Kayyumlar 'cenneti'

Kısa bir süre sonra İstanbul Bienali başlayacak ve büyük bir olasılıkla herkes...
Haber: HASAN BÜLENT KAHRAMAN / Arşivi

Kısa bir süre sonra İstanbul Bienali başlayacak ve büyük bir olasılıkla herkes, her defasında olduğu gibi sergiyi düzenleyen kişiyi ve sergi kavramını eleştirecek. Doğallığının ötesinde bu, olması gereken bir şeydir. Dünyanın her yerinde yaşanan da budur.
Gerçekten de 'çağdaş sanat' denilen olgu geniş ölçüde, bizim Türkçede 'kayyum' dememiz gereken küratörlük kurumunun bir uzantısı olarak biçimlenip beliriyor. O nedenle de bu ortamda en çok tartışılan şeylerin başında bu kurum geliyor.
Kimdir kayyum, ne yapar?
Kayyum, asıl sahiplenicileri tarafından bir nedenden ötürü sürdürülemeyen, tıkanmış bir işin, devamını sağlaması için devredildiği bilirkişidir. Kayyum bir işi üstlenendir kısacası. Gerekli önlemleri alacak, adımları atacak ve işi yürütecektir.
Bu süreç çağdaş sanat ve müzeciliğin artık ayrılmaz bir parçasıdır. Nedeni de açıktır:
Daha önce galeriler düzeyinde devam eden sanat etkinlikleri daha geniş bir ortama taşınmak istenince kayyumlar ortaya çıkmıştır. Kayyum, sanat ortamını belki herkesten daha iyi izleyen, ortaya çıkan gelişmeleri kovalayan, meydana gelmekte olan değişiklikleri sezen, kimsenin fark etmediği bir akımı, bir dönüşümü gözlemleyen ve onu düzenlediği sergilerle vurgulayan insandır.
Kayyumun düzenlediği sergi bir üslup etrafında olabilir, bir kavram etrafında olabilir. Bazen de bu sergiler bilinen ya da bilindiği sanılan bir kişinin, bir dönemin, bir akımın yeniden değerlendirilmesini içerir. Fakat, o bile bir 'bakış açısının' öne çıkarılması, ona kavramsal bir içeriğin kazandırılmasıdır.
Burada giz, 'kavram' sözcüğündedir. Kayyumların, sergi düzenleyicilerin en çok eleştirildiği, tartışmaların çıktığı nokta da odur. Çünkü, kayyum tarafından düzenlenmiş bir serginin kime ait olduğu başlı başına bir sorudur. Kuşkusuz kişisel olmayan karma bir sergide yer alan bir sanatçı orada da kendi kişiliği içinde var olacaktır. O anlamda, sanatçı sadece kayyum tarafından ortaya koyulmuş bir kavramı estetik olarak nasıl yorumladığı ve dönüştürdüğüne bakılarak ele alınacaktır.
Otorite kayyumun elinde
Onun dışında serginin kavramı, o kavramın kurgulanışı, felsefi boyutları ve sorumluluğu
onun değil kayyum uhdesindedir. Bu yanıyla kayyum tıpkı sinemadaki yönetmen gibidir. Nasıl bir film senaristin değil yönetmeninse,
bir sergi de o kadar kayyumundur. Gene sinemada oyuncu neyse sanatçı da kayyum sergisinde o konumdadır.
Gerilim de burada ortaya çıkar. Çünkü, hiç değilse son otuz yıldır, görsel sanatlar bir 'bilgi nesnesi'dir. Yani, sanat yapıtını algılamak, anlamak sadece karşımızda duran yapıtla sınırlı değildir. Onu doğuran süreci, geçmişi, onun cevap oluşturduğu, hareket ettiği noktaları da bilmek gerekir. Yapıtın yargılanması ancak ondan sonra mümkün hale gelecektir. Bu da yapıtın dışındaki kavramların ve zihinsel tasarımların, açıklamaların, çoğu kez yapıtın önüne geçmesine dönüşebilir.
Kayyumluk işin bu yanına özellikle etkir. Belli bir yapıtı 'okumamız', bir kayyum tarafından düzenlenen sergide yapıtın dışındaki bağlamlara ayrı bir önem verilmesini gerektirebilir ki, o takdirde neyin 'değerlendirildiği' ayrı bir sorun haline gelir.
Politika yeniden sanata giriyor
Son zamanlarda bu daha da ilgi uyandıran bir noktadır. Çünkü, kayyumluk bu yanıyla bir tür izlek açıcılığa (trend setter) dönüşürken, sanatın içerdiği ve kazandığı politik boyutu da öne çıkarmaktadır. Burada çağdaş sanatın aslında biraz da o, yani politika demek olduğunu bilmek gerekir. Modern sanatın uzun süre ihmal ettiği birçok siyasal kavramın bu alana geri dönüşü çağdaş sanat aracılığıyladır.
Feminizm, ırkçılık ve cinsiyet ayrımcılığı karşıtlığı, açlık, yoksulluk, gençlik, küreselleşme gibi kavramlara dönük sanatsal üretim çağdaş sanatın modern olandan
kopuşunu da belirler. Çağdaş sanat bu noktada somutlaşırken kayyumluk kurumunun onun ayrılmaz parçası haline gelişi gene bu çerçeve içindedir. Bu anlamda kayyumluk bir tür 'otorite'dir.
Fakat acaba bu özelliği onun temel kısıtlamasını da meydana getirmez mi?
Daha dikkatle bakılırsa öyle olduğu söylenebilir. Çünkü, 'otorite' sanatın kendisinden ve kendisine dönük kaygılardan başka bir yerde oluşmasına yol açabilir. Bütünüyle soyut, kendisini kanıtlamak ve tanımlamaktan uzak kavramların biçimlendirdiği sergiler ve isimler bu hareketin en zayıf yanını meydana getirir.
Sanatın aşıldığı nokta
Kimi zaman hiçbir sergide yer alamayacak yapıt ve isimlerin ortada dolaşması, dolaşabilmesi onların değil kayyumluk kurumunun 'genel' meşruiyetinden kaynaklanır.
Böylece ayrıksı tavırlar dışlanabilir, yokumsanabilir ve onun yerine sanatın içinde yer aldığı 'ağı' izleyen kayyumun etkinliği tek belirleyici haline gelir. Bu, sanatçının aşıldığı bir noktadır.
Kayyumluk bugünkü görsel bilincimizin ayrılmaz bir parçasıdır. Sanat tarihi bundan böyle onların düzenlediği ve sorunsallar etrafında biçimlenmiş sergiler aracılığıyla yazılacaktır. Ama bu, onlara meydanın boş olmadığını ve o meydanın tek hâkiminin kendileri olmadığını, onların eleştiriden muaf bulunmadıklarını anımsatmaya engel değildir.