Kelimenin tam anlamıyla sıradışı: Tiraje

Kelimenin tam anlamıyla sıradışı: Tiraje
Kelimenin tam anlamıyla sıradışı: Tiraje
89 yaşında hayata veda eden ressam Tiraje Dikmen, kelimenin tam anlamıyla sıradışı bir yaratıcıydı. 'Kendi doğruları' çerçevesinde sıkı bir kumaş gibi dokuyarak oluşturduğu resim diliyle Tiraje, farklı açılımları olan bir kurgu ve renk anlayışı geliştirmişti. 'Göç' temalı etkileyici diziler gerçekleştiren Tiraje, has ressamların ulaşabileceği imge yoğunluğuna sahipti.
Haber: NECMİ SÖNMEZ - buero@necmisoenmez.de / Arşivi

1925 yılında Büyükada’da doğan ressam Tiraje Dikmen’i 1 Eylül 2014’te kaybetmemiz, sadece Türk resmi açısından değil, giderek çoraklaşan kültür ortamamız açısından da önemli bir kayıp. Çünkü kelimenin tam anlamıyla ‘sıradışı’ bir yaratıcı olan Tiraje, Paris ve İstanbul arasında şekillendirdiği sanat ve yaşam modeliyle ayrıcalıklı bir konuma sahipti. Son kişisel sergisini 2002 yılında Ankara Galeri Nev’de açan sanatçının resimlerinde geliştirmiş olduğu ‘anlatım dili’, ülkemizin sanat gündemine uymadığı; dahası bu sığ gündemi aşan uluslararası bir boyuta sahip olduğu için anlaşılamamış, bu yüzden de yadırganmıştı.

GERÇEK BİR ÖNCÜ
Hiçbir gruba katılmadan, herhangi bir akımın peşişnde giden yolda değil de, ‘kendi doğruları’ çerçevesinde sıkı bir kumaş gibi dokuyarak oluşturduğu resim diliyle Tiraje, farklı açılımları olan bir kurgu ve renk anlayışı geliştirmişti. Bu özellikleriyle Türk Sanatı içinde tekil bir konuma sahipti. Onu bu denli farklı kılan elbette yaşam öyküsünden kaynaklanan değerlerinin üzerine kurduğu ‘karakteriydi’. Mutlak doğrunun peşinde, erişilmez kompozisyonları kurgulayarak daha önce yapılmayanın, görülmeyenin şekillendirilmesinde Tiraje gerçek bir öncüydü.

YOL GÖSTERİCİSİ LEOPALD LEVY 

FOTOĞRAF: MUAMMER YANMAZ, 40 İSTASYON PARİS serisinden
Veteriner Cafer Dikmen’in küçük kızı olan Tiraje, ablası Şükriye gibi sanata çok küçük yaşta gönül vermişti. Işık Lisesi’nin ardından İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde Prof. Kessler yönetiminde ‘İstanbul’daki Kadın İşçilerin Çalışma Koşulları’ konulu doktarasını verdi. 1939’da İstanbul Akademisi’ne resim atölye şefi olarak atanan Léopold Lévy (1882-1966) ile resim çalışmaya başladı. Lévy Tiraje’nin hayatında çok önemli bir rol oynamıştı. Onun hocası, yol göstericisi olmuştu. 1949’da Fransız Hükümeti bursu ile Paris’e giden Tiraje, 1955’e kadar Fransız başkentinde hem farklı müzelerde stajer olarak çalışmış hem de büyük bir tutkuyla bağlı olduğu resim sanatını kendisine tek varoluş nedeni olarak seçmeye kesin karar vermişti.

MAX ERNST İKİ DESENİNİ SATIN ALDI
Lévy Akademi’deki görevinden ayrılıp 1949’da Paris’e döndükten sonra bu şehire yerleşmiş olan öğrencileriyle (Nejad Devrim, Selim Turan, Avni Arbaş) ilişkisini kesmeden sürdürmüş, Tiraje ile özel olarak ilgilenmişti. Paris’e yerleşip sanat ortamıyla yakın ilişki içine giren Tiraje, 1956’te ünlü Galerie Edouard Loeb‘da desenleriyle ilk kişisel sergini açtığında Max Ernst iki desenini satın almıştı. Bu yıllarda Man Ray, George Braque, André Breton, Yves Tanguy, George Herold, Victor Brauner başta olmak üzere dönemin kalburüstü sanatçılarıyla yakın ilişki içinde olan Tiraje, Gerçeküstücü çevrelere yakın olmasına rağmen çalışmalarında Sürrealist denemelere girmemiştir. İnsan figürünü anlatıcı olmayan öğelerle yorumlayan Tiraje, kompozisyonlarında „bireyin dramını“ derinlemesine irdelerken hayatın getirilerine resimlerini açık tutarak son derece etkileyici bir tarz geliştirmeyi başardı.

ETKİLEYİCİ ‘GÖÇ’ DİZİSİ

1960 yılında Paris’te bu kez yağlıboyalarıyla Galerie Edouard Loeb’da ikinci kişisel sergisini açan Tiraje, son derece olumlu eleştiriler almıştı. Lévy 1966’da vefat ettiğinde atölyesini ve resimlerini Tiraje’nin sorumluluğuna bırakarak genç sanatçının omuzlarına kaldırılması kolay olmayan bir yük bırakmıştı. Buna paralel olarak ailevi nedenlerle daha sık İstanbul’a gelmesi Tiraje’nin kendi çalışmalarına yoğunlaşmasını engellemeye başlamıştı. Paris’te 1968 protestolarının tanıklığını yapması Onun dünyaya bakış açısını derinden etkiledi. 1970’te İstanbul’da Galeri 1’de açtığı sergisinden tam 15 yıl sonra 1985’te Ankara Galeri Nev’de çalışmalarını sergileyen sanatçı, 1980’li yılların tamamını elinde kalması için mücadele ettiği Büyükada’daki doğduğu köşkte geçirdi. Bu dönemde yoğun olarak çalışan sanatçı özellike ‘göç’ teması üzerine giderek arkası etkileyici diziler gerçekleştirdi.

HAS RESSAMLARIN ULAŞABİLECEĞİ İMGE YOĞUNLUĞU
Zamanın tanıklığını yaparken ancak ‘has ressamların’ ulaşabileceği imge yoğunluğuna varan Tiraje, hem etkin bir desen anlayışına, hem de bildik kalıpları aşan ‘renk yorumuyla’ 1990’lı yıllar boyunca ‘göç’ temasına farklı boyutlardan yakınlaşmayı elden bırakmadı. Hareket halindeki figür grupları, Tiraje’nin resimlerinde giderek belirginleşmeye başladı. Genelde semi figüratif karakterli olsa da, hareket halindeki insan kümeleri Onun resmine büyük bir dinamizm kazandırdı. Çünkü O, çizgi ve lekeleriyle, bir ağaçla insan, bir köpekle martı arasındaki farklılıkları yok ederek ‘tanımsız varlıklar’ ortaya koymayı başardı. Betimlemenin, dramın, anlatımcılığın tamamen kapı dışına itildiği 2000’li yıllara ait çalışmaları büyük süprizlerle doludur.


Tiraje Dikmen, 2012, Büyükada, FOTOĞRAF: NECMİ SÖNMEZ

‘ZAMANIN HAFIZASI’NI KURGULADI
Soyut, figüratif gibi kategorilerin ötesinde Tiraje’nin resmini ilginç kılan, Modernizme tanıklık etmesine rağmen en ilkel duygu yoğunluklarına açılan bir pencereden kendisine ve dünyaya bakabilmesiydi. Küçük bir leke, belli belirsiz bir çizgiyle yaşamın dramını ustalıkla imgelere aktaran sanatçı, ünlü yazar Patrick Waldberg’in kendisi için kaleme aldığı ustalıklı metinde ele aldığı gibi ‘Zamanın Hafızası’nı kurgulamıştı. Bu tür bir bellek anlayışı onu gerçekten tekil kılıyordu.

TÜRK SANATINDA EŞİ BENZERİ YOK
İstanbul’daki konuşmalarımızda Paris’e ilk kez gittiği 1949 yılında kaldığı ilk otel odasını anlatırken sanki ‘dünden’ bahsediyordu. Paris’teki buluşmalarımızda Charles Estienne’in sevdiği patates püresi için nasıl özel bir mutfak aleti aradığını yana yakıla dile getirirken, birazdan olacaklardan bahseder gibiydi. Gel zaman, git zaman arasında Tiraje, güncelin, geçmişin ötesine geçerek hayatın kurgusunu dile getiriyordu. Adeta bunun resmini yapıyordu. Zamansız, konusuz ama gören gözlerin kavrayabileceği imgelerle damıtılmış olan bu kompozisyonların, Türk sanatında eşi benzeri yoktu.

BÜYÜK KİTABINI TAMAMLAYAMADAN...
1985’ten beri tanıdığım Tiraje ile üzerine hazırladığımız büyük kitabını tamamlayamadan onu son yolculuğuna uğurlamak kabul edilemiyecek kadar ağır benim için. Kelimenin bittiği yerde şiire başvurmaktan başka ne çaremiz var ki? Behçet Necatigil’in bir dörtlüğü imdatıma yetişiyor bu noktada:
“Kaynaşır birbirine gün olur zamanlar;
Geçmiş, gelecek birleşir tek kesitte.
Sanki ilk kez yaşarız yaşanması dünlerde
Ya da başlar ansızın ta ilerde olacaklar.”


Tiraje Dikmen'in Büyükada'daki atölyesi.