Kan, şeker, seks, sihir

Kan, şeker, seks, sihir
Kan, şeker, seks, sihir
Önceki akşam Santralistanbul'da ilk kez Türkiyeli hayranlarının karşısına çıkan Red Hot Chili Peppers güçlü performansları, dansları ve sahne şovlarıyla dinleyicileri kendilerine hayran bıraktı
Haber: SARP DAKNİ - twitter.com/sarpdakni / Arşivi
ALPBUĞRA BAHADIR GÜLTEKİN / Arşivi

Son yaşanan tatsızlıklar yüzünden santralistanbul’a gitmek istemiyoruz. Tamam. Ne mekânın ne de orada gerçekleşecek etkinliklerin hiç tadı tuzu kaldı. Buna da tamam. Ancak aylar öncesinden konfirme edilen RHCP konserinin yeri ne yazık ki değiştirilemedi. Peki, buna daha fazla yakınmanın, ağlamanın, öfkelenmenin bir anlamı var mı? Yok!
IKSV daha küçük çaptaki Feist ve Stevie Wonder konserlerini hızla Küçükçiftlik Park’a kaydırırken Pozitif istese de istemese de bu konseri santralistanbul’da yapmak zorundaydı. Sadece sahnesinin kurulumu bile 3 - 4 gün süren bir organizasyondan bahsediyoruz. Ligin başladığı bir dönemde hangi stadyum kurulum ve sökülmesi dahil yaklaşık bir hafta sizin emrinize tahsis olabilir ki? Eve dönüş yolunun adeta kötü bir kâbusa dönüştüğü bir gerçek. Çekilen çile ortada. Ama bunu o gece orada olan on binlerce seyirci yeni mi fark ediyor sahiden? İşte bunu anlamak zor.
Avrupa ’da hemen her büyük arena konseri çıkışı ıstıraplıdır. Artık bazı şeylere kendimizi alıştırmamız lazım. Sevgili şehrimizin içler acısı planlaması, caddelerin, sokakların hali hepimizin malumu. ‘Armut piş ağzıma düş’çülükle bir yere kadar hanımlar, beyler... ‘’Pozitif bir daha organizasyon yapmasın!’’ diyenler de söyledikleri şeyi beş kere daha düşünsün...

Grup bomba gibiydi 

Giriş/çıkış tantanasına dalıp konserin detaylarını atlamayalım. Bence, U2’nun teknik anlamda mucizevî nitelikteki 360 turnesinden çok daha etkileyici bir şey izledi İstanbul . Birlikteliklerinin 30 yılını geride bırakmak üzere olan grup, adeta patlamaya hazır bir bomba gibiydi.
Solist Anthony Kiedis’in seyirciyle daha soğuk ve mesafeli bir ilişkisi var. Ancak Flea bu açığı rahatlıkla kapatıyor. Chad Smith ise tüm sevimliliği ile su içercesine zorlanmadan bateri sanatını konuşturdu. Ah bir de kimse kusura bakmasın ama John Frusciante’nin yerini mükemmel bir şekilde dolduran Josh Klinghoffer ise gecenin resmen yıldızı oldu. Kırık bacağı yüzünden tüm geceyi oturduğu sandalyede geçiren Josh (ve magazin gazetecilerimizi pek memnun edecek Türk bayrağı tişörtü) kelimenin tam anlamıyla izleyiciyi ‘kopardı’. Kendi de kopmayı ihmal etmedi.
Seyircimiz son albüm I’m With You’ya olduğu gibi yabancıydı, yeni şarkılar pek bilinmiyormuş meğer. Biraz biliyormuş gibi rol yapılmadı değil... Ancak Under The Bridge’in tetiklemesiyle gerçek anlamda harekete geçilebildi. İlhan Erşahin’in oldukça tutuk ve sıkıntılı konukluğuna da hiç gerek yokmuş doğrusu. Evet, gerçekten çok iyi çalıyor ama kendi de ‘’Burada ne işim var?’’ der gibiydi zaten.


Görsel şölen
Son yıllarda tanık olduğum en iyi ses altyapısına sahip olan konserin en ilgi çekici yanı ise, adeta grubun bir üyesiymişçesine kendine hayran bırakan dev ekranlar ve içindeki müthiş görseller oldu. Şovlarında görsel kullanan tüm dev isimler ve ekipleri, bu nasıl yapılırmış görüp feyz almalı. Hemen her gece sanki DVD kaydı yapılıyormuşçasına profesyonel çekim yapılıyor ve bu, dev ekranlara da olduğu gibi yansıtılıyor.
Dahası katıldığınız şovun ses kaydını grubun resmi sitesinden satın alıp hatıralarınızı sıcak tutmanız bile mümkün. RHCP’ın konserde söylediği ‘sevilen’ şarkılarını sıralamak gibi sıkıcı bir final yapmak yerine eğer gitmediyseniz neler kaçırdığınızı anlamak için setlist.fm’e göz atmanızı tavsiye ederim. Son olarak bu konseri grubun 1991 tarihli albümüne de ismini veren şu dört kelime ile özetlemek mümkün; ‘Blood, Sugar, Sex, Magic’.

 

KONSERDEN NOTLAR/ ALPBUĞRA BAHADIR GÜLTEKİN

Dev ekranda konser keyfi

Daha konser başlamadan yaşanan bazı aksaklıklar gecenin sonunu belli etmeye başlamıştı. Kalkacağı rivayet olunan shuttle’lar sonu gelmez kuyruklara neden oldu. Bekleyiş sonunda “Servis gecikir, belki hiç gelmez” türküsü yapıştı dillere.

Ulaşım çilesi devam ederken, sayısı bine yaklaşan kitle haliyle taksilere hücum etti. Kimisi boş taksi bulabilmek umuduyla Karaköy’den Tophane’ye yürüdü. O hengâme arasında taksi bulabilen bazı şanslı seyirciler şoförün boynuna sarılacak kadar mutluydu.

Zar zor Santralistanbul’a varıldı ama izdiham daha yeni başlıyordu. Kapıda yaşanan yığılmalar, karanlık tuvaletler için uzayan kuyruklar, ‘alkolsüz meşrubat’ için girilen sıralar… 40 bine yakın kişinin toplandığı alanda iğne atılsa yere düşmeyecek vaziyetteydi.

E bu yoğunlukta adım atmak da mümkün değildi tabii. K-1’den bilet alanlar bile sahneyi göremiyordu. Pek çok kişi performansı dev ekrandan izlemeyi tercih etti. K–2 ve K–3 bilet sahiplerine ise coşmak hak getire… Oradan sahneye taksimetre açsalar helalinden 15 lira tutardı.

Teknik sorunlardan olsa gerek Athena’nın sesi pek duyulmadı. Ekrandan görüntü verilmediği için de izlemek nasip olmadı. Ancak RHCP’ın sahne performansı tüm bu yaşananları unutturacak düzeydeydi.

Flea bir ara “İstanbul’da ezan sesiyle tanıştım. Siz bu olağanüstü müziği dinleyebildiğiniz için çok şanslısınız” dedi. Ama sonra Boğaz’ı nehir zannedenler kervanına o da katıldı.

Çıkış ise tam bir mücadeleydi. On binlerce kişi, sağlıklı iki insanın yan yana geçemeyeceği darlıktaki kapılardan çıkabilmek için birbirini yedi. Sıkışıklıkta kendilerini kurtarabilenler toplu taşıma araçlarına atlamaya çalıştı. En son Halıcıoğlu metrobüs durağına doğru devam eden yaya yolcu kervanı ‘Kavimler Göçü’nü andırıyordu.

Konsere dünyanın dört bir yanından akın söz konusuydu. Rusya, Ukrayna, İran, Kanada... Hatta Avustralya’dan bile gelen vardı.