Kendilerini aşamayan ustalar

Kendilerini aşamayan ustalar
Kendilerini aşamayan ustalar

Woody Allen?ın yeni filminde Naomi Watts?ın (ortada) yanı sıra Lusie Punch rol alıyor. fotoğraflar: afp

Cannes Film Festivali'nde Polanski'ye destek kampanyasına Avrupalı yönetmenler gözü kapalı imza atarken Woody Allen dışında Amerikalı sinemacılar çekimser. Yarışmada ise Mike Leigh, Bertrand Tavernier gibi ustalar kendilerini aşan güçlü bir soluk getiremediler
Haber: MEHMET BASUTÇU / Arşivi

CANNES - Sinemayla doğrudan ilişkisi olmayan medyatik olaylar ile bazı filmlerin daha gösterilmeden yarattığı polemikler, festivalde yedinci sanattan daha çok konuşuluyor bu yıl. Politik içerikli filmlerin yarattığı tepkiler, Cannes sahillerini altüst eden dalgalar, hava trafiğinin aksamasına yol açmasından korkulan kül bulutları gibi sinema dışı konulara, bir yenisi eklendi: Polanski dosyası...
‘Korsanlar’da (1986) rol almış oyuncu Charlotte Lewis’in, onca yıl sonra, tam da festival sırasında, “Polanski, 16 yaşımdayken bana da tecavüz etti” demesi, kötü bir film senaryosu gibiydi. Bu suçlamanın, Roman Polanski’yi savunmak için Fransız yazar Bernard Henry Levy’nin girişimiyle hazırlanan bildiriye Cannes’da imza toplama kampanyasının sürdürüldüğü günlerde yapılması, kuşkusuz bir rastlantı değildi. Jean-Luc Godard, Bertrand Tavernier, Agnes Varda gibi Avrupalı yönetmenler bildiriyi gözleri kapalı imzalarken, Woody Allen dışında, Amerikan sinemasının, Tim Burton ve Michael Douglas gibi adlarının çekimser davranması, konunun sürpriz sayılamayacak başka bir ilginç yanıydı. Cannes Film Festivali küresel bir medyatik arenaya dönüşünce, sinemayla uzaktan yakından ilgili yan konuların da öne çıkması kaçınılmaz oluyor...

Melankolik İngiliz mizahı
Aslında, sinema sanatı dışındaki olayların gündemi bu kadar işgal etmesi, ilk günlerin Altın Palmiye adaylarının göreceli vasatlığıyla da açıklanabilir. Ne Mike Leigh ne de Bertrand Tavernier, kendilerini aşan güçlü yeni bir soluk getiremediler. Filmleri yarışma dışı gösterilen Oliver Stone ile Woody Allen için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Duyarlı ve incelikli kameraları eşliğinde, o bildik dünyalarında, o tanıdık çehrelerle bir kez daha birlikte olmaktan mutluyuz, o kadar... Usta yönetmenlerin her filmde kendilerini aşmalarını beklemek kuşkusuz insafsızlık olur ama Cannes’daki büyük salonu tek bedenmişçesine ayağa kaldıracak heyecan yükünü yakalayamadıkları da ortada.
Mike Leigh, ‘Bir Yıl Daha’ (Another Year) ile sıradan insanların günlük yaşamlarından derinlemesine kesitler vermeyi sürdürüyor. Toplumsal açmazların derinleştirdiği bireysel çıkmazları yine duyarlı ve iğneleyici bir dille işliyor. Aile yaşamı, dostluklar, kırgınlıklar, boş umutlar, sevgi ve şefkat arayışları içinde geçen, ölüm acısıyla doğum sevincinin birbirini izlediği dört mevsim boyunca yaşamlarımızın giderek kuruyan özünü, artan anlam boşluğunu gözler önüne seriyor.
Mike Leigh’in melankolik İngiliz mizahıyla, Woody Allen’in yarışma dışı sunulan ‘You Will Meet a Tall Dark Stranger’ ile Londra’ya taşıdığı New York’lu Yahudi mizahı arasındaki karşıtlık, aslında, aynı insanlık komedyasının değişik yüzleri değil mi?
Fransız sinemasının en iyi hikaye anlatıcılarından Bertrand Tavernier, bu kez din savaşlarının kırıp geçirdiği 16. yüzyıl Fransa’sına götürüyor bizi. ‘Montpensier Prensesi’ tarihi bir filmden çok, sıradışı bir tutkunun öyküsü. Din adına, temel dinsel değerlere ters düşen barbarlığın sergilendiği savaş ortamında, iktidar ve servet hırsının körüklediği binbir entrikanın döndüğü saray ve şatolarda yaşanan gerçek tutkularla, çıkar evliliklerinin düğümlenmesi trajik sonu kaçınılmaz kılmaktadır. Lambert Wilson’un incelikli yorumuyla da dikkati çeken film, ne yazık ki sözü edilen tutkunun yakıcı alevini perde dışına yeterince taşıyamıyor...

Striptiz kumpanyası
Genç kuşak Fransız oyuncu ve yönetmen Mathieu Amalric, ‘Turne’ ile daha özgün, doyurucu ve yenilikçi bir ses getiriyor. Yaşları biraz ilerlemiş tombulca Amerikalı striptizci kadınların ‘New Burlesque’ adını verdikleri, bir tutam da feminizm içeren şovun Fransa’nın taşra kentllerindeki turnesine katılıyoruz... Bu çılgın gösterinin dertli yapımcısı rolündeki Mathieu Amalric, oyuncu olarak da başarılı. Dördüncü filmi olan ‘Turne’de, şen şakrak kumpanyanın renkli çılgınlıkları gerisinde gizlenemeyen yaraları, dinmeyen acıları, kahrolası umutsuzlukları elle tutulur kılan tutarlı bir mizansen sergiliyor.