Kendimize oryantalist gözlükle bakıyoruz

Kendimize oryantalist gözlükle bakıyoruz
Kendimize oryantalist gözlükle bakıyoruz
İş Sanat Kibele'de açtığı retrospektif sergisi vesilesiyle konuştuğumuz sürrealist resimleriyle tanınan Ertuğrul Ateş, tuvallerinde beliriveren Arapça yazıları, 'Dünyalı bir Türk' olmayı, 18 yıl yaşadığı ABD'ye bakışını anlattı
Haber: ELİF İNCE - elif.ince@radikal.com.tr / Arşivi

Ertuğrul Ateş denince akla kurdeleler geliyor. Hep en son resmettiği kurdelalar, puslu tuvallerin içinde uçuşuyor, bazen de bir dala takılıp kalıyor. Retrospektif sergisindeki en eski resim, 1984’ten kalma, Magritte sürrealizmini anımsatan ‘Gece’. Göğüslerinin altından ikiye bölünmüş, mavi suratlı bir kadının arkasındaki bir pencereden ay gözüküyor. Kırmızı bir kurdela, pencereden göğe süzülüyor...
Hem hayatındaki çalkantıların, hem de sanatsal arayışlarının izlerini taşıyor retrospektifi. “Elleri, ayakları bağlı adamlar, kötü bir evliliğin içindeyken çıktı” diyor. Amerika’da geçirdiği uzun yılların, sonra da geri dönmenin etkisiyle ‘kök arayışı sevdası’ depreşiyor, ortaya Osmanlı hanedanları ve ‘Harem’ serileri çıkıyor. Kurdeleler, 2000’lerin sonuna doğru Arapça harflere dönüşüyor. Ateş, eskiz çizmeden çalışıyor. “Kahve falı bakmak gibi” diyor hep. Tuval nereye götürürse, oraya gidiyor. 

Serginin kataloğunu bir psikolog yazmış. Klasik bir katalog yazısı değil…
Evet, arkadaşım Defne Aruoba Akpınar yazdı. Katalog yazıları anlaşılmaz olmak zorunda değil, sanat anlaşılabilir bir şekilde yazılabilir. Bunu göstermek istedik. Herkes sanattan anlamaz, ama hevesli olanların hevesinin kırılmaması için sabırla anlatmalı. 

Siz böyle bir sorumluluk hissediyor musunuz?
Halk anlayacak diye Konya kaşığı üzerine Mevlana figürü yapacak değiliz tabii. Ama Anadolu sessiz sanatseverler barındırıyor. Manisa’da et kombinası olan adama da resim satıyorum ben. Kapıcımız bir resmimi görüp “Bu ne ya” dediğinde uzun uzun anlatıyorum. Onlara da ulaşmak lazım. 

Osmanlı’yı hep Batılı kaynaklardan dinlediğimiz için geçmişimizle ilişkimiz zayıf, ortak bir hafızamız yok diyorsunuz hep. Siz de 18 yıl Amerika’da yaşadınız, arındırabildiniz mi kendinizi o bakıştan?
Batı, yüzyıllardır bize oryantalist gözlükle baktı. Bütün fikirleri bize sızdı, biz de artık o gözlüklerle bakıyoruz kendimize. Onu çıkarmamız, hafızamızı tazelememiz lazım. Hafızası olmayan bir toplum gelecek yaratamaz, sanat da yaratamaz. Özgün bir üslup yakalamanın ipuçları bu topraklarda gizli. Ben de bir çiftçi çocuğuyum, yazlarım tarlada, köyde, Çukurova’nın kendine özgü doğasında geçti. Oradan besleniyorum. Kendi konularımızdan yola çıkarak evrensel değerler yakalamamız lazım. Aslında İslam muazzam bir uygarlık sunuyor bize ama daha iyi anlaşılması lazım. İslam’ı anlamıyoruz, bilmiyoruz. Okuduklarımız bize İslam diye yutturulmuş. 

Arapça, hat bilmiyorsunuz. Nereden çıktı resimlerdeki bu yazılar?
Hat eğitimim yok, yani bilinçli şekiller değil yazdıklarım. Kurdeleler zamanla yazı yazmaya, benim ‘hafıza yazı’ dediğim Arapça yazılara dönüşmeye başladı. Nihat Genç’in ‘Karanlığa Okunan Ezanlar’ kitabında okuduğum, Bosna Savaşı sırasında, uygar Avrupa ’nın göbeğinde öldürülen yedi yaşında bir kızın hikâyesini resmetmiştim. Adı ‘Nihada’nın Küresi’ydi. Hattat bir arkadaşım baktı, yazdığım ‘Allah yeter’ demekmiş. Çok şaşırdım. Ama bakın, camide, köy kahvesinde, Anadolu’daki evlerde, cam altlarında hep Arapça yazılar var. Hep dualarla, hatla çevrili olarak yaşadık. Ailem de hiç dindar değildi aslında. Adanalı çiftçi bir ailenin olabileceği kadar çağdaş, demokrattılar. Ama geçmişle ilgili bir iz var. Genlerimizde bile vardır bu bilgi belki de. 

Dindar mısınız?
Allah inancı sağlam bir adamım. Kuran’ı anlamaya çalışıyorum, döne döne okuyorum. Zaaflarımdan kurtulmaya, iyi bir insan olmaya çalışıyorum. 

Amerika’da kabullenilmem uzun zaman aldı diyorsunuz. Neden?
İtalya’dan, Fransa’dan, Rusya’dan gelen sanatçıların ağzında gümüş kaşık olur, eğer Türkiye ’denseniz durum farklı. Beni de açtığım ilk sergilerde bir yere koyamadılar. Los Angeles’ta açtığım bir sergiye birkaç televizon kanalı birden gelmişti, neyin nesiymiş bu diye merak etmişler. Sadece meraktan yani! Tanımıyorlar bizi, 10 Amerikalıdan 8’i yerini bile bilmez Türkiye’nin. Tabii tanıtma sorumluluğu oluyor. 

ABD pasaportu almayı neden reddettiniz?
Ayrıcalıklı vatandaşlık statüsü var, sanatçılara, bilim adamlarına verilen… Dört kere teklif ettiler, “Vergi verip vermediğini bile sormayacağız” dediler, hayır dedim. Ülkemize karşı savaşabilme yemini etmek istemedim çünkü. Eleştiriyor değilim bunu yapanları, ama ben istemedim. Asimile olmamak bir suç mu? Kendisi oluyor adam. Dünyalı bir Türk’üm ben. 

Asimile olmamak suç değilse, o zaman ‘Türkiyeli’ diyebilir miyiz?
‘Türkiyeli’ yutturma bir kavram, dayatılan bir kavram. Türklük etnik kökene dayanmaz, siyasi bir kimliktir. Altında Arnavutluk da Kürtlük de Lazlık da vardır. Bütün dünyada çıkarlarınızı bu kimlikle sağlarsınız. Burası imparatorluk bakiyesi sonuçta. 

Tarihle yüzleşmekten bahsediyorsunuz hep. Şu sıralar 1915, Dersim, Maraş konuşuluyor. Sizi tatmin ediyor mu bu yüzleşme?
Şahsen abartıldığını ve kullanıldığını düşünüyorum bu yüzleşme işinin. Yüzleşme adına siyasete malzeme çıkarılıyor. Bakın, 1915’te yaşananlar bizi iliklerimize kadar üzdü, yasını da tutuyoruz ama tek yanlı kara propagandaya dur demek, alet olmamak lazım. Kendimizi cezalandıracak mıyız? Sonu yok bunun... 

Konuşulmasın, kapalı kalsın diyorsunuz yani?
Hayır, gizlilik kabul edilemez. Ermeni meselesi de açılsın, konferanslar yapılsın. Ama bir soykırım olduğuna inanmıyorum. Selçuklu’da Mevlevilerin kardeşleşme töreni vardır. Nisan yağmurları yağarken aynı tastan su içerler. Böyle bir kültürden gelip de insanları kardeş bilmemek mümkün mü? Bu topraklarda öyle
bir şey olmaz. Asla ırkçılık olmamıştır, olmayacaktır.

‘Küratörleri takmamalı’
Küratörlerin, galerilerin sanatçıları kısıtladığını düşünüyor musunuz?
Gençler bienallere katılacağım diye sıraya girdiler, küratörlerin önüne dizildiler. Sanatın, sanatçının üzerinde bir kurum oluştu. Küratörler sazı eline aldı, istediği gibi çalıyor ama yaptıkları besteler doyurucu ve etkileyici değil. Küratör, fikir adamı değildir ki şunu yap bunu yap desin sanatçıya. Kimse takmamalı onları. En güzel cevabı Gombrich verdi aslında: Hiçbir eleştirmenin anıtı dikilmemiştir tarihte.