Kardeşim benim!

Kardeşim benim!
Kardeşim benim!
Fransız oyuncu ve yönetmen Guillaume Canet, Amerika'da çektiği 'Kan Bağları'nda en azından oyuncu kadrosunun hakkını vermekten uzak.
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

Fransız sinemasının yeni kuşak önemli oyuncularından Guillaume Canet, son yıllarda giderek yönetmenliğe de ısınıyor. 2002 tarihli ‘Mon Idole’ ve 2006 yılında çektiği ‘Kimseye Söyleme’nin ardından, 2010’da ‘Küçük Beyaz Yalanlar’ ile sinemalara konuk olan Canet’nin, geçen yıl çektiği son ‘Kan Bağları’ bu hafta Türkiye ’ye uğruyor.
Clive Owen, Billy Crudup, Marion Cotillard, Mila Kunis ve Zoe Saldana isimlerini filmin afişinde görünce her sinemaseverin heyecanlanacağını söylemek kehanet olmasa gerek. Ama ne yazık ki, film bu heyecanı yukarılara taşıyamadığı gibi giderek söndürüyor.
2008 tarihli bir roman uyarlaması olan ‘Les Liens Du Sang’ olan Fransız filminin Amerikan versiyonu olarak düşünebileceğimiz ‘Kan Bağları’, bir tür ‘zıt kardeşler’ hikayesi. Belaya bulaşmaktan çekinmeyen ve ölümlü bir kavga sonucu hapse giren Chris, iyi halden çıkar. Kardeşi Frank ise polis olmuştur. İki kardeş hasta babalarının ve geçmişteki bazı arızaların gölgesinde yeni bir hayat kurmak isterler. Ancak Chris hem doğası gereği hem de hayatın zorlaması sonucu yine başladığı yere döner. Frank ise kan bağı ile görevi arasında kalır.
‘Kan Bağları’ bu cezbedici kadrosuna rağmen işlemiyor. Canet, Chris ile Frank arasındaki ilişkiyi yeterince derinleştiremediği gibi, karakterlerin tercihleri konusunda da ne soru soruyor ne de cevaplar veriyor. Hal böyle olunca film boyunca her şeyin kendiliğinden olup bittiği, bir şeylerin bir türlü doğru dürüst ifade edilemediği duygusuna kapılıyorsunuz.
Bütün bunların yanına, Chris’in çocuklarının annesi fahişe rolünde Marion Cotillard, arıza sevgilisi rolünde Mila Kunis ve Frank’in eski aşkını canlandıran Zoe Saldana’nın yeterince değerlendirilemediğini, bu karakterlere işlev kazandırılamadığı eklendiğinde, ‘Kan Bağları’ vaadinin çok altında kalan bir film oluyor maalesef. Ama “70’leri, polisiyeyi ve bu oyuncu kadrosunu severim” diyorsanız, salonlara buyrun.


    ETİKETLER:

    Türkiye

    ,

    Mila Kunis

    ,

    Beyaz

    ,

    hayat

    ,

    film

    ,

    kavga