Kâbusa dönüşen bir tatil

Okul gezisine katılmak istemeyen dört genç, İkinci Dünya Savaşı'ndan kalma bir sığınakta üç gün kalıp eğlenmeye karar verir.
Haber: SEVİN OKYAY / Arşivi

Okul gezisine katılmak istemeyen dört genç, İkinci Dünya Savaşı'ndan kalma bir sığınakta üç gün kalıp eğlenmeye karar verir. Galler'deki okul gezisi, Mike, Geoff ve Frankie'ye hiç cazip gelmemiştir. Liz'in ise (Thora Birch) aklı fikri, Amerikalı bir rock yıldızının oğlu olan Mike Steel'dedir (Desmond Harrington). Ne yazık ki Liz, onun dikkatini çekecek kadar gösterişli değildir. Okuldaki bütün kızların peşinde olduğu Mike'ın, süper model sevgilisi Amber'den ayrıldığını duyunca şansını denemeye karar verir. On bir yaşından beri Liz'e tutkun
olan bilgisayar meraklısı, gözlüklü ve akıllı çocuk Martin (Daniel Brocklebank), okulun diğer 'kafasız' kızları gibi Mike'la ilgilenmeyi ona yakıştıramaz. Ama gene de, okul arazisindeki İkinci Dünya Savaşı'ndan kalma sığınakta parti yapmalarını sağlar.
Parti için her şey hazır
Martin bilgisayardaki verilerde gereken değişiklikleri yapacak, böylece okul yöneticileri onları evlerinde sanırken, aileleri de Galler'de olduklarını düşünecektir. Amber'i kıskandırma hevesiyle bu teklifi kabul eden Mike, onu kendine âşık etmeyi uman Liz ve sınıf arkadaşları Geoff (Laurence Fox) ve Liz'in en iyi arkadaşı Frankie (Keira Knightley), üç gün kalıp çılgınca bir parti vermek için sığınağa inerler. Martin gelip kapağı açmayınca orada kapalı kaldıklarını anlarlar.
'Delik', klasik bir gençlik korku filmi gibi başlıyor. Ağaçlıklar arasındayız, uzaktan perişan bir genç geliyor. Belli ki, korku filmlerinin bu alt janrına özgü kanlı bir kesip biçme sahnesinden henüz kurtulmuş. Okula giriyor, bir telefon buluyor, müthiş bir çığlık atıyor. Ve geriye dönüyoruz. Karşınızda bir başka 'Blair Cadısı' projesi olduğunu sanabilirsiniz. Oysa 'Delik' ne bu tür bir film, ne de gençlerin bildik şekillerde kurban edildiği, alıştığımız türden bir korku filmi. Liz tedaviye alındıktan sonra, ona bakan Dr. Philippa Horwood'a (güzel ve anlamlı yüzüyle Embeth Davidtz) başına gelenleri anlatıyor. Yüzeysel, neredeyse duygusuz bir anlatım. Daha sonra bir polisle konuşan doktora, 'Sanki Disneyland'de geçirdiği günleri anlatıyor gibiydi dedirtecek kadar.
Yukarıda bahsi geçen ve 'Çığlık'la (Scream) kuralları bize bir kez daha hatırlatılan türden filmlerin hayranıysanız eğer, önceleri hikâyenin anlatılış şeklinden rahatsızlık duyabilirsiniz. Kopuk hatıralar, çarpıcı görüntüler, Ben Court ve Caroline Ip'in kaleminden çıkma hikâyenin bildik bir akış izliyor gibi görünmesi size hem sıradışı hem sıkıcı görünebilir.
Hemen söyleyelim: Bu işaretler yanıltıcı.
'Delik', farklı bir gerilim filmi. Ne kadar farklı olduğunu, seyirciyi sürpriz unsurundan mahrum etmemek için layıkıyla anlatamıyoruz. Ama yönetmen Hamm'in, parçalı ve bir anlamda tekrarlı hikâyesine uygun bir tempo yakaladığını söyleyebiliriz. Film, Martin'in aniden belirdiği iki yerde şok etkisi yaratabiliyor. Ne var ki, bölümlerin yer yer baş döndürücü tempoları, hikâyenin bütününe yayılan daha dingin anlatımla dengeleniyor. Oyuncular, özellikle gösterişsiz kızları oynama uzmanı Thora Birch ile Doktor Phillippa'da insanı dinlendiren Embeth Davidtz, görevlerini yerine getiriyorlar. Hoş, Birch yakında seks timsali de seçilebilir. Ne de olsa önümüzde Christina Ricci örneği var.
Nick Hamm 1996'da bir tarihi ve aşkı dram (iki yıl sonra gösterime giren 'Talk of Angels'), bir de romantik komedi (Martha, Meet Frank, Daniel and Laurence) yapmıştı. Demek ki çeşitli türleri denemeyi seven bir yönetmen. Hayli sağlam 'Delik', onun
ileride daha da iyi filmler yapabileceği konusunda umut veriyor.