@ErkanAktug

'Katkım olduysa ne âlâ'

Sinemaya başladığında henüz 15 yaşındaydı. İlk oynadığı film 'Susuz Yaz' (Metin Erksan) Berlin Film Festivali'nde Altın Ayı kazandı.
Haber: ERKAN AKTUĞ / Arşivi

İSTANBUL - Sinemaya başladığında henüz 15 yaşındaydı. İlk oynadığı film 'Susuz Yaz' (Metin Erksan) Berlin Film Festivali'nde Altın Ayı kazandı. Bir anda kendini sinemanın tam ortasında buldu. Ödülle birlikte bir anda Hülya Koçyiğit olarak buldu kendini. Aradan 38 yıl geçti. Bugüne kadar 223 -kaynaklara göre değişiyor- filmde oynadı. Onur Ödülü'nü de sayarsak altı Altın Portakal'ı var.
Hülya Koçyiğit yıllardır sinemadan uzaktı. Semir Aslanyürek'in yönettiği, 'Şellale'yle yeniden aramızda ve bundan da çok memnun.
Tuncel Kurtiz'in oynadığı berber rolünde Anthony Queen oynayacaktı. Olmadı Peter Fox üzerinde duruldu. Olmadı. Çekimler iptal edildi. Kurtiz gibi bir usta varken...
Önce şunu söyleyeyim Tuncel Kurtiz mükemmel oynadı. Özlemişiz, içim açıldı vallahi. Anthony Queen diye diretmelerinin nedeni filmi dünya pazarına çıkarabilmek, bu hikâyeyi daha çok insanın seyretmesini sağlamak. Bir de ortak yapım olsaydı maddi açıdan rahat olacaktı. Ayrıca olsaymış onun son filmi 'Şellale' olacakmış.
Çekimler iptal ediliyor ve bir yıl sonra yeniden başlıyor. Bu tür durumlarda özellikle de sizin gibi yıldız konumundaki oyuncular vazgeçer. Programları uyuşmaz falan... Ama siz bir yıl sonra da setteydiniz. Neydi sizi filme doğru iten?
Bir filmi gerçekleştirmenin yolu özveride bulunmaktan geçiyor. Ayrıca Türk sinemasında gelenektir; ilk filmini -'Vagon' var ama izleyemedik- çeken yönetmene herkes destek verir, yüreğini açar. Hikâyesini anlatmak isteyen bir yönetmen var, çırpınıyor. Niçin yardım etmeyeyim? Sanatla insanlar daha hoşgörülü bakar dünyaya. Niçin insanlar sanattan bu kadar mahrum yaşarlar benim ülkemde? Bütün bu düşünceler beni harekete geçirdi.
Her şeyden önce bir film yapılıyor olması dahi çok önemli. insanlar buna kalkışmışlar ve benden destek bekliyorlar.
Bir de şu: Bu adam Rusya'da bu işin akademisinde okumuş, buraya gelmiş yine akademisyen olarak görev yapıyor. O zaman bu adam sinema adamı. Acaba bu nasıl yapar? Bunun merakı da vardı.
Özellikle de senaryo kuramı üzerinde Türkiye'deki birkaç isimden biri Aslanyürek...
Evet, ben hayatımda 200'ün üzerinde film yaptım, ben ilk kez böyle yazılmış bir senaryoyla karşılaştım. Açılarından ışığına kadar A'dan Z'ye her şeyiyle hazır. Öyle senaryoyu okumak bile çok zevkli. çalıştıktan sonra da yanılmadığımı anladım. Başka bir adam Semir, başka bir dünyası var. Böyle bir adamın kazanılması lazım. Sinemanın böyle insanlara ihtiyacı var.
Bir de mahçup bir şekilde size 'Annemi oynar mısınız?' diye sormuş, kıramamışsınız.
Evet, çok mahçuptu, gözleri dolmuştu.
'Annemi oynamalısınız siz. Bu filmde hep sizi annem olarak düşündüm' deyip kandırdı beni.
Rol olarak öyle aman aman bir rol değil. Yani rolün cazibesine kapılıp 'Bu rolü benden başkası oynayamaz' dedirtecek kadar heyecan verici bir rol değil. Bunun bilincindeyim. Çok sade, doğal, anne gibi bir anne. Bu 'Bir katkıda bulunabilirsem ne mutlu bana' işi.
Uzun ara verdiniz sinemaya. Bunu seçici davranmak uğruna iyi projeyi beklemek şeklinde açıklamak güç. Bu bilinçli bir tercih. Bir küskünlük mü?
Çok doğru söylüyorsunuz. Şimdi 'acaba' deyip biraz sesli düşüneyim. Küskünlük değil tabii, kime küseceksiniz. Biraz da zamanını mı bekledim sanki, zaten film yapılmıyordu. Başka yapacak işi olmayanlar film yapmak için film yapıyordu. İnsanları sinemaya çekmek zordu. Onun için medyatik tipleri seçtiler. Şaşırmıyorum, yadırgamıyorum, ayıplamıyorum bu durumu. Böyle bir dönemde doğru zamanda doğru şeyi yapmak gibi bir düşüncesi olan bir insan olarak bu kadar filmden sonra insanlara 'Bunu mu yapacaktın şimdi' dedirtmemek adına illa da film yapmadım yani.
Geri çekilip beklemeyi tercih ettiniz, doğru yeri, zamanı...
Bu deniz, bu dalgalar ne zaman durulacak diye bekledim. Durulmadı, uzadı, uzayınca benim canımı sıkmaya başladı. Bu zamanı
özel hayatımla ilgili kullandım. çok yoğun çalıştığım yıllarda doğum yapmıştım. Bir evlat sahibi oldum ama onunla zamanımı paylaşamadım. Ben onu fark etmeden büyüdü. İçimde bir sızı kalmıştı. Ona verilmiş bir sözüm vardı, onun çocuklarına ben bakacaktım.
Baktınız mı torunlarınıza?
Baktım, özene bezene baktım hem de. O yönümü de tatmin ettim. Çok büyük bir keyifti, onun da rehavetine kapıldım.
Bunlar bahaneler. Esas esas ben bir senaryo arayışına giriştim. Senaryoyu yazan da Halit Refiğ. 1960 ihtilaline ülkeyi getiren nedenler üzerine, gerçek olaylar
üzerine bir senaryo. Bu beni çok oyaladı. Araştırması, yazılması, bu beni aldı götürdü, kapıldım o senaryoya. O arada bana yapılan teklifleri görmedim.
Bir de şu son 10 yıl içinde hangi filmin içinde olmak isterdin diye sorabilirsin. Belki biraz, 'Salkım Hanımın Taneleri' olabilirdi. Çok şey kaçırmış sayılmam.
Kaynaklar hep çelişkili. Kaç film oldu sizinki. 223 diye açıkladım. Çünkü Kültür Bakanlığı baskılı bir kitap gönderdiler bana orada 220 diyor. Ondan sonra da üç film yaptım. Ama geçen gün Agah Özgüç açıkladı, '200 olmadı' diyor. Türkan Şoray da ben de yanlış biliyormuşum...
Oynadığınız filmleri saymak bu kadar zor mu?
Hakikaten zor. 38 yıl. Yılda 14 film yaptığım oldu. Memur gibi işte. Memur sanatçılık yapmışız bir dönem. Memur sanatçı olmamak için müthiş çırpınmışız. Bence dünyada da pek örneği yok. Belki ideali az film yapmaktır ama ben, kendimi şanslı görüyorum.
'Susuz Yaz'ın ardından birçok Kerime Nadir uyurlamasında oynayıp 1974 yılında ise Lütfi Ö. Akad'la çalışmayı, bizzat talep etmişsiniz.
Evet. Ben 'star'ım ya! Resmen talep ettim yapım şirketimden 'Ben Lütfi Akad'la çalışmak istiyorum' diye. Bir ara melodramlarda kendimi tekrar etmeye başlamıştım ondan çok rahatsız oldum. Onlar seyircinin de hoşuna gidiyordu ama bir oyuncu olarak beni tatmin etmiyordu. Lütfi Akad'ın filmlerini seyrediyor, yüreğim hopluyordu, 'Ben de onunla çalışmak istiyorum' dedim en sonunda. İyi de oldu ondan çok şey öğrendim.
Deneyimli bir oyuncu olarak gençlere neler söylersiniz.
Genç oyuncular hem çok şanslılar, hem şanssız. Şanssızlar çünkü kendilerini göstermek için çok az imkân buluyorlar. Şanslılar, oyunculuk adına onlar için hazırlanmış birçok temel var. Özgürler, artık bir kalıbın içinde olmalarına gerek yok onlardan önceki ablaları abileri mücadele verdi ve aştı bunları.
Bir de, içlerinde böyle cayır cayır yanan bir alev yoksa boşuna vakit geçirmesinler. Bu varsa sabırla kendilerini donatsınlar. Çok telaş var gençlerde. Hiç gerek yok. Günlük başarıların peşinde koşmasınlar.
***
Oyunculuğa 'Ses'le başlamadı
Oyunculukta 38 yılı geride bırakan Hülya Koçyiğit, büyük başarılara imza atan 'Susuz Yaz'da oynadığında Ankara Devlet Konservatuvarı'nda okuyordu. Film Berlin'de Altın Ayı kazandığında, ödülün büyüklüğünü algılayabilecek yaşta olmadığını söylüyor. Aynı hafta babasını kaybetmiş. Arada derede kalmış ve sinemada karar kılmış. Okulu da bırakmış.
Bazı kaynaklar Koçyiğit'in Ses mecmuası yarışmasından sinemaya sıçradığını yazıyor. Oysa 'durum farklı' diyor Koçyiğit: "Köylü kızı resimlerimi Susuz Yaz'ın promosyonu olsun diye Ses mecmuasına yolladı Metin Erksan. O sırada kapak yıldızı yarışması vardı. O yarışmaya da katılın dediler. Katıldık. Ama dereceye bile giremedim. Nedense Ses mecmuasıyla oyunculuğa girmiş oldum. Herhalde işlerine öyle geldiği için öyle yansıttılar. Bu yanlış."