Kabadayı oynaya oynaya yüzüm sertleşti

Kabadayı oynaya oynaya yüzüm sertleşti
Kabadayı oynaya oynaya yüzüm sertleşti

Fotoğraf: MUHSİN AKGÜN

Keşanlı Ali Destanı'nda kabadayı Teke Kazım olarak boy gösteren Ayberk Pekcan, "Artık özellikle komedi oynamak istiyorum" diyor
Haber: İPEK İZCİ - ipek.izci@radikal.com.tr / Arşivi

Kutu kutu evleri, kahvesi, bakkalıyla 60’ların gecekondu mahallelerini aratmayan Keşanlı Ali Destanı dizisinin setindeyiz. Randevumuz Ayberk Pekcan’la. Muhtemelen siz onu rol aldığı Ihlamurlar Altında, Yaprak Dökümü, Kurtlar Vadisi gibi dizilerdeki kabadayı halleriyle anımsıyorsunuzdur. Tayfun Pirselimoğlu’nun son filmi ‘Saç’ı izlediyseniz, karşınıza alışık olduğunuzdan farklı, naif peruk satıcısı rolünde bir Pekcan çıkmıştır... Konuşmaya başlayınca gördük ki Saç’taki rolüyle SİYAD Ödülleri’nde ‘En iyi erkek oyuncu ödülü’nü alan Pekcan ‘kabadayılığın’ üstüne yapışmasından pek memnun değil. 

2002’de Mersin’den kalkıp, İstanbul ’a geldiniz. Peki ya öncesi?
Başka bir yaşam... Sıfırdan başlayıp yaşamın yönünü değiştirme cesareti tam o yıllara denk geliyor. Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümü’nü bitirdim. Tiyatro yapmak için İstanbul’a geldim.

“Tiyatro için geldim” dediniz sonra dizilere ağırlık verdiniz...
Devlet Tiyatrosu’nun, Şehir Tiyatroları’nın kapısından dahi almadılar. O dönem sadece konservatuvar mezunlarını alıyorlardı. Bir ajansa kaydoldum, o ajans küçük paralar karşılığı dizilere gönderiyordu beni. Bir süre sonra işim televizyon oyunculuğu olmuştu. Yıllar sonra tanınınca büyük tiyatrolardan önemli roller teklif ettiler, bu kez ben başka bir yola girmiştim. Olmadı yani, olamadı. 

Bir röportajda “Üniversite yıllarıma kadar hep gerçek devrimcilerin içinde büyüdüm” demişsiniz. Kimdir gerçek devrimci?
‘Benim gerçek devrimcilerim’ demek belki daha doğru olur. Benim idollerim, ailemde ve çok yakın çevremdeki ağabeylerimi kastederek kurmuştum o cümleyi. 

Şu an rol aldığınız Keşanlı Ali Destanı, 1964’ten beri sergilenen önemli bir yapım. Dizi için teklif geldiğinde ne hissettiniz?
Dizinin Çağan Irmak’ın yönetmenliğinde çekileceğini duyunca kabul ettim. ‘Keşanlı Ali Destanı’ Türkiye ’deki televizyon izleyicisi için alışılmamış bir konsept. Tiyatro tekstlerini dizi film senaryosuna uyarlamak güçtür. Bunu da sağlam kalemler Özen Yula ve Özlem Havuzlu çok iyi yapıyor. 

Peki Teke Kazım karakteri?
60’larda, çeteleşmenin olduğu bir gecekondu mahallesindeyiz. Yukarı mahallenin kabadayısı Teke Kazım, diğer kabadayılardan yaşça ileri ve daha âkil. İşleri akılla çözmeye çalışan, sevecen biri ama zor da kullanabiliyor. 

Size mütemadiyen kabadayı rolleri gelmesi neden?
‘Ihlamurlar Altında’ dizisinde Aynalı Ekrem adında bir karakteri canlandırmıştım. Seyirci beni orada beğendi. Yapımcıların ve piyasadaki hemen herkesin aklında o rolle kalıyorsunuz. Size ya kabadayı veya benzer roller geliyor sonrasında. Belki fiziğim de o karakterlere uygun geliyordur onlar için. Tabii ki böyle biri değildim, kabadayı oynaya oynaya yüzüm sertleşti. Günlük yaşamında öyle davranmıyorsun tabii ki ama ister istemez yüz hatların sertleşiyor. 

Haldun Taner’in Keşanlı Ali’yi yaratırken, 50’lilerin ünlü kabadayısı Kürt Cemali’den esinlendiği söylenir...
Bir belgesi yok. Haldun Taner’in eşinin bu konuda bir şeyler söylemesi gerekiyor. Ama Keşanlı Ali olsa ne olur? Kürt Cemali olsa ne olur? Ne fark eder? 

Tayfun Pirselimoğlu’nun son filmi ‘Saç’ta da başroldesiniz...
Tayfun Bey bir televizyon dizisinde izlemiş. Aradılar, tanıştık ve çalışmaya başladık. O telefon sinema kariyerimin başlangıcı ve dönüm noktası oldu. 

Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) sizin için ne ifade ediyor?
SİYAD, Türkiye’de bu sektörün içinde olan herkes gibi benim için de çok değerli. Türkiye sinemasının en önemli ödülleri veriliyor. ‘Saç’ ilk başrolümdü ve ilk başrolümde böyle bir ödül almak gerçekten onur verici. 

Bundan sonra nasıl bir rol istersiniz?
Tayfun Bey, ‘Saç’ta bir peruk satıcısını oynama şansı verdi. Sonrasında ‘Kabadayıdan başkasını da oynarmış bu adam’ dediler ve ‘Aşk ve Devrim’ filminde bir devrimciyi oynadım. Artık sinemada biraz olsun rol seçebilme lüksüm var. Özellikle komedi oynamak istiyorum. 

Kendi filminizi çekmek ister misiniz?
Bir senaryom var ama kimse beğenip, para vermiyor. İki sene önce yazdım, Kültür Bakanlığı’na da başvurdum, para verselerdi çekecektim. Sponsor arayışım olmadı çünkü sponsor bulabileceğim türden bir film değil. 

Son olarak sanatçı, siyasi olaylara müdahil olsun/olmasın tartışmalarına ne diyorsunuz?
Kendi adıma konuşayım da kavga çıkmasın. Ben aktörüm, sinema-televizyon oyunculuğu yapıyorum. Layıkıyla yapmam gereken bu. İnsan hayatı çok kısa, bilgi birikimi, tecrübe sahibi olabilmek ve odaklandığı işini en iyi yapabilmek için çok fazla bölünme şansı yok. Şüphesiz bir duruşunuz olmalı, her yurttaş gibi. Ama siyaset yapacak olsam, siyaset yapardım. Gençlik yıllarımda yaptım da. Türkiye’nin bugünkü koşullarında çok da doğru ve samimi bulmuyorum. Aidiyete de ihtiyaç duymuyorum. Önce işimi doğru yapmalıyım. Her konuda fikri, bilgisi olamaz ki insanın. Sanatçının böyle bir misyonu ve sorumluluğu olduğuna da inanmıyorum.