İyi oyuncu, iyi reji kötülüğü izlettirir

Tiyatro Stüdyosu, 2001 Mayıs ayında kısa bir süre için ramp ışıklarına çıkardığı oyunu 'Dünyanın Başkenti' ya da Speer'i bu tiyatro mevsimi de oynamayı...
Haber: HASAN ANAMUR / Arşivi

İSTANBUL - Tiyatro Stüdyosu, 2001 Mayıs ayında kısa bir süre için ramp ışıklarına çıkardığı oyunu 'Dünyanın Başkenti' ya da Speer'i bu tiyatro mevsimi de oynamayı sürdürüyor. Bu oyunu görememiş tiyatro tutkunları için önemli bir fırsat. Yahudi kökenli, Alman asıllı Arjantinli yazar Esther Vilar'ın oyunu, dolaylı yoldan Nazi Almanyası ile Demokratik Alman Cumhuriyeti dönemlerinde yaşananları ele alan ustaca
kurulmuş bir hikâye...
Oyun içinde oyun
'Speer', Hitler'in halefi, Nazi gösteri törenlerinin düzenleyicisi, III. Reich çökmek üzereyken 1942'de 'Silahlanma ve Cephane Bakanı' atanan ve 'girişimci-işbitirici' kişiliğiyle savaşın iki yıldan fazla uzamasına yol açan Albert Speer'in kişiliğinde simgelenen 'tutku' ve
'mükemmelliyetçilik' kavramları üzerine ilginç bir kara komedya, bir oyun içinde oyun.
Bu metin Ahmet Levendoğlu tarafından iyi yorumlanmış ve neredeyse her sözcüğü tartan, her hareketi anlamsal boyutuna oturtan bir titizlikle ustaca sahneye konmuş. Oyunun sonundaki beklenmedik dönüşümlerden sonra, hem metnin hem de sahneye koyuşun sona doğru
akışında her aşamanın bütün içindeki
tutarlılığı ve vazgeçilmezliği daha iyi anlaşılıyor. Levendoğlu bu mantıksal zinciri oluşturan halkaların her birini yerli yerinde ve gereksiz abartmalardan kaçınarak kullanmış.
Levendoğlu'nun sahnelerimizde her zaman göremediğimiz bir biçimde gerçek tiyatro seyircisini hedef alması mutluluk verici. Bu ustaca sahneye koyuş oyuncuların (Speer: Nihat İleri, Bauer: M. Ali Kaptanlar), kişilerin tinsel yaşamlarını, siyasal inanç(sızlık)larını, iç çelişkilerini, tutkularını olduğu kadar dış görünüşlerini de ince ayrıntılarına kadar veren üstün performanslarıyla perçinleniyor.
Çevre, ışık düzenleri ve giysi tasarımının da buna katkısı büyük. Başarıda önemli payı olanlardan biri de, kuşkusuz anlatım cambazlıkları üzerine kurulu metnin bir an bile aksamayan çevirisini yapan Ahmet Cemal.
Oyun, Speer'in kişiliğinin çözümlenmesi süreci ve bu kendiliğinden oluşan sorgulama boyunca tarihsel, siyasal, ekinsel bilgiler
ışığında insanlık tarihinin en trajik dönemlerinden birine egemen olan duyarsız, acımasız, sağlıksız yaklaşımlar ile bunların irdelenmesi üzerine.
Savaştan sonra yargılanıp 20 yıl hapse mahkûm olmuş, cezasını çekip çıkmış Speer ile Demokratik Alman Cumhuriyeti'nin üst düzey yöneticilerinden Hans Bauer, kent planını Speer'in tasarladığı, savaştan sonra duvarın ardında kalan Berlin'de bir zamanlar makamı da olan eski Sanatlar Akademisi'nin harabe salonundadırlar.
Buluşma yeri, görünmeyen bir kapıdan girilen, başka çıkışı olmayan, oyun başladığında bilinçaltı kadar zifiri karanlık bir uzamdır. Önceden ayarlanmış bu buluşmanın olağandışı içeriği giderek gerginleşen sonra çözülen, sonra yine gerginleşen ve yine çözülen bir akışla verilmekte ve Speer ile Bauer, oyun boyunca, sanki bir ringde, iyi hesaplanmış çalımlarla, son darbeye hazırlanmaktadırlar...
Bu da bizim ayıbımız
İki saat süren çatışmada kimi kez biri, kimi kez öteki kazanır gibi olur. Bu, ikisi de ters yumruklar alıp oyun dışı, yaşam dışı kalana kadar sürer. İrdelenen trajik dönemin gerçekleriyle birlikte bu yıkımlara yol açan insansal gerçekler de su üstüne çıkar. Özellikle de Speer'in kişiliğinde verilen evrensel özellikler, insan doğasının gizli yanları, tutkunun ağları...
'Dünyanın Başkenti' kaçırılmaması gereken bir oyun. Ama Tiyatro Stüdyosu'nun hâlâ sahnesi yok. Bu da ülkemizin ayıbı.