Kadıköy'de bir caz gecesi rüyası

Kadıköy'de bir caz gecesi rüyası
Kadıköy'de bir caz gecesi rüyası
Garanti Bankası sponsorluğunda düzenlenen 22. İstanbul Caz Festivali'nin Gece Gezmesi etkinliğinde dün akşam Kadıköy'ün muhtelif mekânları gece geç vakte kadar müzikle doldu taştı. Müzikseverlerin ellerinde konser programlarıyla soluğu kah semtin yeni ve popüler mekanlarında, kah tarihi bir kilisede aldığı gece, üstünden ne kadar zaman geçerse geçsin hep hatırlanacak kadar güzeldi.
Haber: Birce Altay - birce.altay@radikal.com.tr / Arşivi

22. İstanbul Caz Festivali kapsamında düzenlenen Gece Gezmesi, dün akşam Kadıköy sokaklarında tatlı bir telaşa sebep oldu. Bu kez vapura ya da tramvaya doğru değildi atılan hızlı adımlar; insanlar bu defa Gece Gezmesi kapsamında düzenlenen bir diğer konsere yetişmek için koşturdu.

Kadıköy’deki 8 mekanda toplam 17 müzisyenin sahne aldığı Gece Gezmesi turumuza hazırsanız sizleri de davet ediyoruz;

Saat 21:00, Club Quartier’deyiz

Aslında plan 19:45’te, aynı yerde Barıştık mı olarak da bilinen Barış Demirel’i dinleyerek başlamaktı geceye; olmadı. Trafik bizi kendisinden alı koydu. Gecikmeli de olsa tenis kortunun içindeki yerimizi aldık, Can Güngör’ü beklemeye başladık. Aynı saatlerde tüm mekanlarda farklı bir etkinlik olmasına rağmen Can Güngör’ü gelenlerin sayısı hiç de azımsanacak gibi değildi. Saat tam 21:00’de sahneye çıkan Güngör, konserine Ben Ordaydım Zaten ile başladı.

Akşam esintisinin de kendisine eşlik ettiği Güngör, orada olmaktan oldukça memnundu; en azından seyirciye geçen hissiyat tam olarak bu şekildeydi.  Sadece isimli şarkısıyla konsere devam eden Güngör, hemen ardından albümüne de ismini veren Silik Düşler’i çaldı; şarkıya eşlik eden seyircilerse onun, ‘Sanki bir şeyler bu şarkıyla oldu.’ Lafını kanıtlar nitelikteydi. Can Güngör dinleyerek tatlı tatlı üzülmeye çok istekliydik ancak saatler 21:30’u gösterince, yüz yüzeyken dinlemek istediğimiz Kaan Boşnak’ı hatırlayıp, All Saints Kilisesi’ne doğru yürümeye başladık.

Kilise kapısında bir kuyruk

Kiliseye yürürken, ‘Daha 15 dakika oldu başlayalı, tamam çok da bir şey kaçırmamışızdır’ diye düşünüyoruz ama bizi bekleyen bir sürpriz var; Kaan Boşnak’ı dinlemek isteyenler kilisedeki yerlerini almış, bir o kadar insan da kuyruğa girmiş, girebilmek için birilerinin çıkmasını bekliyorlar. İçerden de kimse çıkmıyor, belli ki içerdeki herkes keyfinden gayet memnun. Rica minnet, kapının eşiğinde kendimize bir yer buluyoruz.

Kilisenin atmosferiyle Kaan Boşnak’ın masal anlatır gibi söylediği şarkılar birbirine o kadar yakışıyor ki, Boşnak’ın dinletisini bir tür ayin olarak nitelendirsek abartmış olmayız. İçeriği girdiğimiz an Yüzyüzeyken Konuşuruz dinleyen herkesin ezbere bildiği Ölmemişiz’i çalmaya başlıyor Kaan Boşnak. Kilisedeki bütün sıralar, hatta koridorlar bile, oldukça özel bir ana tanıklık ettiklerinin farkında olduklarından çıt çıkarmamaya dikkat eden insanlarla dolu. Hem dışardakiler de bu anı yaşayabilsin, hem de aklımızın kaldığı Kalben’e de yetişelim diye kiliseden çıkıyoruz.

Yeldeğirmeni Sanat Merkezinde Fırtınalar

Yeldeğirmeni Sanat Merkezi’ne Moda’dan yürüsek Kalben’i kaçıracağız, taksiye atlıyoruz. İstanbul trafiği sağ olsun yine elimizi kolumuzu bağlıyor ama birkaç şarkı için bile olsa Kalben’e yetişmeyi başarıyoruz. Bembeyaz elbisesinin içinde, eski bir kilise olan sanat merkezinin sahnesinde söyledikçe devleşiyor Kalben; o ‘Bir şey var aramızda…’ diye söyledikçe ona inanmamanın mümkün olmadığını anlıyorsunuz, Kalben ile onu dinleyenler arasında da bir şey var. Öyle yoğun ve olduğu gibi ki, hem onun hem de dinleyicilerin yüzlerinden okunuyor.

Başka konserlere yetişmek için salondan ayrılan ön koltuk sahiplerinin yerini arka koltuktakiler alıyor, Kalben, Berkant Ali ile birlikte müziğini tamamen değiştirdiği Çakmak isimli şarkısını çalıyor. Bir Sofar konserinden çıkıp hayatımıza dalan bu kadının sesine de haline de doyamıyoruz ama İlhan Erşahin’s İstanbul Sessions’a yetişmek için kalbimizi Kalben’de bırakarak Yeldeğirmeni Sanat Merkezi’nden ayrılıyoruz.

Club Quartier’e dönüş

Can Güngör ile bıraktığımız Club Quartier’e 22:30 civarı geri dönüyoruz; bıraktığımız halinden eser kalmadığını görüyoruz. İlhan Erşahin sahnede, tüm seyirciler ayakta ve istisnasız herkes orda olduğu için çok mutlu. O enerji mekandan taşıp tüm sokağa yayılıyor adeta; bunu çevre balkonlarda oturup müziğin keyfini çıkaran insanlardan da anlıyoruz.

İlhan Erşahin seyircileri ön tarafa davet etmesinin hakkını veriyor; o sahnedeyken dinlediğiniz muazzam şeyin verdiği hisse, bir de sonsuz bir saygı ekleniyor. Kafamızı nereye çevirsek dans eden insanlar, gözlerini sahneden ayıramayanlar görüyoruz. İlhan Erşahin de Moda’da olmaktan duyduğu mutluluktan bahsediyor. O kadar insanın aynı anda hissettiği o canlılık ve iyi hisler bir anda hayatı daha hafif görmemize sebep oluyor; hiç bitmesin istiyoruz.

Uzaya gitmek isteyen bir kadın

İlhan Erşahin bittikten sonra, aklımızda hala ‘O neydi öyle?’ sorusuyla, Moda Sahnesi’ne doğru ilerliyoruz; o uzaya gidilecek diyen Gaye Su Akyol’u dinleyeceğiz. Salonda bizi karşılayan sahnedeki Gaye Su Akyol’dan ziyade, albümüne de ismini veren O Uzaya Gidilecek’e ciğerlerinin son raddesiyle eşlik eden seyirciler oluyor.

Ardından Selda Bağcan’ın Yaz Gazeteci Yaz’ını söyleyen Gaye Su Akyol’a seyirciden katılım yine büyük; özellikle şarkının son iki kıtasında yaptığı, Gezi’ye selam ettiği bölümde salondaki heyecan ve duygu iyice yükseliyor. Gaye Su Akyol hiç şaşırtmıyor; sahnede yine her zamanki gibi, kendinden çok emin, ne ise o.

00:15, bu kez sıra Living Room’un önünde

Nağmelerine doyduğumuz Gaye Su Akyol’dan 00:05 civarı ayrılıp, Neşet Ruacan Quartet’in ikinci setini dinlemek için Living Room’un yolunu tutuyoruz. Kaan Boşnak’ta yaşadığımız şaşkınlığın daha büyüğünü yaşıyoruz kapıda; saat 00:15, ve sırada içeriye girmeyi bekleyen en az 15 kişi var. Herkes o kadar istekli ki içeri girmek için, kimse kapıdan ayrılmıyor.

Neşet Ruacan’ı dinlemek için çok istekli olmamıza rağmen sıradakiler bizden daha inatçı çıkıyor; bir süre sonra oradan ayrılıyoruz. İçeriye girememiş olsak bile, o saatte, orada müzik dinlemek için sırada olan insanların varlığıyla bile mutlu oluyoruz.

Gidememiş olsak da kulağımıza çalınan iki dikkat çekici performanstan bahsetmeden de bitirmeyelim; Moda Sahnesi’nde çıkan, medarı iftiharımız The Away Days yine ağızları açık bırakan bir performans sergilemiş dün gece. Akşamın ilk saatlerinde Köşe’de çıkan Can Kazaz’ı dinlemeye gidenler de Köşe’den oldukça memnun ayrılmış.

Bazı mekanların ufaklığından kaynaklanan kapasite sıkıntısına rağmen bu etkinliği çok güzel kotaran IKSV de koca bir alkışı hak ediyor bu arada. Gerek organizasyonda yaşanabilecek aksaklıkları önceden hesap etmiş olmalarıyla, gerekse mekanlarda görev alan genç ve çözüm odaklı kadrosuyla, katılımcıların yaşadığı bu unutulmaz gecedeki payları yadsınamaz IKSV’nin. Kadıköy’de yaşattıkları bu güzel caz gecesi rüyası için hem müzisyenler, hem de organizatörler tek tek yürekten bir teşekkürü hak ediyor.

Gece Gezmesi'ni bir festival olarak düşünürsek, Kadıköy’de geçtiğimiz sene açılan Club Quartier’in (St. Joseph Lisesi Mezunlar Derneği) etkinliğin ana sahnesi olduğunu söylersek yanılmış olmayız. Mekanın tenis kortlarından iki tanesine kurulmuş geniş sahnesi, rahat bahçesi, yiyecek ve içecek stantlarıyla orada hafif bir festival havası vardı da zaten. All Saints Moda Kilisesi, KargART, Atölye Hangart, Köşe, Yeldeğirmeni Sanat Merkezi, Moda Sahnesi ve Licing Room da etkinliğin gerçekleştiği diğer yerlerdi. Biz hepsini ziyaret edemedik, tüm konserleri izleyemedik ama Gece Gezmesi her bakımdan katılımcıları tatmin eden, katılan müzikseverlerin her zaman mutlulukla hatırlayacağı bir etkinlik olarak hafızalara kazındı. https://www.facebook.com/garanticazyesili