Kapitalizmin yarattığı sanat

1960'ların çocuğuyum ben. Kuşağımın bilincini de bilinçaltını da geniş ölçüde pop sanat ve onun araçları oluşturmuştur.
Haber: HASAN BÜLENT KAHRAMAN / Arşivi

1960'ların çocuğuyum ben. Kuşağımın bilincini de bilinçaltını da geniş ölçüde pop sanat ve onun araçları oluşturmuştur. Dünyanın Amerikanlaşmasını ilk yaşayanlar biz olduk. Şimdi, Paris'te, George Pompideu kültür merkezinde açılan sergi pop sanat olgusu üzerinde bir kez daha düşünmemizi neredeyse zorunlu hale getiriyor.
Magazin kültürü değil
Pop kültür denilince akla bugünlerde sadece kitle kültürü ve onun özellikle radyo ve televizyon bünyesinde oluşan yapısı geliyor. Bu bir anlamda magazin kültürü demek. Oysa, kendi tarihi içinde bakıldığında Pop Sanat'ın böyle bir boyutu yok. Pop sanat daha çok tüketim kültürünün ve kitle üretiminin eteklerinden doğmuş bir sanatsal dil öncelikle. Gene bütün akımlarda olduğu
üzere onun da arkasında belli kaynaklar var. O da belli açılımları desteklemiş. Üstelik, artık sadece Pop Sanatı diyerek bir şeyi tanımlamak olanaksız. Onu da kendi içinde bölümlere, farklı anlayışlara ayırmak gerekiyor.
Zaten ana kolları itibarıyla İngiliz ve Amerikan popları olduğu bilinir. Fransızlar da biraz çekingen davransalar da kendi üslupları içinde bu oluşuma kalıcı katkılar getirdi. Bana kalırsa ilk örneğini 1947 yılında Paolozzi'nin oluşturduğu bu çıkış,
'Connassance des Arts'ın bu nedenle hazırladığı özel sayıdaki yaklaşım izlenecek olursa, 1956'da Richard Hamilton'un resminin adıyla yönünü buluyordu. Hamilton, resmine, 'Bugünün Evini Bu Kadar Farklı, Bu Kadar Çekici Kılan Nedir' adını koyarken Pop Sanat'ın hayatla olan ilişkisini kuruyordu. Onun dönüşen bir hayatın yansıması olduğunu vurguluyordu. İş oradan patladı ve 1955-1959 arası genel olarak Fransa'da Yeni Gerçekçilik
diye tanımlandı. Bununla birlikte, 1958'de Raushenberg ve Jasper Johns'la Yeni Dadacılık açıldı.
Asıl Pop Sanat 1960-64 arasındadır. Bu dönemde nesnenin yeniden algılanması ve kavranması tamamlanmış, Johns gene öne çıkmış, bizde adı daha az bilinen Spoerri yapıtlarını vermiştir. Ardından 'Assamblaj' çalışmaları gelmiş, 1962 Funk Sanat'a tanıklık etmiştir. Cesar bu dönemin en önde gelen adı olurken, 1963'le birlikte Kitle İletişim araçları etrafındaki Pop Sanat doğmuş, bunu tüketim gerçeğinin fark edilmesi izlemiş ve bayrak artık Oldenburg'a,
Warhol'a, yeni Rauschenberg'e, Lichtenstein'a
geçmiştir. 1965-1969 arasıysa Tasarım Pop ve Eleştirel Pop'u izlemiştir. Aynı isimler, üslup olarak aynı türde yapıtlar verse de içerik olarak çok daha eleştirel ve keskindir. O arada endüstriyel tasarım dünyası da poptan payını almıştır. 1960'lar biterken pop da bu dallı budaklı haliyle yerini başka şeylere bırakıyordu.
Sentetik kübizm dönemi
Bunlarla birlikte bakınca ve bir sanat akımı diye ele alınca pop sanatın en önemli çıkış kaynaklarından birisini kübizmde bulmak mümkün. Kübizim, birçok yönelimi olduğu gibi onu da etkilemiş. Özellikle 'Sentetik Kübizm' döneminde ortaya çıkan tuvale boya dışında şeyleri de eklemek düşüncesi ve uygulaması, o kolajlar, brikolajlar, yapıştırılan gazete kesikleri, karton parçaları, gitar telleri, vs. pop sanatın görüntüyü tuvalin dışına taşıma çabasının kaynağı.
Nitekim, adı başka akımlarda da anılan Amerikalı Jasper Johns, bu anlamda Kübizmi başka bir boyuta taşırken Pop Sanat'a da
özünü kazandırıyordu. Gene bu nedenle olsa gerek, popun Fransa kolu, duvarlardaki afişleri sanata dönüştürürken, sanayi atıklarını, çöpe gitmiş nesneleri kullanırken
'Yeni Gerçekçilik' adını almakta haklıydı. Bu ad aynı zamanda Pop Sanat'ın düşünsel dokusunu meydana getiren en önemli kavramlardan birisidir.
Topor'un deyişiyle 'kaygan, parlak ve güzel' olan bu nesneler, yapıtlar toplumun yüzüne tutulmuş bir ayna gibiydi ama orada kalmıyordu. Bir dizi soruyla bütünleşiyordu. Bu soruların en önemlisi, sanat yapıtının gerçekliğini sorgulamaktı. Warhol, çorba ve deterjan kutularını ortaya 'yapı' diye koyarken, Johns, Amerikan bayrağını resmederken, gene Warhol, sinemanın, politikanın, sanatın starlarının baskı resimlerini sınırsızca çoğaltırken, Lichtenstein çizgi romanların resmini yaparken bilinen, tanıdık ve önceden yapılmış şeylerin sanat yapıtı diye sunulmasının ne kadar 'gerçek/çi' olduğunu da soruyordu izlerçevreye.
Warhol: Plastiği seviyorum
O nedenle, pop sanat, Warhol'un 'Holywood'u seviyorum, insanlar plastikleşiyor, eh ne yapayım ben plastiği seviyorum' sözünde kendi gerçeğini buluyordu. Bir de tabii, Pop Sanat'ın arkasında belli bir iyimserlik ve hayalcilik vardı. O 'plastik' henüz bugünkü kadar irkiltici değildi ve tek başına 'geleceğin dünyası'nı yansıtıyor, Jules Verne'in hayalerinin somutlaşması olarak görülüyordu. Sakız, Coca Cola ve Elvis Presley bu yeni hayatın hakikatiydi.
Bu hakikat kapitalizmdi. O da geldi, 1968 olayları ve arkasındaki Marksizm, popun aşılmasına olanak verdi mi başlı başına bir sorudur ve Erro, Che'nin malum afişini yaptığına, pop başka biçimler içinde bugün de sürdüğüne, kapitalizm yıkımlarından her defasında bir yolunu bulup yeniden doğduğuna göre yanıtı da öyle kolay olmayan bir sorudur.