Keira Knightley Radikal'e konuştu: Alan Turing'in hikayesi beni şok etti

Keira Knightley Radikal'e konuştu: Alan Turing'in hikayesi beni şok etti
Keira Knightley Radikal'e konuştu: Alan Turing'in hikayesi beni şok etti
The Imitation Game: Enigma filminde Alan Turing'in ekibinde yer alan tek kadını canlandıran Keira Knightley, Alan Turing'in başına gelenleri okuduğunda şok olduğunu söylüyor. Bu akşam Oscar için yarışacak olan Keira Knightley, Radikal muhabiri Aida Takia O'Reilly ile görüştü.

Ünlü İngiliz matematikçi Alan Turing ve ekibi, Nazilerin kullandığı Enigma adlı şifreyi kırmak için, modern bilgisayarların büyük babası denilebilecek bir makine tasarlamıştı. Bu makine sayesinde Müttefik Devletler 2. Dünya Savaşı’nda öne geçmeyi başarış, savaş çok kısa sürede sona ermişti. Fakat Turing bir eşcinseldi ve İngiliz hükümeti onu “ahlaksızlık”la suçlayarak yargıladı. Turing’in davasını gören yargıç ona bir seçenek sundu: Ya hapse girecek, ya da kimyasallar alarak hadım edilecekti. Turing 2. yolu seçti ama, ömrünün geri kalanında büyük acılar çekti. En sonunda yüksek dozda siyanür yuttu, bir elmadan ısırık aldı ve intihar etti. Bu olay yıllar sonra Apple firmasının ünlü gökkuşağı renklerindeki elmalı logosuna da ilham verecekti.

Turing ve arkadaşlarının Enigma’yı çözmesinin hikayesinin anlatıldığı The Imitation Game: Enigma filmi Cuma günü vizyona girdi. 8 dalda Oscar’a aday olan film, bu Pazar En İyi Erkek Oyuncu (Benedict Cumberbatch), Yılın En İyi Filmi, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Keira Knightley), En İyi Yönetmen, En İyi Uyarlama Senaryo, En İyi Kurgu, En İyi Prodüksiyon Tasarımı, En İyi Orijinal Müzik dallarında Oscar almak için yarışacak.

Benedict Cumberbatch Radikal'e konuştu: Türkiye'de eşcinsellere yönelik ayrımcılık hala sürüyor

Filmde Alan Turing’in ekibindeki tek kadın olan Joan Clarke rolünde izlediğimiz Keira Knightley, Kasım ayında Hollywood muhabirimiz Aida Takia O’Reilly ile bir araya geldi. İngiliz yıldızla O’Reilly’nin sohbetini aktarıyoruz.

The Imitation Game: Enigma projesine nasıl dahil oldunuz? Projeyle ilgili detayları başta bilmediğinizi biliyorum. Size şaşırtan şeyler oldu mu?

Hayır, şaşırtan bir şey olmadı. Yaklaşık 5 yıl önce, Turing’in affedilmesi için büyük bir baskı vardı. Turing’in adını ilk o zaman duymuştum ve hakkında pek çok makale okudum. Neler başardığını ve sonrasında yaşadıklarını okuduğumda büyük bir şok yaşadım. O zamandan beri, eğer Turing hakkında bir proje olursa mutlaka içinde olmak isterim diye düşünüyordum. Hikayede nasıl bir kadın karakter bulunacağını ve nasıl bir rol alabileceğimi umursamıyordum. Sonra da bu filme başlanacağını ve Benedict’in Turing’i canlandıracağını duydum. Proje ilgimi çekti, senaryoyu okudum ve gerçek hikayeyle çok iyi bir bağ kurduğunu düşündüm. Hemen projeye dahil olmak istedim. Film boyunca birçok harika oyuncunun küçük roller üstlendiğini görebilirsiniz. Sanırım hepimiz Alan Turing’in hikayesine bir ucundan dahil olmak ve geniş bir izleyici kitlesine ulaşmasını sağlamak istedik.

Kırılırsa şifreler kırılır, kalpler kırılası değil!

Rolünüz gerçek bir karaktere mi dayanıyordu?

Evet, Joan Clarke gerçek hayatta da Enigma’yı kıran ekipte yer almıştı. Kısa bir süre Alan Turing ile nişanlı kaldı ve onun çok yakın bir arkadaşıydı.

“BENEDICT CUMBERBATCH MÜKEMMEL İŞLER YAPIYOR”

Sizce Benedict Cumberbatch diğerlerine nazaran neden daha fazla iş alıyor?

Bence bunun sebebi, pek çok farklı role bürünebilmesi. Daha önceki rollerini düşünüyorum da… Çirkin ve aptal karakteri de oynadı, kadınları kendinden geçiren bir erkeği de… Çeşit çeşit canavarı oynadığını da gördüm, dehayı da. Tam bir bukalemun aslında. Yüzünü güzel de gösterebilirsiniz, kuşkucu da. Atonement filminde olduğu gibi onu ürpertici bir karaktere de büründürebilirsiniz. Bazı insanlar bizim yaptığımız işten yorulup bir süre ara vermek ister. Ancak Benedict’te böyle bir şey yok. Enerjisini henüz kaybetmedi. Üstelik yakın zamanda da kaybedecek gibi görünmüyor. Sanırım mükemmel işler yapmaya devam edecek. Yakında sahnede Hamlet’i canlandıracak. Şu sıralar bir televizyon programı için Richard III’ü canlandırıyor. Her işin altından kalkıyor yani.

“JOAN ERKEKLER ARASINDA KENDİNE YAVAŞ YAVAŞ YER BULDU”

Kadınlar bugünkü haklarını elde edebilmek için büyük uğraşılar vermiş. Ki aslında bu mücadelenin üzerinden çok da zaman geçmedi. Eşcinsellere olduğu kadar olmasa da kadınlara yönelik de ayrımcılık vardı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

O zamanlar en iyi üniversitelerde bile, kadınlar için özel bölümler ve fakülteler açılıyormuş. Bu sayede bugün birkaç tane çok zeki kadın akademisyen var. Ancak hiçbir şey kolayca elde edilmemiş. O zamanki eğitimlerin amacı da ev kadını yetiştirmekmiş. Birinci Dünya Savaşı yıllarına ve sonrasında gelen 40’lı yıllara baktığınızda, erkeklerin savaşa gittiğini görüyorsunuz. Kadınların iş hayatına girmesi de böylece gerçekleşmiş. 50’lerde ise erkeklerin cepheden dönmesiyle kadınlar tekrar evlerine dönmek zorunda kalmış. İş hayatında kazandıkları pozisyonları kaybetmişler. O yılların tarihimizde çok ilginç zamanlar olduğunu düşünüyorum. Bizler o günleri yaşamadık belki, ama zor zamanlar yaşandığını biliyoruz. Joan Clarke karakterinde en çok sevdiğim şey de oydu. Joan, Çin pazarına dalmış boğa gibi sağa sola saldıran ve etrafı dağıtan bir kadın değil. Erkeklerin domine ettiği bir ortamda yavaş yavaş kendine yer buluyor. Bunun politik açıdan çok kurnazca bir hamle olduğunu düşünüyorum. Filmde Joan’un Alan Turing’e söylediği bir şey var: İş arkadaşların seni sevmezse, sana yardım etmezler. Bence bu çok zekice bir söz. Çünkü tıpkı Alan gibi, Joan da ‘dışardan’ gelen birisiydi. Ancak insanları nasıl idare edeceğini biliyordu.

“ÖNYARGILARIMIZI SÜREKLİ, TEKRAR TEKRAR TARTIŞMALIYIZ”

Kadınlar o zamanlar büyük zorluklar çekmiş, ama bugün bazı şeyler değişti tabii. Sizce kadınlar bugün nasıl bir durumda?

Tabii feminizm 40’lardan ve 50’lerden beri çok yol aldı. Ancak bu karakterde benim dikkatimi çeken şey, kadınların bugün de talep ettiği eşitlik fikirleri oldu. Feministler bugün bile masada eşit bir konumda olabilmek için, erkeklerle eşit ücretler alabilmek için uğraşıyor. Gerçi filmde eşit ücret konusuna pek değinilmiyor ama, Joan Clarke bunun için büyük bir uğraş vermiş. Eğitimini aldığı işi yapabilek için seçildiği gün, aynı odada bulunduğu erkeklerden çok daha az maaş almaya başlamış. Buna karşı çıktığında da onun yalnızca bir dil bilimci olduğu ve bu maaşın da dil bilimci bir kadına verilebilecek en yüksek ücret olduğu söylenmiş. Oysa Joan Clarke İngilizce dışında dil bilmiyormuş! (Gülüyor) Senaryoyu okuyup biraz araştırma yaptıktan sonra, filmde anlatılan şeylerin gerçek hayatta yaşananlarla ne kadar örtüştüğünü fark ettim. Filmin tartışmaya açtığı en önemli konu eşcinsellerin hakları tabii. O konu da 40’lı ve 50’li yıllardan beri çok yol aldı. Ancak bu konulardaki önyargılar sürekli, tekrar tekrar tartışılmalı bence.

“SÜREKLİ ÇEKİCİ GÖRÜNMEM MÜMKÜN DEĞİL”

Kırmızı halıda gördüğümüz Keira’nın, günlük hayattaki Keira’dan oldukça farklı olduğunu söylüyorsun. Peki senin için ‘cazibe’ nedir? Sadece işle ilgili bir terim mi?

Evet, genellikle işle ilgili bir şey olduğu zaman cazibeli görünmeye çalışıyorum. Dışarı çıkarken giyinip süslendiğim zamanlar çok nadirdir. Sanırım bunun sebebi, genelde işimle ilgili bir etkinlik olduğunda bu şekilde giyiniyor olmam. O iki ortam ayrı kalsın istiyorum. Moda sektöründe de çalışıyorum ve çeşitli etkinlikler için giymem gereken şeyler var tabii. Film çekimi sırasında da çekici ve estetik görünmek gerekiyor. Dolayısıyla çekici görünmek hoşuma gidiyor ama bu her gün yapabileceğim bir şey değil.

Tasarım kıyafetler giymeyi seviyor musunuz? Ya da belirli bir moda zevkiniz var mı? Son dönemde dolabınıza yeni bir şeyler eklediniz mi?

Evet, son zamanlarda çok güzel bir Burberry elbise aldım. Arkadaşımın bebek partisine giderken giydim. Güzel giyinmeyi seviyorum, ama çoğunlukla tulum ve botlar geziyorum. Öyle giyinip süslenmekle pek uğraşamıyorum ama bu hafta biraz öyle geçti ve hoşuma da gitti. Bence 40’ların tarzı üzerimde güzel duruyor. 60’lar tarzı giyinebilmeyi de isterdim, ancak bana pek yakışmıyor.

“JOAN MUTFAK TEZGAHIYLA BİR İLİŞKİ İSTEMİYORDU”

Sizin için ilişkilerde karşınızdakiyle benzemek önemli midir? Ya da entelektüel fikir alışverişleri olması gerekir mi? Yoksa arada sevgi olsa yeterli midir?

Bence bunların hepsinin olması çok önemli. İlişkide herkes bir şekilde uyarılmak ve teşvik edilmek ister. Aynı zamanda mutlu olmak, karşınızdakiyle paylaşabileceğiniz deneyimler de istersiniz. Mesela Joan Clarke karakteri bir ilişkide mutfak tezgahına bağlı kalmak, ya da tutkuyla yapmak istedi bir şeyden uzak kalmak istemiyordu. Bu yüzden de bir arkadaşıyla “partnerlik” edeceği bir hayatı tercih etmesi ve muhteşem bir hayat sürmeyi istemesi bana mantıklı geliyor. Bu sayede muhteşem bir kariyere sahip olabilirdi ve onda yeni ufuklar açan tartışmalarda yer alabilirdi.

Tüm bu projeler arasında sanatını geliştirmek için nasıl yöntemlerin var? Filmler izlemeye devam ediyor musun, yoksa sinemadan uzak mı duruyorsun?

Pek çok şey izlemeye çalışıyorum ve bu sayede farklı şeyler görebiliyorum. İzlediğim şeyleri kopya etmek için değil tabii, çünkü bu mümkün değil. Daha çok filmlerde insanların nasıl bir performans sergilediğini izlemeyi seviyorum. Sinemayı sevdiğim için, sinema filmlerini izlemeyi de seviyorum. Aynı zamanda çok sayıda kitap okuyorum.

Fakat sanatsal becerilerimi geliştirebilmemin tek yolu, işimi yapmaya devam etmek. Daha önceki deneyimlerimden yararlanıyor ve beraber çalıştığım insanlardan bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum. Birisini çekimler sırasında izlemekle, sahnenin son halini izlemek arasında farklar oluyor. Film çekimlerinde, tiyatroda olduğu gibi prova yapmak mümkün değil. Bu yüzden de diğer insanların çalışmalarını da göremiyoruz. Genellikle başkalarının sahnelerini filmin son halinde görebiliyoruz, halbuki o görüntü için setin dışında da çok fazla zaman ve efor harcanmış oluyor. Filmden önce 2 hafta boyunca prova yapabildiğimiz için şanslıyız. Ama sanırım Benedict 2 haftadan da fazla süre prova yaptı. keza diğer oyuncular da… Tiyatrolardaki prova odaları, sanatsal becerileri geliştirebilmek için en iyi yol aslında. Ama film çekiminde de insanların yanına gidip ilgi alanları hakkında konuşma, nasıl yöntemler kullandıklarını sorma imkanı oluyor. Bunların hepsi de yardımcı oluyor.

Çeviri: Eda Utku / Radikal

O elmayı ısıran adam Alan Turing