’yı ziyaret edeceği haberi üzerine hızlı bir çözüm olarak kesilen cinsel organın yerine bir yaprak motifi hazırlanıp yerleştiriliyor. İlginç olan bir başka bağlantı da bu hadım sürecinin tanığının, bir süre önce bir cinsel taciz davasından içeri giren ve biraz ‘hızlıca’ tahliye edilen Hüseyin Üzmez olması… Onun tanıklığından heykelin hadım sürecini yazdığı kitap ‘Çilenin Böylesi’nden bir alıntı kullandım fanzinde. 

Malatyalıların kanıksadığı bir anıt mı bu?
Çok kısa bir ziyaretti, şehrin tansiyonunu alma fırsatım olmadı. Ama Malatya’yi düzenli ziyaret edenlere sorduğumda heykeli daha önce fark etmediklerini söylediler. Kamusal alan heykellerinin böyle bir talihi de var galiba, bir süre sonra kanıksanmak ve fark edilmemek… 

Bu hikâye, Türkiye ’nin kamusal alandaki heykellerle ilişkisi üzerine ne anlatıyor?
‘Halk tepkisi’ meselesi, bugün de iktidarın kentsel alandaki heykeller üzerinden görünür olan eli, Atatürk tabusu üzerine düşünme alanı açıyor. 

Sanki burada bir ideoloji kayması da söz konusu...
O kaymanın kaynağını, ulaştığım bilgilerle tespit etmek kolay değil. Her iki heykeltıraşın da Almanya’da eğitim aldığı biliniyor. Heykelin tanıkları ile ilgili çalışmaya devam ediyorum...