Kaan Çakır: Oyuncu olmak istediğimde ailem beni desteklemedi

Kaan Çakır: Oyuncu olmak istediğimde ailem beni desteklemedi
Kaan Çakır: Oyuncu olmak istediğimde ailem beni desteklemedi
Kısa bir zaman sonra çekimleri yeni tamamlanan yönetmenliğini Serdar Gözelekli'nin yaptığı, Filistin bir ailenin dramını konu alan "Muna"da Gazzeli bir balıkçı olarak karşımıza çıkacak olan oyuncu Kaan Çakır, Art Ajanda Bodrum'dan Gül Mutlu'ya konuştu...

- Bir oyuncu olarak birbirinden farklı karakterleri canlandırmak nasıl bir duygu?

Bir karakteri oluştururken yada oynarken beni en heyecanlandıran şey bunun üstesinden nasıl gelebilirim sürecini yaşamak. Bu aşamada rolün ne yada nasıl olduğunun bir önemi yok. Önemli olan oynayacağın karaktere en iyi şekilde hazırlanmak.

- Bu nasıl bir süreç?

Hazırlanmanın ve bütünleşmenin hem teknik olarak, hem duygusal olarak hem de sosyal olarak - o güne kadar biriktirdiklerinle beraber - herkese göre farklı bir yöntemi, farklı bir yaklaşımı ve farklı bir süreci vardır diye düşünüyorum.

- Bunun sabit bir tekniği yok mu peki?

Ben yıllarca kendimin böyle bir tekniği olmadığını düşünüyordum. Yakın bir tarihte bir kitap okudum ve hayatım değişti. Adı da çok komiktir. "Oyunculuk için pratik el kitabı." Okuyan herkes nerdeyse oyuncu olabilir diyebilirim. Bu işin eğitimini vermiş beş değerli isim tarafından yazılmış bir kitap.

- Yani okursam ben de oyuncu olabilir miyim?

Aslında herkes bir anlamda oyunculuk yapabilir ama oyuncu olmak, bunu meslek edinmek , sadece rol yapabilmek değil tabi. Oyuncu dediğin rol yapmanın yanı sıra şarkı söyleyebilmeli, dans edebilmeli, oyun oynayabilmeli, sinema yapabilmeli hatta operette oynayabilmelidir. Şimdi ben seni tanıdığım için kişisel özelliklerine, görüntüne göre bir rol verebilirim. Hatta sadece kendin olarak bir filmde oynatabilirim. Seyirci, bu kadın nasıl bir oyuncu, ne kadar güzel rol yapıyor bile diyebilir. Bunlar birbirinden farklı şeyler. Bir sinema filminde olabilir ama tiyatroda olamaz. Yani oyunculuk kaş göz oynatıp orda durmak demek değil

- Peki bir insan oyuncu olarak doğar mı?

Doğar tabi.! Oğlum doğduktan sonra çocukları daha dikkatli ve farklı izliyorum. Herkesin bir yaradılış biçimi, bir kapasitesi var. Kimi matematiğe, kimi edebiyata daha yatkın. Kimi sporculuğa daha yatkın, kimi oyunculuğa. Bence herkes mesleğiyle beraber doğuyor. Dünya 'daki ve Türkiye'deki eğitim sistemi maalesef bunların hepsini yok etmeye yönelik olduğu için kimse özünde kendisi olamıyor. Bir şeyler olmak zorunda kalıyorlar.

- Yani kimse istediği mesleği yapamıyor mu diyorsun.

Çoğunluğun öyle olduğunu düşünüyorum. Yaşadığımız ortamda, çevremizde kime sorarsan sor büyük bir çoğunluk. Ben aslında şunu olmak istiyordum, olamadım. Şunu yapmak istiyordum, yapamadım" tarzında cümleler kuracaktır. Geçenlerde bir arkadaşım "Ya Kaan Finlandiya'daydım. Herkes hangi mesleği yapmak istiyorsa onu yapıyormuş gibi gözlüktü gözüme. Çöpçü, istediği için çöpçülük; Ceo, istediği için Ceo'luk yapıyormuş gibi duruyor" dedi. Finlandiya'da ki eğitim modeli dünya çapında başarılı bir model.

- Peki sen istediğin için mi oyunculuk yapıyorsun, yaptığım işte mutlu musun?

Evet. Çok severek yapıyorum. Bana verilmiş büyük bir bir hediye gibi geliyor. Bir keresinde "çocuğunun oyuncu olmasını ister misin" diye sormuşlardı. Ben de "çocuğumun ne olacağı değil ,mutlu olacağı bir işi yapması önemli." dedim. Oğlum ne olmak isterse sonuna kadar desteklerim. Yeter ki O'nu mutlu edecek bir iş yapsın.

- Oyuncu olmak istediğinde ailen seni destekledi mi?

Hayır desteklemediler. Pırıltısından etkilendiğimi, diğer boyutlarını, yaşayabileceğim sıkıntı ve imkansızlıkları göremediğimi söylediler. Bugün empati kurduğum zaman onları anlayabiliyorum. Düşünsene sadece devlet tiyatrolarının, şehir tiyatrolarının ve 12 Eylül döneminden geçmiş bir sinemanın olduğu zamanlardan söz ediyoruz. Televizyon desen yine devlet televizyonu ve yeni kurulmuş tek bir özel kanal.

- Canlandırdığın karakterlerin etkisinde kalıp eve başka bir Kaan olarak geldiğin hiç oldu mu?

Bu sorunun cevabı soruda zaten. Ben o karakteri canlandırıyorum. Ben "o" değilim. Ben o karakterin bendeki yansımasını ortaya koyuyorum. Konservatuarda okurken Yıldız Kenter hocamızın söylediği ilk şeylerden biri" Ben bir role girdim bundan çıkamıyorum, üç saat oyun oynadım etkisinden kurtulamıyorum gibi şeyler asla duymayacağım sizden. Böyle bir şey yok" olmuştu. Biz oyunculara bir rol veya oyun geldiğinde onu rafine edip, tüm hayatımızdan süzdüğümüz şeyi bir daha gözden geçirip, bir daha irdeleyip o anda yoğunlaştırmaya çalışırız. Bizim işimizin zor olan tarafı budur. Rolle bütünleşmeye uygun görüntün, şartların ve yeteneğin olmalıdır.

- Kaan bence sen başrol oynayabilecek yeteneğe sahip bir oyuncusun. Niye bir başrolde göremiyoruz seni?

Bu soruya bir futbol oyuncusu gibi politik cevap vereceğim. Nerde oynadığım önemli değil, hocamız görev verdiği takdirde her zaman her yerde oynarım. Benim için oynadığım bölge önemli değil. Şaka bir yana herkesin bir zamanı vardır. Ben oturup sırf bunun için dizlerimi dövmüyorum. Benim oyunculuktan aldığım keyif beni tatmin etsin yeter.

-Bodrum maceran nasıl başladı?

Üç sene önce Bodrum'a ailece yerleşme kararı verdiğimizde Bodrum'u iyi tanıyan biri değildim. Öncesinde iki belki üç kere gelmişliğim vardı. Denizi, doğayı seven, büyük şehir karmaşasından kaçmak isteyen bir çok insanın dilindedir Bodrum. Belki bundan etkilendim. İyi ki de etkilenmişim. Bodrum benim hayatımın düşeşi. Gerçek bir cennet. Bugün tek bir şeye ihtiyacı var Bodrum'un "Kültür Politikası." Aslında Türkiye'nin buna ihtiyacı var. Bodrum'un dünya çapında daha verimli kullanılması isteniyorsa, sadece ve sadece kültüre ihtiyacı var. Dünyanın yedi harikasından biri "Halikarnas Mozolesi", en büyük su altı arkeoloji müzesi, Myndos kapısı, Pedesa burada ve çevrede daha birçok arkeolojik alanlar var ama kimsenin umurunda değil.

-Bodrum'da ki bir okulun kurucularındansın. Bu proje nasıl hayat buldu?

Her ebeveyn gibi çocuğunuz hakkında en iyisini arzu ediyorsunuz. Bunu da kendi kapasite ve vizyonunuz içinde yapmaya çalışıyorsunuz. Ne yapalım ne edelim derken önümüze düşen bir proje bu. Bodrum'da ki bir arkadaşımın ailelere yaptığı bir proje sunumuyla başladı her şey. Bir dernek kuruldu ve BBOM ( başka bir okul mümkün) projesi hayat buldu. Eğitime daha farklı bakan ve daha farklı uygulamak isteyen bir yapısı var. Diğer ülkelere baktığınızda eğitimlerde farklı farklı yaklaşımlar, eğilimler görüyoruz. Bunların kullandığı farklı elemanlar var. Masasından sandalyesine, araç gerecine kadar farklılık gösterebilen bir düzen.  BBOM, Bunlardan da yararlanıyor. Bununla beraber, sosyal ve coğrafi olarak, ekonomik olarak bu ülkeye, bu ülke insanına dair bir şey çıkartmak üzere kurulu algısıyla, yönetimiyle özgün bir model. Hem karma hem de çocukların potansiyeline göre eğitim veren bir yapı. Kim neye yatkınsa onu yapmalı diyen bir model.

- Son olarak şunu sormak istiyorum Sektörün kalbi İstanbul'dan uzakta olmak işine nasıl yansıdı?

Seni isteyen insanlar nerede olursan ol seni buluyor. Ben bu anlamda hiç zorluk yaşamadım. Ve İnan bana Iş olduğu zaman sete İstanbul'dakinden çok daha rahat ve hızlı ulaşabiliyorum.