Karanlıktan gökkuşağına

Karanlıktan gökkuşağına
Karanlıktan gökkuşağına

Ece Dorsay, müziğini dinlemeden eleştirenlere cevaben Tırnaklarımla kazıyarak ilerliyorum diyor.

Ece Dorsay'ın ikinci albümü Kırmızı Karanlık, 'Tırnaklarımla kazıyarak, çok çalışarak ilerledim' diye anlattığı, zorlu bir dönemin şarkılarından oluşuyor
Haber: CEREN AKARDAŞ / Arşivi

İSTANBUL - Kendine özgü duruşu, farklı ses rengi ve yorumculuğuyla Ece Dorsay, sekiz yıl ara verdiği müzik piyasasına ikinci albümü ‘Kırmızı Karanlık’la döndü. DMC etiketiyle çıkan 12 şarkılık albümde tüm söz ve müzikler hatta tüm gitarlar Ece Dorsay’a ait. En önemlisi de albümün tüm zorluklarını ve masraflarını da bu genç kadın üstlenmiş. Ece Dorsay’ı tanımayanlarınız olabilir ya da sadece Atilla Dorsay’ın kızı olarak bilenleriniz de. Onu tanımak için “tırnaklarımla kazıyarak ilerliyorum, çok çalışıyorum, sürekli kendimi geliştiriyorum” diyen Dorsay’ın anlattıkalarına ve şarkılarına kulak vermek gerekir.
Dorsay, Notre Dame De Sion Fransız lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. Sekiz yıllık arada okulunu bitirip Marmara Üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nde öğretim görevliliği yapan Dorsay, “okulla birlikte kendimi daha da geliştirdim, bu müziğimin her zerresine yansıdı” sözleriyle de bazen şikâyet ettiği çalışma disiplininden güç alıyor.
14-15 yaşlarında ağabeyinin gitarını tıngırdatarak müziğe başlayan Ece Dorsay’ın dönüm noktası şimdilerde pek dinlemediği Brain Adams olmuş. Adams’ın 1992 yılında İstanbul’da verdiği konserin ardından kırmızı bir elektro gitar edinen müzisyen, Pera’da klasik gitar dersi, Londra’da bas eğitimi ve özel şan dersleri derken hızını almış ve bestelerinin arkası kesilmemiş. “Ama çoğu şeyi kendim öğrendim. Kitaplar aldım, araştırdım. Barlarda da sesim gelişti” diyor.
Evinin terasına konuk olduğum Dorsay’la içeri girer girmez beni sevgi gösterisiyle karşılayan şirin köpeği Ponçik’in havlamaları eşliğinde, muhabbetin de araya girdiği eğlenceli bir söyleşi yaptık.

İlk albüm ‘Kum Saati’yle ‘Kırmızı Karanlık’ arasında neler yaşadınız?
2004’te 12 şarkılık bir demo yapmıştım aslında ama o iyi ki çıkmamış diyorum şimdi. O zaman okulum bitmemişti, uzadı ama bundan gocunmuyorum iyi ki uzamış. Bir de tek başıma gitarımı alıp, H2000’e çıkmıştım 21 yaşındaydım ne cesaret diyorum şimdi. Şiir kitabım var zaten geçtiğimiz kasım ayında Güncel Yayıncılık’tan çıkmıştı. Roman yazmak gibi yan hayallerim var ama kendimi tamamen müzisyen olarak görüyorum. Yani okul, öğretmenlik, yurtdışı ve maddi sıkıntılarla sekiz yıl geçti.

Ozan şarkıcı olarak anılıyorsunuz. Kendi sözünü-müziğini yapan kerkes ozan şarkıcı mıdır?
Bir duruşu olamalı, popüler kültüre ait olmayan hafif muhalif, politik duran. Mesajını alttan alta, inceden inceye veren, kendi hikâyesini anlatan müzisyene ozan şarkıcı derim ben.

‘Kırmızı Karanlık’ın her şeyi sizsiniz, bunun yarattığı zorluklar nelerdi?
Özgürdüm ama hep bir para sıkıntısı... Saçlarım beyazladı, kazıklar da yedim. Albüm geçen sonbaharda çıkacaktı aslında, aksilikler oldu. Albümün gecikmesini beste sıkıntısı yaşamama bağlayanlar da oldu. Tam tersi, beste kaynıyor bende.
Kapak görseli benim için çok önemliydi tam beni yansıtıyor. 

Şiir kitabınızın adı ‘Mor Rüya’ydı, albüm ‘Kırmızı Karanlık’ neden hep renkler üzerinden vurgularınız?
Gökkuşağının sembolizmi var, desteklediğim ‘ötekiler dünyası’ var... Küçükken kıza pembe, erkeğe mavi diyerek her şeyimizi o renklere hapsederlerdi ya, o yaşta şartlanırız ya. Ben ikisinin karışımı olan mor rengi seçerek buna gönderme yaptım.

Şarkıların sözleri cinsiyetsiz yani bunları bir kadın da söyleyebilir bir erkek de...
Kimi kadın, kimi de erkek gözüyle yazıldı. Herkeste olduğu gibi ben de içimde tüm bunları barındırıyorum. Bazı aşklarımı erkek gözüyle bazı aşklarımı da kadın gözüyle yaşadım. Bu insan kimliğinin zenginliğidir. Birçok kişi yaşıyor ama itiraf edemiyor.

Şarkılar ne anlatıyor?
Dibe Vurdum: Bu parça benim kimliğimi, iniş-çıkışlarımı anlatıyor.

Kırmızı Karanlık: Tutkulu bir aşk... Yarı platonik, sonu biraz hüzünlü, hem naif hem şehvetli.

Öksüz Ruya: Biten aşkın ardından yakılmış ağıt gibi. 

Aşksız Tango: Bir aşkı değil bir insanı tasvir ediyorum. 

Sen ve Ben: Sözleri ve besteyi yaparken bir ilişkim vardı, ama sonrasında o ilişkim bitti ve daha platonik bir şey yaşadım bunun sonucunda da şarkının sözlerini değiştirdim. 

Eski Bisiklet: Müzik piyasasındaki duruşum. Eski bisiklet, her şeyi tırnaklarıyla yapan bir insanı temsil ediyor. 

Sessiz Gemi: Sessiz bir gemi gibi görüyorum kendimi. Denizaltı gibi aslında suyun altından gidiyorum. Hiç durmuyorum çalışıyorum ama gizli kalıyor. Plastik, yapay insanların hepsi bir gün aşılacak diyorum.

Kediler Anlıyor: Aşkın asaletini zarafetini en iyi kediler anlar.

Ateş Böceği: Aşksal tutkusal bir hal.

Sarıl Bana: Naif, sıradan bir aşkı anlatıyor. Olan bitene de bir gönderme var.

Fondip: Dibe vurma durumu aslında ama neşeli bir şarkı. Biraz öfke de var.

Kimlik Kartı Yok Aşkın: Albümdeki en politik şarkı. Aşkı anlatır gibi görünse de slogan gibi. Yargıları kırmaya yönelik.


    ETİKETLER:

    Cunda