Kapitalizmden kurtulmak fantezi mi?

Kapitalizmden kurtulmak fantezi mi?
Kapitalizmden kurtulmak fantezi mi?
"Kapitalist üretim ve tüketim modellerinden kurtulmak bir fantezi mi?" Port İzmir Çağdaş Sanat Trienali', bunun mümkün olduğuna dair mesajları bünyesinde taşıyan işlere ev sahipliği yapıyor.
Haber: NECMİ SÖNMEZ / Arşivi

2007 yılından beri her üç yılda bir düzenlenen Port İzmir Çağdaş Sanat Trienali bu kez, Slovenyalı sergi yapımcısı Sasa Nabergoj sorumluluğunda ‘İnsaf’ teması başlığında gerçekleştiriliyor. Kentin merkezindeki Austro-Türk Tütün Deposu’nda kırka yakın sanatçının ve sergi öncesinde İzmir’de gerçekleştirilen alan çalışmalarının (çalıştay, atölye programları vb.) sonuçlarının izleyicilere sunulduğu bu etkinlik, her şeyden önce sanatla yaşam arasındaki üretim-tüketim sorunlarını büyüteç altına almayı hedefliyor.
Sergiye katılan sanatçılarının çoğunluğunun İzmirli olması önemli bir ayrıcalık. Çünkü özellikle yetenekli genç sanatçı adaylarını mecburi göç nedeniyle kaybeden İzmir, özellikle 19 yüzyıl Fransız yazarlarının vurguladığı gibi, kendi küllerinden doğan (ville phénix), tüm dezavantajlarına rağmen halen ülkemizde, İstanbul ’dan sonra en önemli çağdaş sanat üretiminin yapıldığı bir kent. Bu açıdan ‘Port İzmir 3’, bünyesinde barındırdığı farklı karakterle, günümüzde yüzleşme mecburiyetinde olduğumuz kapitalizmin sonuçlarını tartışmaya açarken, gereğinden fazla ağır ve aksak ritimde bir tempoya sahip.
Eleştiri olarak değil, kentin karakteristiği olarak bakmamız gerekiyor bu durgunluğa. ‘Port İzmir 3’, karşılaşılan bir haksızlık karşısında kelimenin bittiği bir noktada söylenen ‘İnsaf’ sözcüğünü metafor olarak kullanırken, izleyicilere kültür aktivistlerinin perspektifini, geçici eylem alanlarında üretilenleri sunuyor. Bu açıdan Ulay’ın ‘Su Çalkalayıcısı’ eylemi ve bunun afişi dikkati çeken bir çalışma. İlk bakışta suskun, geri planda durmasına rağmen, katılımcıların çalışmaları ister resim, ister fotoğraf, isterse yerleştirme tekniklerinde olsun ilginç bir ‘anlamlandırma’ çabasının ürünü. Çağdaş sanatın flora ve faunasında anımsama, belleğin kurcalanılması önemli bir çıkış alanı oluşturuyor. Birbirine yakın alanlarda sergilenen ikisi de İzmirli Hakan Kırdar ve Behçet Aysan’ın çalışmaları güçlü işler arasında. Külleri kullanarak gerçekleştirdiği yer heykelinde Kırdar, İzmir’in artık dokunamayan Ermeni halılarına etkileyici bir gönderme yaparken, Aysan’ın ‘Han Projesi’, kentin belleğindeki alanları video projeksiyonları ile adeta yeniden kurguluyor. Eşsiz düşünür Derrida kültürün ‘tanıklaştırma’ sürecinin her bireyin farklı algılaması gerektiğini, genelden özele inilmesi gerektiğini savunuyordu. Kırdar ve Aysan, yaşadıkları kentin köklerine inen kılcal damarları belirginleştirirken hikâyaye, nostaljiye ve melankoliye ihtiyaç duymadan aracısız imgeler üretebiliyorlar.
Serginin sürprizleri arasında yer alan Metehan Özcan, Kristina Leko ve Heather Layton’a ait işler ‘Port İzmir 3’te taze bir soluk getirirken, Alpin Arda Bağcık, Tomislav Brajnovic ve Kalle Hamm & Dzamil Kamanger çiftine ait çalışmalar farklı anlam parantezleri açıyor. İzmir’in 20. yüzyıldaki kimliği; göç, terk ediliş ve eskiyi unutturmak isteyen bir yenileşme modeli üzerine kurulu. Bunu dikkati çeken metaforik anlatımla kurgulayan Kırdar ve Aysan’ın çalışmaları adeta geciken anlamlandırmaları görselleştiriyor. Konuyla direkt olarak ilgilenen Sibel Horada’nın ilk sergilenişinden sonra (2012) her yeni yorumunda daha da güçsüzleşip dekoratifleşen ‘Yangın Günlükleri’ni özellikle anmak gerekiyor burada. Bu da bellek üzerine olan göndermelerin ne kadar nesnelleşebileceği sorunuyla da yakından ilgili.
Her büyük serginin gizli bir kalbi, atardamarı vardır. Carmen Beuyer’e ait ‘Yaban Bostan’ yerleştirmesi ‘Görsel Arşiv’ bölümünün yer aldığı dördüncü katın ve Port İzmir’in en gizemli çalışması. Tütün Deposu içindeki küfler ve çatıdan sızan sularla beslenen ‘Yaban Bostan’ küçücük bir bahçe. Bu bahçenin etrafına konulmuş banklara yerleştirilmiş olan kulaklıklarda alternatif, ekolojik tarımla ilgilenenlerle yapılmış olan konuşmalar yer alıyor. Tecrübelerini dile getiren bu kişilerin karşılaştıkları zorluklar izleyicilerde gerçekten de ‘İnsaf artık’ dedirtecek türden. Yaşamımızı kelepçe altına almış olan kapitalist üretim ve tüketim modellerinden kurtulmamız bir fantezi mi? ‘Port İzmir 3’, bunun en azından mümkün olduğuna dair değerli mesajları bünyesinde taşıyan işlere ev sahipliği yaparken, Ayşegül Kurtel’in adeta çocuğu gibi üzerine titrediği bu etkinliğin ne kadar ayrıcalıklı ve farklı olduğunun altını çiziyor. Yazımı uzun süreden beri İzmir’i yaşam ve üretim alanı olarak seçen Oruç Aruoba’nın bir dörtlüğüyle bitirmek istiyorum:
Orada bulduklarımız
Yukarı çektiklerimiz
Yemyeşil, pırıl pırıl
Güneş için hazır-

Port İzmir 3 Uluslararası Çağdaş Sanat Trienali İzmir’deki Austro-Türk Tütün Deposu’nda 21 Haziran 2014’ e izlenebilir: http://portizmir.org/eng/