Kediler örgütlenemez biz örgütleniriz

Kediler örgütlenemez biz örgütleniriz
Kediler örgütlenemez biz örgütleniriz

Hayvan Partisi yüzde 25 i Genç Siviller olmak üzere şimdilik 20 kişi. Alıcı, katılmak isteyenlerin çok olduğunu ama isteseler de şimdilik 50 kişiyi bir anda alamayacaklarını söylüyor.

Genç Siviller'in girişimiyle hayata geçen Türkiye'nin ilk Hayvan Partisi'nin kurucu üyesi Merve Alıcı ile bir politik hayvan olarak insana düşen görevleri konuştuk. Hayvan Partisi'nin ilk etkinliği 'Köpek Konferansı' bugün İstanbul Şehir Üniversitesi'nde
Haber: BERRİN KARAKAŞ - berrin.karakas@radikal.com.tr / Arşivi

Parlamentoya girmiş tek Hayvan Partisi Hollanda’da. Sizin parti Meclis’te yer alabilir mi?
Hollanda’daki partinin mecliste iki üyesi var. Onlar seçimlere de giriyorlar. Bizim Hayvan Partisi şu anda bir platform ama siyasi parti haline getireceğiz. Bunun da Ankara ’da ofis, otuz kurucu üye gibi formaliteleri var. Hepsini yapacağız ama seçimlere girmeyi düşünmüyoruz. 

Neden?
Yüzde on barajı kalkarsa belki gireriz. Meclis’teyken yapacaklarımızın daha efektif olduğuna inanırsak tabii. Şu anda yapacaklarımızı Meclis’e girmeden de yapabiliriz. Samimiyet önemli bir şey Türk politik hayatında. Yapacaklarımızı samimiyetimize helal düşürmeden yapmak lazım. 

Hayvan Partisi diyor ki “Hayvanları sevmeniz şart değil, haklarını tanıyın öncelikle.”
Bizim amacımız hayvan sevgisi ve hayvan haklarının farklı bir şey olduğunu göstermek. Biz de hayvanları seven insanlarız, çoğumuzun kedisi var. Ben de sokakta hayvan gördüğümde kulağının arkasını okşuyorum ama şu ana kadar hayvan haklarının Türkiye ’de özdeşleştirildiği çılgınlar gibi hayvan sevmek. Birisi hayvanın kulağını sevmekten korktuğu zaman “Aaa lütfen korkacak bir şey yok. Gel sev” diye ısrar etme hali. Hayvan haklarını hayvanseverlerin davranışlarıyla özdeşleştirmek büyük bir hata. Hayvanların faydası açısından baktığımız zaman bu amaca hizmet eden bir durum değil. 

Bir de her hayvanseverin vejetaryen olması gerekir gibi bir argüman var. 
Ortalama bir Türkiye vatandaşının az miktarda et giriyordur evine, girdiği zaman da yiyordur. Bu insana “Hayvan hakları için vejetaryenlik şarttır. Nasıl yiyorsun?” dediğinde bunun o gerçeklikle örtüşme imkânı yok. Örtüşse bile bu bir tercihtir. Ama hayvanların kesimhanelerde ne şekilde kesildiğini, ineklere hormon verilerek süt sağlandığını, tavukların hareket etmeden kesildiklerini biliyoruz. Bunun insan sağlığına da zararı var. Hayvan Partisi’nin savunduğu en temel noktalardan bir tanesi bu dünyaya kendi isteğimiz dışında gelen canlılarsak hepimizin onurlu bir şekilde yaşama, onurlu bir şekilde ölme hakkı vardır. İnekler bize süt vermek, tavuklar yumurta vermek için yaratıldı gibi bir anlayış var. Bir ineği gezemeden, daha büyümeden süt danasıyken bağlıyorlar ki kasları gelişmesin. Hareket edemeden ölüyor bu hayvanlar. Bu benim vicdanımın hiçbir yerine sığmıyor. İnsanlar önlerine gelen etin ne şekilde geldiğini görmüyorlar. Çoğu insana nasıl olduğunu gösterseniz tepki duyar. 

Türkiye’de hayvan haklarına dair nasıl bir genel kanı var sizce?
Genelde kedileri köpekleri, sahiplendirmek, onlar için para toplamak vs ama bunun yanında “Yunus parklarını kapatalım” diyen çok güzel bir hareket de var. Bunların ortak çatı altında bulunması gerektiğine inanıyoruz. Hayvan haklarıyla hiç ilgilenmeyen bir bireyin kafasında bu zamana kadar oluşmuş imajdan farklı bir imajın oluşmasını istiyoruz. “Hayvanları ben hiç sevmiyorum” diyen insanın bile hayvan haklarına saygılı olduğu noktada bence bir şeyler değişebilir. Ön şart olarak bunu koşmak yanlış. Mesela bize geçenlerde bir restoran sahibinden mail geldi. “Kedileri seviyorum ama müşterileri rahatsız ediyorlar. Bu hayvanları rahatsız etmeden nasıl uzaklaştırabilirim?” diyor. Bunu ortalama bir hayvansevere sorduğunuzda “Orası onların da yaşam alanı” diyecektir. Ama çaresiz durumda kalmış bir işletme sahibi var orada. Bu durumla parti olarak empati kurabiliyoruz. Biz ideal olanı hayal ediyoruz ama mümkün olanı istiyoruz. 

Logo olarak neden eşeği seçtiniz?
Genelde hayvan hakları örgütlerine bakarsanız logoları kedidir, köpektir, patidir vs. Şehirde görüp iletişime geçtiğimiz kedi, köpek gibi hayvanlardan başka hayvanlar da var. Neden inek değil de eşek? Eşek çünkü en çok çalışan hayvanlardan ama hepimizin ağzında bir “Eşekoğlueşek” lafı var. Türkiye’de eşekler olmasa pek çok işin duracağından eminim. Eşek değeri görülmeyen, mazlum bir hayvan. 

İlk etkinliğiniz de Köpek Konferansı oldu.
Hayvanlarla yaşayan bir şehiriz. Yurtdışında, batıda mesela bütün hayvanlar barınaklara kapatılmıştır. Yedi gün içinde kimse sahiplenmezse öldürülür o hayvanlar Amerika’da. O sokakları çok yalnız buluyorum ben. İstanbul öyle değil. Köpeklerle yaşıyoruz ama haklarında çok şey bilmiyoruz. Ya çobanlık yapıyordur sürüyü koruyordur ya da bir tasmanın ucunda sevimli görünüyordur, kız tavlamaya yarıyordur. 

1910’da Sivriada’da ölüme terk edilen köpekler için adaya bir anıt yaptıracak olmanız da çok güzel.
O kadar büyük çapta olmasa da hâlâ bu şekilde öldürülüyor köpekler. Birkaç sene önce Belgrad Ormanı’na da bırakmışlardı köpekleri. Bayağı ölüme terk edip birbirlerini yemeye zorluyorlar. Farklı bir canlı türü gelip de bunu insanlara yapsa olay olur. İnsanlığa sığmayacak bir şey. Burada insanlığı da yüceltmek istemiyoruz. İnsan merkezli bakmıyoruz her şeye. 

Hayvan haklarını savunanlara oysa sıkça “İnsan hakları oldu, sıra hayvanlara mı geldi?” denir.
İnsan haklarının olmasını bekleyip de sonra başka bir şeye geçeceksek sonsuza kadar beklememiz lazım. Hem insan haklarıyla hem hayvan haklarıyla ilgili olabiliriz. Önce insanlar sonra hayvanlar gibi bir hiyerarşiye inanmıyoruz. Dünyayı bu kadar insan merkezli görmek “Önce benim çocuğum, sonra hayvanlar” gibi bir şey olduğuna inandırıyor insanları. Buna inanmıyoruz biz. Mesela bazı imza kampanyalarında argüman şu: “Bunu bugün hayvanlara yapan yarın insanlara da yapar”. Beni motive eden bu olmamalı. Aynı hak temelinde toplamaya çalışıyoruz insanları ve hayvanları. 

Sitenizde de Aristo’nun “İnsan politik bir hayvandır” sözünü vurguluyorsunuz.
Evet, politik bir hayvan ama bu onu üstün kılan bir nitelik değil. Bu onu sorumlu kılan bir nitelik. İnsan bence en başta birbirinden haberdar olan, örgütlenebilen bir hayvan. Bir kediyi öldürdüğünüzde diğer kediler toplanamaz. O zaman onların yerine biz toplanabiliriz. Bu bize bir sorumluluk veriyor. Daha üstün olduğumuz için daha ayrıcalıklı olmuyoruz. Bu anlayışı yıkmaya çalışıyoruz biz. 

İstanbul’da dev akvaryumlar açılıyor, dev hayvanat bahçeleri planlanıyor. Bunlara ne diyorsunuz ?
Hayvanların seyirlik malzeme olmadığını söylüyoruz. Mesela İTÜ’de doldurma hayvan merkezi açılıyor. Avcılık yapan bir kişinin ismiyle hem de. Biyoloji bölümü olan üniversitelerde öğrencilerin incelemesi için bir bölüm vardır ama bu tarz müze gibi avcılık yapan bir insanın ismiyle yer açmayı anlamıyorum. 

Kurban Bayramlarına dair bir planınız var mı?
İnsanların kendi hayvanlarını kesme hakkı vardır. Bu dini bir ritüel ve dini gerekliliğine saygı duyulmalı. Bunu ayıplamak, insanlarda psikolojik baskı yaratmak da çok ayıp bir şey ama doğru kesildiğinden emin olmak lazım. Belediyenin tesislerinin yeterli olduğunu düşünmüyorum. Bunun haricinde hayvanını kendisi kesmek isteyenler de var. İdeal olarak hayvan kesme sertifikası alınabilir. Ehliyet gibi, hayvan kesme ehliyeti. Din görevlisi, veteriner, kasap bu işten anlayan sertifikalı insanlardan bir sene önceden randevu alınabilir.