Juliette Binoche'u tanımayabilirdim!

Juliette Binoche'u tanımayabilirdim!
Juliette Binoche'u tanımayabilirdim!
Berlin Film Festivali'nin Berlinale Palast'taki açılışında kırmızı halının en çok fotoğrafı çekilen ünlüsü açılış filmi 'Nobody Wants The Night'ın oyuncusu Juliette Binoche'du. O soğukta 15 dakikadan uzun bir süre sürekli kameraların karşısında kaldı. Yüzüne öyle bir şeyler yaptırmış ki sokakta görsem tanımayabilirdim!
Haber: AHMET BOYACIOĞLU - ahmet@festivalonwheels.org / Arşivi

Berlin Film Festivali açılış töreni Berlinale Palast’ta yapıldı. Palast saray anlamına geliyor ve 1400 koltuklu bir salon. Davetiye elde edebilen mutlu azınlığa dahildim. Bu şöyle bir duygu: her yer kırmızı halıyla kaplı ve ışıl ışıl aydınlatılmış. Dışarısı buz gibi soğuk, Palast’ın çevresi bariyerlerle çevrilmiş ve meraklı bir kalabalık bu bariyerlerin arkasına birikmiş. Her yerde televizyon kameraları. Güvenlik kontrolundan geçip kırmızı halının üzerinde yürüdüm. Halının üzerinde ayak izlerim kalmadı ama olsun. Bu biraz Cem Yılmaz’ın uçakta business class uçmak üzerine parodisine benziyor aslında. ‘Onlar’ dışarıda, soğukta, ‘Biz’ içeride, sıcaktayız. Kırmızı halının üzerinde Festivalin ünlü konuklarını bekleyen Dieter Kosslick şapkasına taktığı bir sürü Berlin Ayısı ile bir palyaçoya benziyor, ama işini iyi yapan bir palyaco.
Ana sponsorlardan Audi Festivale 300 araba tahsis etmiş. Farklı renklerde pırıl pırıl Audi’ler konukları Berlinale Palast’ın önüne getirip bırakıyorlar, konuklar arabadan inerken flaşlar patlıyor. İyi reklam tabii. Audi bu yıl festival çantasının tasarımını da üstlenmiş. Festival çantası deyip geçmeyin, eğer çanta beğenilirse yıllarca kullanılır. Ama gelgelelim bu yılki çanta ne yazık ki ’Ayşe Teyzenin Pazar Çantası’ görünümünde. Ne diyeyim. Araba tasarlamak, çanta tasarlamaya benzemiyor.
Kırmızı halının en çok fotoğrafı çekilen ünlüsü açılış filmi ‘Nobody wants the Night’ın oyuncusu Juliette Binoche’du. O soğukta on beş dakikadan uzun bir süre sürekli kameraların karşısında kaldı. Biraz dedikodu olacak ama ne yapayım, yazacağım. Yüzüne öyle bir şeyler yaptırmış ki sokakta görsem tanımayabilirdim. Şimdi bu yazdığıma da estetik cerrahlar kızacak. (Derya Durmaz ‘Buçuk sensin’ diye mesaj atmış, bunu da yazayım, içimde kalmasın!) 


Tören başladı. Yıllardır açılış ve kapanış törenlerinin sunuculuğunu yapan Anke Engelke sahneye çıktı. Engelke sinema ve televizyon oyunculuğu ve müzisyenlik gibi birçok işi bir arada yürüten çok başarılı ve yetenekli bir sanatçı. Söze ‘Birçok film izleyeceksiniz ama eğer Kuzey Kore izin verirse’ diyerek başladı. Cannes ve Venedik’in yanı sıra Berlin Film Festivaline de sataştı. ‘Cannes’ın Croisette’i, Venedik’in Grand Kanalı var, biz Berlin olarak mütevazı bir festivaliz, bir havaalanımız bile yok’ diyerek yıllardır tamamlanamayan Berlin havaalanına laf attı. Salonda bulunan Dış İşleri ve İç İşleri Bakanlarıyla çok da sağlıklı görünmeyen Sağlık Bakanını takdim etti. Kültür Bakanı yok. Çünkü Almanya’da Kültür Bakanlığı yok. Nazi’lerin kültürü kendi propagandaları için yıllarca kullanmalarından ders çıkartan Almanya, savaştan sonra federal düzeyde bir Kültür Bakanlığı oluşturmamış.
Engelke kısa film jürisini tanıttıktan sonra sahneden indi ve James Franco’nun yanına gitti, adamın burnunun dibine girip baygın baygın bakarak onunla flört etmeye başladı. Franco’ya ‘Sen bir şeyler içmişsin’ diye sataştı. Franco hazırcevap: ‘Törenden sonra bir şeyler içmeye gidelim mi?’ diye cevap verince ‘Ben çalışıyorum, işim var’ dedi. Daha sonra tekrar sahneye çıktı ve Federal Hükümetin Kültür ve Medya sorumlusu hanımı konuşmasını yapmak için çağırdı. (Bu hanım bir anlamda Kültür Bakanının görevini yapıyor ama bakan sıfatı yok). Bu şık hanım konuşmasına ’63 salonda ‘Ben Charlie’yim’ demek istiyoruz’ diye başladı. Böylece Berlin Film Festivalinin 63 salona yayıldığını öğrenmiş olduk. Sonra Jafar Panahi’yi Berlin’e gelene kadar çağırmaya devam edeceklerini belirtti. Burada bir parantez açalım:


PANAHİ’NİN FİLM YAPMASI YASAK AMA
Jafar Panahi’nin Taksi adlı filmi de yarışmada. Filmle ilgili olarak çıkan yazılarda İran hükümetinin Panahi’nin yönetmen olarak çalışmasını yasakladığı, ancak Panahi’nin taksi şoförü olarak Tahran sokaklarında dolaştığı ve arabaya monte ettiği kamera ile müşterilerle konuşup bir film ortaya çıkardığı belirtiliyor. Ben komplo teorilerini çok severim. O yüzden en beğendiğim yönetmen geçenlerde kaybettiğimiz Francesco Rosi’dir. ‘Akbabanın Üç Günü’ de en sevdiğim filmlerden biridir. Bu Panahi ile İran hükümetinin gizli bir anlaşması olmasın? Adamın film yapması yasaklanıyor ama o iki yılda bir film yapmayı beceriyor ve her yaptığı film de Berlin Film Festivalinde yarışmaya seçiliyor. 2013 yılında En İyi Senaryo Ödülü’nü almıştı. Birinci soru: bu filmleri nasıl yapıyor? İkinci soru: bu filmler nasıl yurt dışına çıkıp da Berlin’e başvurabiliyor? Üçüncü soru: yasaklı olmasaydı acaba filmleri sürekli Berlin’e seçilir miydi? Dördüncü soru: İran hükümeti buna neden sesini çıkartmıyor? Bence bu işin içinde bir iş var.
Bu komplo sorularından sonra en çok merak ettiğim soruya gelelim. Acaba Panahi’ye yurt dışına çıkma izini verilirse ve Panahi bir kez Berlin’e gelirse Almanlar ona bu kadar önem verip her yıl çağırmaya devam ederler mi?


KÜLTÜR ÖZGÜRLÜĞÜN KIZIDIR
Neyse devam edelim, Kültür Sorumlusu Hanım, Festival’deki Alman filmlerinin fazlalığından duyduğu memnuniyeti belirtti, bu doğal, çünkü kendisi de Alman. Bu yıl ayrıca kadın yönetmenlerin filmlerinin sayısı da geçen yıllara göre daha fazlaymış ve Berlin 65. Yılında ikinci kez bir kadın yönetmenin filmiyle açılıyormuş. Ne de olsa bu yılın teması ‘Olağandışı durumlarla karşılaşan kuvvetli kadınlar’.
Daha sonra sahneye Berlin Belediye Başkanı çıktı. Tabii bu çıkış inişler töreni uzattıkça uzattı. O da Festivali çok sevdiğini, bu yıl bir kadın yönetmenin Altın Ayı’yı almasını dilediğini, sanat ve kültürün engellenmesine karşı çıkılması gerektiğini, sinemanın aynı zamanda yeni iş olanakları yarattığını söyleyerek iyi eğlenceler diledi.
Festivalin büyük sponsorları büyük ekrana yansıtıldı ve Enkelke hepsine teşekkür etti. Sponsorların sahneye çıkıp nutuk atmalarına izin verilmedi. (Ne güzel). Yarışmadaki filmlerin tanıtımı on saniyelik kliplerle yapıldı ki bana göre bu süre biraz kısaydı. Dieter Kosslick sahneye geldi ‘On beş yıldır açılış yapıyoruz, söyleyecek bir şey kalmadı’ dedi. Gecenin en doğru sözlerinden biriydi. Ama gecenin en güzel sözünü Schiller’den alıntı yapan Kültürden Sorumlu Hanım söyledi. ‘Kültür özgürlüğün kızıdır’...