'Keçi gibi düştüm Sarıkeçililer'in peşine'

'Keçi gibi düştüm Sarıkeçililer'in peşine'
'Keçi gibi düştüm Sarıkeçililer'in peşine'

Yüksel Aksu: Keçi gösteri sanatlarının tanrısıdır. Dionysos keçidir, doğa tanrısı Pan keçidir. Bu arada evet... ben de keçiye benzerim.

Anadolu'nun son göçerleri Sarıkeçililer, Ege tutkunu yönetmen Yüksel Aksu'nun kamerasına takıldı. 'Dağlara Yürüyenler: Sarıkeçililer' adlı belgesel, Mersin'den Konya'ya uzanan son göçün tadımlık hali...
Haber: ELİF TUNCA / Arşivi

İSTANBUL - Galasını, memleketi Muğla’da yaptığı ‘Dondurmam Gaymak’ zamanında keçiler hakkında bol bol konuşmuştuk yönetmen Yüksel Aksu’yla. “Keçi hakkında bol bol ne konuşulur?” diye dudak bükmeden önce Aksu’nun yeni belgeseli ‘Dağlara Yürüyenler: Sarıkeçililer’i görmelisiniz. O zaman Sarıkeçililer’in nasıl da hevesle keçinin huyu suyu, karakteri, otlaması, çiftleşmesi hakkında konuştuğunu görüp hak verebilirsiniz.  
Aslında Yüksel Aksu da gerçeklikten ziyade işin kitabî tarafına vâkıf başta. Sanat eğitiminden de aldığı güvenle, Anadolu medeniyetlerinin kadim tarihi içinde Pan hakkında, satirler hakkında o da saatlerce konuşabilir. “Keçi, gösteri sanatlarının tanrısıdır. Dionysos keçidir, doğa tanrısı Pan da keçidir. Dondurmam Gaymak’ta bundan hareketle bazı sahneler çekmiştik. Bu arada evet, ben de keçiye benzerim. Ben de benzetiyorum, başkaları da söylüyor! Bir tarafım da Yörük, 30’larda iskan edilmiş. Yöremizin adı da Teke.” Bu bilgilerin üzerine, 2008’de önce Sarıkeçililer’in göçünün yasaklanacağı, ardından da son göçe hazırlandıkları haberi gelince Aksu’nun kamerasını kaptığı gibi yollara düşmesinde şaşılacak bir yan olmayacaktır herhalde. Haberi veren, Üstün Barışta. Doğa Derneği’nden iki gönüllü de mihmandarlıklarını üstlenince ekip, yola revan olmuş. “Bir hafta kalmıştı göçe. Hemen kamera kiralayıp veresiye bir minibüs ayarladık. Ne metin yazdık ne hazırlık yaptık; biz de keçi gibi gittik! Bakanlığa başvuracak vakit de yoktu. Ama denk geldi; film bittikten sonra başvurduk, onlar da böyle bir çalışma yaptırmak istiyormuş. O zamana kadar Muğla Valiliği ve Orman Bölge Müdürlüğü destek oldu. Ve Atlas dergisinden Özcan Yüksek. Yola 15 kişi çıktık ama en son 2 kişi kalmıştık! Tabi başka işleri oluyor ekibin. Çünkü Nisan sonundan Temmuz’a kadar dağlardayız! Mersin- Aydıncık’tan Konya Seydişehir’e kadar.” 

Kah minibüs kah deve
Kâh minibüs kâh deveyle yaptıkları bu yolculukta film ekibi olarak önce Yörüklerin çadırlarının arasına kamp çadırı kurmuşlar. Aksu’nun ‘entel çadırı’ dediği bu çadırlara zamanla gerek kalmamış, zira ‘kanka olunduktan sonra Yörük çadırına terfi’ etmişler! Böylece yılın 12 ayını ve bütün bir ömrü çadırda geçirmek, kadim bir geleneği sürdürmek, dağlarda yaşamak, her daim temiz ve neşeli kalabilmek, tabiatın diline aşina olmak hakkında epey tecrübe edinmişler. 10. asırdan beri süren ve bugün Anadolu’da tek örnek olarak 50- 100 çadırlık bir varlık gösteren Sarıkeçililer’in göçünün, ormanları tahrip gerekçesiyle yasaklanmak istenmesinin anlamsızlığı da buna dahil. “Başta ben de öyle sanıyordum ama tam aksini gözlemledim ve belgeledim. Ekolojik dengeye zarar vermeyi Yörük bizzat kendisi için istemez bir kere. Çünkü tahribat olduğunda göçeceği yer kalmaz. Ormanlara zarar vermeleri söz konusu olmadığı gibi fiilen ve fahren ormanları koruyan bir popülasyon.”

Bahçedeki kıl çadır
Bu bahsi geçsek bile ezelî ‘ovalı-obalı’, ‘göçer-yerleşik’ karşılaşmasında maalesef talih yüzlerine gülmüyor genelde. En iyimser ihtimal, bir toplu konuta yerleştirilmeleri. Nitekim Karaman Sarıkent’te bu denenmiş, ama Aksu’nun gördüğü apartmanın bahçesine çadır kuran bir Yörük! Sebebi ise “Yağmırın tapırtısını duymadan uyuyamamak”. Kışın şehirde okula giden çocuklarsa kapalı alanlarda daralıyor, öksürüp aksırıyor; iyileşmeleri için yeniden keçinin beğendiği ‘ot’u takip ederek çadırlarına varmaları gerek...
‘Dağlara Yürüyenler: Sarıkeçililer’, dün Didim’deki Meandros Festivali kapsamında gösterildi. Filmin gelecek sezon vizyona girmesi planlanıyor. Ama seyircilerden de kültür endüstrisinin aktörlerinden de ‘hassaten’ ilgi rica ederek: “Gerçekten seyircinin sahip çıkması gerekiyor. Nezih’in (Ünen) o güzelim belgeseli daha çok izlenmeliydi. 11 salonlu bir sinemanın bir salonunda da belgesel, arthouse filmi olsun! Biraz da seyirciye yalvarmak lazım; ‘Toroslarda üç ay gezemezsin, masraflı olur. Bak 10 liraya gösteriyoruz’ diye, küçük esnaf tarzı yaklaşacağız demek ki! Bir şirket de mesela yılsonunda ajandanın yanına kalem vereceğine böyle bir kültür hizmeti sunsun, belgesel versin.”