John Williams dinlediğimi arkadaşlarımdan saklardım!

John Williams dinlediğimi arkadaşlarımdan saklardım!
John Williams dinlediğimi arkadaşlarımdan saklardım!
16 Mayıs Cuma akşamı İş Sanat'ta sahneye çıkacak caz efsanesi John Coltrane'in oğlu Rave Coltrane, "Gençlik yıllarımda çokça R&B dinlerdim. Cazdan, popa, o dönemin popüler şarkılarını. Pek çok insan gibi Beatles, Stevie Wonder... Sonra John Williams'ın film müzikleri. Hatta bu gerçeği arkadaşlarımdan saklardım" diyor.

Ravi Coltrane. Taşıdığı soyadı caz tarihinin efsanelerinden John Coltrane’in oğlu olduğunu ele verse de, Jr. Coltrane kendi yolunu çizmiş başarılı bir müzisyen. Müzik otoritelerince yeniliğe en açık caz müzisyenlerinden biri olarak görülen ve yayınladığı albümlerle başarısını kanıtlayan Ravi Coltrane, İş Sanat’ın bu sezonki son caz konserinde Türkiye ’deki caz tutkunlarıyla buluşacak. 16 Mayıs Cuma akşamı gerçekleşecek konser öncesinde Ravi Coltrane, çok yönlü müzik kariyeri ve sahip olduğu müzikal miras hakkında sorduğumuz soruları yanıtladı.

John Coltrane gibi efsane bir babanın ve Alice Coltrane gibi kendi alanında müthiş bir annenin oğlu olmak çok zor olmalı. Ama siz kendi yolunu çizmiş birisiniz. Bu soyada sahip olmayı kolayca benimsediniz mi yoksa zaman zaman kendinizi baskı altında hissettiğiniz oldu mu? Ya da bu bir avantaj mıydı yoksa dezavantaj mıydı?
Hayatın kendisi de öyle değil midir? Bazen avantaj gibi görünen şeyler dezavantaj, dezavantaj gibi görünen şeyler avantaj olabilir. Biz sahip olduklarımıza ne kadar şanslı olduğumuz yönünden bakarsak, bunu kolaylıkla benimseyebiliriz. Kaldı ki ben ailemle her zaman gurur duyuyorum. Ama tabii bir de kendi kişiliğimiz, sahip olduğumuz özellikler var. Özellikle müzik gibi yaratıcılığa dair bir iş yapıyorsanız, kendinizi ortaya koymalısınız. Çünkü bu yaratım süreci kişinin kendi iç yolculuğudur aslında.

Müzikle iç içe olan bir aileden geliyorsunuz. Müzik tarihinin en önemli isimlerini çok küçük yaşta tanıma fırsatı bulmuş olmalısınız. Dolayısıyla belirli bir müzik zevkine çok erken yaşta ulaştığınızı söyleyebilir miyiz? Profesyonel olarak müzikle uğraşmadan önce ne tür müzikler dinlerdiniz?
(Gülüyor.) Hayatın bana getirdiği en büyük şanslardan biriydi bu, çok güzel bir müzikal ortamda büyüdüm ben. Çok farklı müzikleri dinleme fırsatım oldu, gençlik yıllarımda çokça R&B dinlerdim. Cazdan, popa, o dönemin popüler şarkılarını dinlerdim. Sonra diğer pek çok insan gibi Beatles, Stevie Wonder… Sonra John Williams’ın film müzikleri. Hatta bu gerçeği arkadaşlarımdan saklardım. (Gülüyor) Sonra annemden dolayı daha senfonik eserler dinledim, Dvorak, Stravinsky gibi. Yani farklı türlerde müzikler dinleyerek farklı anlatım şekilleri olabileceğini erken yaşlarda öğrendim. Annem evde her gün piyano çalardı ve bizi konserlere, kayıtlara götürürdü. Dolayısıyla benim etrafımda her zaman müzikle uğraşan insanlar vardı ve bu da benim doğal bir şekilde esin bulmamı sağlıyordu. Tüm bu birikimle müzikte kendi yolumu buldum diyebilirim.

Babanızla birlikte çalmış caz duayenlerine gelecek olursak, Elvin Jones gibi cazın efsane isimleri ile birlikte çalışmak nasıl bir duygu?Elvin, benim bu işte gerçek anlamdaki ilk patronumdur. 1991’de In Europe albümünde onunla çaldım daha sonra 2 yıl Stanford’a gittim. Sonra tekrar çalışmalar yaptık. Gerçekten inanılmaz bir müzisyen, tam bir caz tutkunu. Babamla da birlikte çalmışlar, ailece görüştüğümüz biri… Sonra en önemli özelliklerinden biri de şuydu. Cazın tekniklerini ve standartlarını öğretirken, müziğin tarihine de çok önem verirdi ve bizim de bilmemizi isterdi.

Kültürel bir mirası sürdürdüğünüze inanıyor musunuz? Yoksa siz tamamen yeni bir sound yaratma çabası içinde misiniz? Geçmişimizle ya da bize kalan müzikal miras ile bugün ürettiklerimiz arasına elbette bir bağ var. Müzik dünyasında yer etmiş önemli bir aileden geliyorum ve geçmişte büyüklerimizin, büyük caz sanatçılarının ortaya koyduklarından esin bulmak her şeyden önce büyük bir onur. Geçmişi geleceğe taşımak da çok önemli. O zaman yapılanları bugünkü neslin bilmesini sağlamak. Ama şu da çok önemli müzik değişen ve gelişen bir olgu. Geçmişte yapılanları unutmadan yeni bir şeyler ortaya koyabilmek de çok önemli. Değerlerimizden, geleneklerimizden beslenerek, yeni ve farklı besteler üretip katkı sağlayabilmek aslında tüm amacımız.

Son zamanlarda yaptıklarınızla kendi tarzınızı ve başarınızı ispatladınız aslında. Spirit Fiction ve Blue Note albümlerinizdeki başarınız bunu ortaya koyuyor. Ama şöyle bir baktığınızda hala gidecek çok yolunuz olduğunu düşünüyor musunuz? Her zaman… Her zaman. Müzisyenin ya da yeni bir şeyler ortaya koyan birinin doğasında bu duygu olmalıdır. Hiçbir zaman o son noktaya vardığımızı düşünemeyiz. Bu daha fazla denediğiniz, öğrendiğiniz, kendinizi geliştirdiğiniz uzun bir yolculuk. Ve bunun sonu yok. Bu güzel de bir yolculuk. Yaşadığın süre boyunca, bir şeyler üretmeye devam etmek insanı hayata da bağlıyor.

Müzik piyasası ile ilgili ne düşünüyorsunuz? RKM, piyasaya bağlı olmak zorunda kalmadan, müzisyenlerin istedikleri müziği yapabilmeleri için kurulmuş bir şirket mi?RKM benim 1999’da temellerini attığım bir oluşum. Kendi müziğini yapmak isteyen müzisyenlere fırsat tanıyan bir yer, bu amaçla kurduk. Tamamen müzik piyasanın dayattıklarının dışında, ticari kaygılardan bağımsız olarak, sadece yaratıcı güzel fikirlere odaklanan bir oluşum. Hepimiz kendimizden bir şeyler vererek büyük bir emekle kurduk ama güzel işler çıktı, daha da iyi olacaktır. Kuruluş amacından aldığı itici güç ile yolunu bulacaktır.