Kaybolmuş cennete yolculuk

Kaybolmuş cennete yolculuk
Kaybolmuş cennete yolculuk

Semih Kaplanoğlu ve başrol oyuncusu Bora Altaş. FOTOĞRAF: REUTERS

Berlin'de 'Bal'ın ilk gösterimi, izleyicinin ve basının yoğun ilgisiyle geçti. Semih Kaplanoğlu, filmlerinde insanın doğayla bir arada olduğu, o kaybolmuş cennete doğru gitmek istediğini anlattı
Haber: ERMAN ATA UNCU / Arşivi

BERLİN - Semih Kaplanoğlu, üçlemesini Berlin’de noktaladı. Yönetmenin ‘Yumurta’ ve ‘Süt’le başladığı Yusuf üçlemesinin son halkası Bal’ın Berlin Film Festivali’ndeki basın gösterimi dün sabah, kalabalık bir izleyici kitlesiyle yapıldı. Şimdilik pek kimseyi memnun bırakmayan yarışma filmleri arasında ‘Bal’a gösterilen ilgi, filme dair umudu da pekiştiriyor.
‘Bal’ Yusuf üçlemesinde gelenek olduğu üzere, çarpıcı bir açılış sahnesiyle giriyor hikâyeye. Geri kalanında da doğa ve insan ilişkisine bu çarpıcı bakışını sürdüren film hem dingin hem de izleyicide beklenti yaratan hikaye çizgisiyle Semih Kaplanoğlu’nun üçlemesine etkileyici bir nokta koyuyor.
‘Yumurta’da yetişkinliği Nejat İşler, ‘Süt’te ise ergenliği Melih Selçuk tarafından canlandırılan şair Yusuf’un çocukluğu yedi yaşındaki Bora Altaş tarafından canlandırılıyor. Hikâyenin odağında Yusuf’un, Erdal Beşikçioğlu tarafından canlandırılan ve geleneksel arıcılıkla uğraşan babasıyla ilişkisi odakta. ‘Meleğin Düşüşü’nden beri Semih Kaplanoğlu’yla hem oyuncu hem de asistan olarak beraber çalışan Tülin Özen ise Yusuf’un annesini canlandırıyor. 

‘Bora’yı bulmak şans’
Filmin yapımcıları Betine Bromkember ve Johannes Flexin dahil tüm ekibin hazır bulunduğu basın toplantısında da gösterimdeki ilgiyi yansıtan bir manzara vardı. Tabii ki çocuk oyuncu Bora Altaş, gazetecilerin de ilgi odağındaydı. Bora, biraz da heyecandan ‘bir filmde yer almanın, oyunculuk yapmanın nasıl bir deneyim olduğu’ sorularına genelde ‘Hiç zorlanmadım’, ‘Sevindim’ gibi tek kelimelik cevaplarla karşılık verdi. Semih Kaplanoğlu ise Bora’yı bulmanın kendisi için büyük bir şans olduğunu ifade etti defalarca. Filmin çekimlerine iki hafta kala civardaki ilkokullarda kasting çalışması yaptıklarını, aradığı oyuncuyu uzun süre bulamadığını söyleyen Kaplanoğlu, bisiklete binerken fark ettiği Bora’yı görür görmez zihnine kazındığını belirtti. Bora Altaş’ın bakışlarındaki ifadenin yanı sıra kendisinden çok farklı karakterdeki bir çocuğu canlandırmadaki başarısı, Semih Kaplanoğlu’nun çocuk oyuncusuyla ilgili sık sık ifade ettiklerinden bazıları.
Diğer basın toplantılarına göre sinemaya dair soruların daha fazla sorulduğu ve konuşulduğu basın toplantısında tabii ki Semih Kaplanoğlu’nun doğa ve insan arasında kurduğu ilişki, gazetecilerin gözünden kaçmadı. Kaplanoğlu ise doğayla ilgili sorulara, bu üçleme boyunca Yusuf karakterini yavaş yavaş soyduğunu ve insanın doğayla birarada olduğu kaybolmuş bir cennete doğru gitmek istediğini söyledi. Kaplanoğlu’nun basın toplantısında filmlerinin manevi içeriğine ilişkin söyledikleri de doğaya bakışıyla bağlantılı. İnsanın maneviyatını yitirmesiyle doğayla ilişksinin de zedelendiğini dile getiren yönetmen, sinemasının dinle ilişkisi sorusuna ise maneviyatın olmadığı bir sanatın eksik kaldığını söyleyerek cevap verdi.
Sinemasında sadece tektanrılı dinlerden değil, Zen budizmini de örnek göstererek farklı inançlardan da beslenen bir manevi algının peşinde olduğunu ifade etti. Bu arada Erdal Beşikçioğlu’nun oyunculukla ilgili sorulara, aktörlerden aşina olduğumuzun aksine, oynadığı filmin dilini de hesaba katan cevaplar vermesi, basın toplantısının en kayda değer yönlerinden biriydi. Beşikçioğlu, diyaloğun bu kadar az olduğu bir filmde oynamanın zorluklarına dair soruyu, Semih Kaplanoğlu’nun bir mesaj vermek istemediğini, bu yüzden bir şey söylenmesine ihtiyacı olmadığını ve diyalogların değil, o duygunun içinde varolmanın önemli olduğunu söyleyerek cevapladı.
Tülin Özen ise Semih Kaplanoğlu’yla daha önce de defalarca çalıştığını ve az diyalogla duygularını ifade etmesinin gerekeceğini bildiğini söyledi.